Eğip Bükmeden, Eğilip Bükülmeden…

(Bir Cumhuriyet Başsavcısının Anıları – Berin TAŞAN)

Yılları, hep birilerine doğru yolu göstermek, yoldan çıkmışlara, kanunsuz davranışlara girenlerin karşısında olarak geçmiş bir insan var karşımda. Adeta doğruluk abidesi… Üstelik bu tutumları, uzun süren tahsilinin yanı sıra, kendi varsıllığında da betimlemiş bir insan, sevgili Berin Taşan… Düşünüyorum bir ara, acaba Taşan başsavcı olmasaydı da… Yani yaşamı boyunca hukukla hiç iştigal etmeseydi de yine de, yukarıda ki satırlarda betimlediğim insanların yakasına yapışır mıydı? Bence yapışırdı. Çünkü onun adına başka bir varsıllık tasavvur bile edemiyorum. Kaldı ki, 1928 doğumlu olan Berin Taşan, Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonraki yıllarda yaşamış biri olarak, ülkemizin neredeyse hemen en sıkıntılı ve ekonomik anlamda zorluklarını görerek yetişmiş biri. İşte, günün şartları ve yaşamı boyunca uğraş verdiği sanatsal faaliyetlerinden bir nebze, dünyanın atmosferinden bana kalanları aktaracağım. Ve böyle nitelikte bir insanı, naçizane bu düşüncelerle irdeleyebildim…
Etiket… Ancak burada anlatmak istediğim unsuru ivedilikle açıklayayım; “unvan” manasında söz edeceğim. Bu, hemen her yerde geçerliliğini koruyan bir akçe. Örneğin, adliye dışında ele alırsak bu olguyu, bazı kamu kuruluşlarında hiçbir zaman, kuruluşun hizmetlisi, amiri ya da kurumun müdürü ile aynı statüde olmaz. Bu durum elbette söz konusu kurumda olmaması gerekebilir. Fakat mesai bitiminden sonra yaşanılanlar dikkat edilecek cinsten… Neden mi? Hani, Nasrettin Hoca’nın ‘ye kürküm, ye’ sözü var ya… Kimi yerde de bu durum etiket savaşına döner, adeta… Çünkü bizler, yani tüm toplum olarak düşünürsek etiket toplumuyuz. Sanmıyorum ki, hiçbir vali, bulunduğu şehirde gitmiş olduğu herhangi bir yere saltanat eşliğinde karşılanmasın… Bunun yanında diğer vatandaş ki dikkatinizi çekerim herhangi bir kamu görevlisi demiyorum. Salt, sade bir vatandaş… Valinin bulunduğu yerde veya bulunmadığı yerde, maalesef esamisi bile okunmaz. Çünkü az önce de dediğim gibi ‘etiket’ toplumuyuz? Muhakkak üzerimize yapıştıran bir yafta olacak. Bir zamanlar hocanın söylediği gibi “ye kürküm ye…” düzeni ve devriyle yaşayacağız.
İşte bir ülkede mülkü amir neden olur? Bir ülkede adalet yargıcı, adaletin savcısı, başsavcısısı neden olur? Bir ülkede tüm bunlar yok… O halde biz varız, astığımız astık, kestiğimiz kestik anlayışı var! Var ise, ortada bir kaos ortamı neden oluşuyor diye, hiç sormayalım…
Berin Taşan, yıllarca bu ve buna benzer düşüncelerde hareket etmiş, yürekli bir başsavcı… İşte böyle adaletli, böyle yürekli, hep haklının yanında yer alan hukukçu, hukukçular olduğu sürece, sanmıyorum ne Türk toplumu ne de başka bir toplumun sırtı yere gelir…
Berin Taşan, salt adliyede olan memuriyetinde değil, yıllar öncesine dayanan bir tür baş-kaldırısı ve düzensizliği, adaletsizliği kabul edememe, adeta yılarca süren bir hak arayışı içerisinde… Çünkü yıllar önce yazmış olduğu şiirlerinde bu varsıllığını koruduğunu anlıyorum.
“1946 Yılında Samsun Lisesinde bağnaz, yeni ve çağdaş edebiyata düşman, bir edebiyat öğretmenimiz vardı. Şiirlerimin Varlık ve İstanbul dergilerinde çıktığını duymuş, beni harcamak için fırsatını kolluyormuş, bilmiyordum. Bir gün sınıfa girdiğinde yeni bir ödev verdi. Her öğrenci istediği bir yahut iki ünlü şairin hayat öyküsünü, edebiyatımızda ki yerini hazırlayacaktı. Arkadaşlardan teker teker hangi şairleri hazırlayacaklarını sordu. Sıra bana geldiğinde: ‘Tevfik Fikret ile Nazım Hikmet’ dedim. Yanıtım öğretmende adeta bir bomba etkisi yarattı. Kızardı, bozardı, ağzı köpüklendi, kızgın bir şekilde azarlar gibi; ‘O şairler programımızda yok!’, ‘Sizin programınızda olmayabilir ama Türk Edebiyatında var. Hırsla sınıftan çıktı. Müdüre jurnal etmiş. Açığımı bulsalar, okulla ilişiğimi kesecekler…”. “Bu olaydan yirmi yıl sonra 1965’ de imece dergisinde ‘Orta Yolcu’ başlıklı bir şiirim yayımlanmış… Şiir ‘Türkiye’ de bir milyon veremli mi var? / Ben orta yolcuyum kardeşim / Adam bir koyup, bin kazanıyormuş / Ben orta yolcuyum arkadaş…’ diye devam ediyor. Bu şiirin altına da, şiiri yayımlayanlar ‘İzmir Savcısı’ diye yazınca, hakkımda kararname çıktı ve Sinop yolculuğum başladı… “. (Eğip Bükmeden, Eğilip Bükülmeden / Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Yayınları. 248 sayfa…)
Evet, bahsetmek istediğim Berin Taşan bu… Söyleyeceği sözleri, söyleyeceklerinin sonlarına pek bırakmayan ve kimseye pek madalya taşıyıcılığı yapmayan, kimseden de madalya beklemeyen dürüstlük timsali bir insanı anlattım, kalemim aktarabildiğince… Ve şu an böylesine yüce gönüllü birini tanıdığım için mutluyum. Ayrıca yıllar sonra, dürüstlükten uzak nice yargı mensuplarını gördükçe, yitirmekten korktuğum umudum yeniden yeşerdi.
Sağ olasın üstadım… Gelecek kuşaklar, gelecek nice hukukçular, yıllar sonra bir koltuğa oturacak nice yaşıtım, o koltuğun arkasında madalyonun tersine bakmayı unutmazlar umarım…
www.haberhurriyeti.com / MUSTAFA GÖKÇEK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi