Gitme Baba!

GİTME BABA!

Bozdurduğum sevinçleri çoktan harcadım

Dağıtıp geçtim arka sokaklarda

Geceyle söyleştim zencileşti terim

Dizinin dibinden kalkan gemilerim

Vuruldu menzilinde adım adım

Şaşardım kan sağanağı sorularda

Gitme baba

Sensizsem bir istasyonda gezinirim

Vagonlar bekâr odaları gibi sürüklenir

İzin ver kalayım üç numara tıraşımla

Düşlerim rengârenk olmayabilir

Bil ki hâlâ reşit değilim acılara

Akşamı geciktiren oyunlar bul bana

Gitme baba

Dilersen bir kenti birlikte yürüyelim

Derbeder gençliğimizle çıkalım yola

Kuyruğunu uzun tut uçurtmaların

Karanfil zamanı ilişsin yakamıza

Günleri çocuk sesleriyle bezeyelim

Duruşun yakışmıyor bayram sabahına

Gitme baba

Yağmurum kirlendi güneşim darda

Artık kırabilirim içimin camlarını

Bir isyan günlüğüyle yaklaşıp hayata

Çığlık çığlığa çökse de merdivenlerim

Soyunup etimden derviş sabrını

Örterim incinmiş yorgunluğuna

Gidersen baba…

Değerli şair-yazar kardeşim ‘Ahmet Günbaş’ın, bu güzel ve anlamlı şiirini, ‘Çağlaçakır’ olarak ismini betimlediği şiir kitabından alıntıladım! Neden bu şiiri seçtin derseniz, elbette bir insanın yaşamında ‘anne’ önemlidir ama nedense (en azından) bende daha çok ‘baba’ figürü ağırlıktadır… Sanırım sevgili Günbaş içinde böyle! Ve üstelik bu kadar güzel ve kısa imgelerle anlatım! Duygu yüklü bu şiir, insana yoğun bir atmosfer ortamını hazırlıyor gibi!

Değerli arkadaşım ‘Günbaş’ı yıllar önce şiir kitaplarıyla ve daha sonra yazılarıyla tanıma onuruna eriştim. İlk yazısı 1973 yılında, ‘Demokrat İzmir Gazetesi’nde yayımlanan şair ve yazar, daha sonra ise birçok yazı, deneme, öykü ve şiir kitaplarına imza attı. Ve o yıllardan sonra edebiyatın hemen her kulvarında kalem oynattı! Hemen her esinlendiği, atmosferine her giren duygu yükünün yoğunluğunu şiirlerine ve yazılarına yansıttı. Kendinden, dostlarından, Zonguldak kömür işçilerinden… Olayları, yaşanılanları kendi gözlemleriyle oylumlu bir biçimde anlattı! Marmara depremini, Kosova’yı, Sivas kıyımını… Yaşamından, tanıklıklarından oluşan geniş bir yelpaze! Üstelik bu yelpazenin kanatları büyük bir hüzünle örülmüş… Bu yazıları okumak da ayrı bir keyif!

Yaşanan acılar, ülkenin içinde bulunduğu çıkmazlar, siyasal baskılar, insanlar arasındaki iletişimsizlik, insanların giderek daha çok yalnızlaşması; aşksız, sevgisiz yaşamanın olanaksızlığı…

Yıllar öncesi… Ve ondan öte yılların çok öncesinde yaşanan, ancak failleri kimi zaman veya hiç bulunamayan cinayetler! Yakın tarihimizde yaşanılan ferdi ölümlerin, öldürenlerinin adeta buhar olduğu kaos ortamları… Askeri darbenin getirisinde, götürdüğü çok can… Katliamlarda yaşamından koparılan nice can, canlar… Bir şeyler söyleme esrikliğini gösteren, bu konuda betimlediği ağrısını görsel olarak mitinglerde, protesto gösterilerinde belirtmeye çalışıyor, çabalıyor! Bunun dışında kalanlar ise, bu konularda ancak yazdıklarını algılatılabiliyor, dinleyenlere, okuyanlara… Çünkü onların söyleyebilecekleri platform, ancak kitapları ve masanın üzerindeki kâğıtlarıdır. Buna ilaveten de saklı olan bir dünyaları, yani silahları vardır! O da kalemleridir… Elbette, sevgili kardeşim ‘Ahmet’ gibi… Bu nedenle, bir şeyleri görüp veya duyup susanlardan olmuyor, kimsenin de olmamasını yazılarında, şiirlerinde alt mesajlarla çok güzel belirtiyor

Cinayeti gördük ve sustuk sonsuza kadar

Yakılmış soru imleri boğazlanmış ünlemler

Gözbağlarıyla yürümüş serkeş kıyıcılar

Mitralyöz çiçekleri gibi öyle duygusuz

Açgözlü sunakların kavını çakmaya

Berkitmiş duvarını kavkımız kabuğumuz

Kat kat perdeler sunmuşuz akşamlara

Ve peteğinden kan damlarmış unutuşun

Azıcık dokunsan damarına: Sabra, Şatilla

Beri yandan Tel-Zaatar… mülteci göçük

Ten kalesi yıkılmış can bahçesi tarumar

Telli telsiz kopmuş hayat… Puslu bungun

Çocuklarsa kucak kucak intihar

Kutsallığından sıyrılmış da birkaç sözcük

Başkaldırmış miracına bağıra çağıra

Cenin’ den geçmiş kurşun lamı cimi yok bunun!

Kavgaya, yoksulluğa, dirence, işçi kıyımlarına hep başkaldıran dostlarının, kardeşlerinin, arkadaşlarının yanındadır ‘Ahmet Günbaş’… Tüm bunların yanı sıra, şiirinin güzelliğinde de barışa uzanmıştır kalemi, nefesi!

Bir nehirsem nereye aktım/Çağıl

Çağıl taşçılayın/Sularım ne zaman kirlendi

Buzuldum bakarkördüm kendime yasaktım

Tez dağılmış sırça köşküm/Serpilmiş

Ömrümün boz rengi

Yeni yeni uzuyor kollarım

Yeşil bir dal çıktı geldi

Ben seni hangi baharda bıraktım

Ahmet Günbaş’ düşüncelerini; “… Şiir, eşzamanlı bir yolculuktur bana göre. İnsanlığın ortak duyarlılığına doğru kanat çırpar. Bireysel tarihimizin kimi izleri de dâhildir buna… Kısaca yaşamın her alanına içtenliği ile girip çıkan yalın bir şiirden yanayım…”. Ve ekliyor; “…seçememiş alınçatım candan içre çağlaçakır çiçeğini…”.

www.haberhurriyeti.com / MUSTAFA GÖKÇEK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019 yılının en iyi dizisi sizce hangisiydi?