AŞK… GECENİN YORGUN YÜZÜ

“… Evlilik sorumluluk, güven, sadakat ister, her şeyden önce birbirine saygı! Bugün kaprislerimizi çekiyorsunuz, evli olsak aynı durum olur muydu? Sanmıyorum!”. Selma’ya sus demek ne mümkün, açtı ağzını yumdu gözünü. Burak, her zaman lafı alttan almayı başarıyordu. Onca lafı bir yana bırakıp, Selma’nın ellerini tuttu. “Sen benim kalbimin sultanısın. İşini, sanatını sevdiğini biliyorum ve destekliyorum hayatım, bana inan aşkım!”. Selma biraz kızardı ne diyeceğini şaşırdı ve masadan kalktı…” (*)-(sy.103).

“ … Yatağa kendimi attığımda, yeniden hayal dünyasına yürüdüm. Büyük bir bahçenin içinde annem ve babam yan yana oturuyorlardı. Kollarını açmış sevgiyle gözlerimin içine bakıyorlardı. Koşarak kollarına atıldığımda kocaman bir karanlığın içinde kaldım.Gözlerim açıldığında, korkunç bir titremeyle sarsıldım. Odada karartılar görmeye başladım. Sanki duvarlardan sesler, uğultular geliyordu. Korkuyla başımı yorganın altına gizledim. Sabaha karşı uyandığımda iliklerimin boşaldığını hissediyordum. Kanımdaki zehrin etkisi azaldıkça üşüme titremeyle sarsılıyordum. Saat kaçtı, günlerden neydi bilmeden bu odada baygın bir halde yığılmışım. Yüzüme dökülen suyla irkildim. Patron denen adi adam elinde sigarası başımda duruyordu. “Şimdi kulaklarını aç ve beni dinle!”. Sırılsıklam bir halde korkuyla ona baktım…” (**)-(sy.182).

Gerçekçiliğin şimdiye dek çeşitli tanımı yapıldı, çeşitli uygulamaları görüldü. Her tanım, bu sanatsal eylemde önemli gördüğü yanı açıklığa kavuşturup düzene sokarken, öbür yanlarını ya ihmal etti, ya hiç önemsemedi ve hatta gerçekçilik dışı bıraktı. Bu tür düşünsel kümeleşmeler, ilk bakışta sorunun karmaşıklığını ve bütünlüğünü gözden kaçırıyor gibi görünseler de, aslında düşüncenin daha güçlü yöntemle gelişmesi ve gerçeğin el verdiğince tam bir biçimde kavranması bakımından gereklidir. Yaşanılan sorunların diyalektik boyutunu irdelerken, kimi düşüncelerin ve anlatımların tarihsel boyutunu da incelemek veya ele almak gerekir. Daha önce varsıllığını sürdüren edebi eserlerin, diyalektik bir ürünü olan kimi bireysel görünümleri gerçekçilik dışı bırakmış ve sanatsal değerleri, geçerlilikleri, etkileri, her şeye rağmen su götürmez çoğu sanat ürünlerini değişik bir dünya çizgisinde yer almaları nedeniyle değersizlikler, sanat dışılıkla damgalanmıştır. Bugün ise, gerçekçiliği daha tutarlı, daha bütüncül bir biçimde düşünmek olanağına sahibiz…

Bir edebiyat eserinde, düşünce’nin sıfatsız olarak zorunlu varlığı ne anlama geliyor?

Okuduğum veya yorumlarını yaptığım, edebiyata gönül vermiş dostların kitaplarında genel izlenimle şunları gördüm; Ancak, öncelikle olması gerekenleri sıralamak istiyorum // Her şeyden önce, edebiyat eserinin bir akıl, bir muhakeme ürünü olduğu; akılsal gerekçelere dayanan bir seçmeyi gerektirdiği; böyle bir seçmenin, sanat eserinin tarihselliğinin pratik ve kuramsal bir gerekçesi olduğu; düşünce aracılığıyla aynı zamanda tarihsel bir ürün olan sanat eserinin, muhakeme ve seçme sonucunda mutlaka bir yanı tutacağı, bir şeyi savunacağı anlamına gelir. O halde edebiyat, niteliği gereği bir yanı tutar, bir düşünceyi savunur. Bu nedenle, yalnızca bir yanı tutması veya tutmaması ölçüsüyle edebiyat eserini değerlendirmeye kalkmak, kuramsal bir çelişkidir. Çünkü edebiyat eseri olup da bir yanı tutmayan, bir görüşü, bir düşünceyi, çok dolaylı da olsa, savunmayan hiçbir eser yoktur. Sığ düşünceli, kıt sezgili kimselerin hiçbir yanı tutmuyor sandıkları eserler, eğer gerçekten sanat niteliği taşıyorlarsa, gerekli toplumsal-kültürel ilintiler kurulduktan sonra, görülür ki, mutlaka bir yanı tutar, mutlaka belirli bir düşünceye, görüşe hizmet eder.

Tüm bunları, sizlere kısa bir panorama eşliğinde sundum. Yorumladığım kitapların sayısı 100’leri geçti. Bu kitaplar içinde mantık yürüten, felsefi düşünceden uzak, yazdım da oldu düşüncelerini içerircesine sunulan kitapları gördüm. Ancak bir önceki paragrafta belirttiğim anekdotlara gelince, en üstte değerli yazar kardeşim ‘Yağmur Zarif Baysal’ın, ‘Aşk, Gecenin Yorgun Yüzü’ adlı kitabında gördüm. Ve bu kitap kategorisini sizlerin dağarcığına yüklemek için bu kısa düşüncelerimi aktarmaya çalıştım.

Şiiri, şair etkilendiği tarzda sunar. Oysa öykü veya roman, anlatımlarda mantıksal ve hız… Yani yeni düşünceye uyarlama yaparsak, aksiyon veya tempo içermelidir. Böylece okuru sürükler. Tüm bunların yanında da yazar, kitap boyunca anlatımlarına sahip çıkarak tabir-i caizse vurucu tarzda bir son yaratmalıdır. İşte tüm bunları ‘Aşk, Gecenin Yorgun Yüzü’ adlı kitapta gördüm. Elbette burada şunu da ilave etmek durumundayım. Sanılmasın ki, yayımlanan diğer kitaplar bu düşünceleri içermiyor mu? Bunu söylemek banal bir düşünceye yakın durmak demektir. Hem böyle bir olasılığı yadsırım!

“… Her yer karanlıktı o günlerde, beyaz ölümün sardığı beynim yaşamayı bile kabul etmezken, bir ses yaz dedi… ‘Anlamsız’ dedim. ‘Anlamsızı yaz’ dedi… Anlamsızlığı yazarken hayatın anlamını öğrendim, kimi zaman isyanımı dinledi, kimi zaman kaprislerimi… Anlamsızlığın anlamını çözerken dostluğu, çıkarsız sevgiyi öğrendim…”.

Yağmur Zarif Baysal’ın, kitabının sonunda (arka kapak) yazmış olduğu bir paragrafı daha alıntıladım. Bunu buraya almaktaki amacım, anlatmak istediğim olumsallıkları okurun daha iyi görmesi ve inceleme dağarcığına betimlemesidir. Çünkü yazar, az önceki kısımlarda belirttiğim anekdotlarımda da aktarmaya çalıştığım işte bu naif incelik ve nüans yaratmalarıydı. Ve gördüğüm kadarıyla, kaldı ki kitabın bütününü okurun irdelemesini salık verirken, belirtiğim hususlar daha iyi algılanacağı düşüncesindeyim. Eminim, edebiyat yolculuğunda nice taşları bertaraf ederek, tökezlenmeden başarılarla dolu asfalt yollarda yürüyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim…

Belirtmek istediğim diğer konular ise; edebiyat eserinde zorunlu olarak bulunması gereken düşüncenin, sıfatsız olduğu öncülü, kimi tutarsız tavır alışlarımızı önlemektedir. Yalnız belirli bir içeriği belirli bir doğrultuda yansıtan eserlere sanatsal niteliği tanırsak, karşı düşünceyi yansıtmış, ama bunu, pratikteki gerçek oluşumu saptırmadan, tutarlı ve doğru olarak yapmış, yani gerçekliğin, gerici de olsa bir başka yönünü namusluca vermiş olan eserleri elimizin tersiyle itmek zorundayız.

Bu nedenle son cümle olarak ilave etmek isterim ki; yorumlamasını üstlendiğim kitaplardan haz aldığım bir kitap daha… Yolun açık olsun ‘Yağmur Zarif Baysal’…

www.haberhurriyeti.com / MUSTAFA GÖKÇEK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?