Hıdırellez… Arınarak yeniden uyanış

HIDIRELLEZ… ARINARAK YENİDEN UYANIŞ

Ateşin alevleri, duman ve kül üzerine…

Sözün ucunu yakalayabilmek ve özüne inebilmek için konunun…
‘Ateş’in arınma ve arındırma gücünden dem vurmak maksadım.

Şarkıların ritminden, alkışların titreşiminden…
Güneşin sonsuz döngüsünün yaşama etkisinden söz edeceğim bu gün.

Dünyanın dört bir yanında…
Eski çok eski zamanlarda adamın biri ateşle tedavi edermiş insanları.
Yaptığı, yapmaya çalıştığı şey, yani Homaterapi imiş yani ateşle tedavi.

Günümüze uyarlanırsa Homaterapi diye adlandırılan bu tedavi Yainya olarak adlandırılıyormuş.
Bakır bir piramitte, şifalı olduğuna inanılan ve aslında ispat edilmiş de olan çok yakından bildiğimiz inek tezeği,
yine şifalı olduğu bilinen saf inek tereyağı birbirine bulanır bir yakacak haline getirilir ve ortalık bir yerde yakılırmış.

Bu terapiyi yapıyor olmanın tek şartı ise;
Ya gün tam doğarken ve ya da tam batarken, tam o dakikada, tam da o saniyede gerçekleştirilmesiymiş.
Zirâ o muhteşem anlarda, güneşin dünyaya çok yararlı bir enerjinin saldığına inanılırmış.
O anlar günümüzde de halâ muazzam enerji yayar ortalığa.
Büyük keyif aldığımız vakitlerin en çok bu iki zaman dilimi olduğunu inkâr edebilir miyiz?
Edemeyiz elbette.. Çünkü keyfimiz de yerindeyse günün en güzel saatleridir onlar.

Hele yeryüzünün soğuk günleri geride bırakıp tabiat ananın bahara gebeliğini müjdeleyen
mayıs ayının ilk haftasında kutlanan Hıdırellez günlerinde güneş başka türlü doğar, başka türlü batar sanki.

Doğa sessizleşir, bir annenin doğum sonrası sukûnetine erer.
Başka bir huzur, bambaşka bir döngü içine girer, selli pullu, karlı, yağmurlu,
gök gürültülü nemli soğuk günlerin ardından.

İnsanlar uyanır sanki birden kış uykusundan.
Silkelenir, kendine gelir yeniden.

Yüzyıllardır bu güzel değişim ile kendini daha taze, daha dingin, daha enerjik olduğunu
hisseden insanoğlu kendi kültürleri gereğince farklı farklı şekillerde kutlasalar da…
Adı hep aynıdır HIDIRELLEZ !
Hani şu bizim;
Akşam üstü güneşin batmasına denk gelen vakti seçip, ateşin arındırma gücüne inanıp ve yenilenme,
yeniden doğma adına ateşler yakıp, gül dallarına dileklerimizi yazdığımız kağıtları asarak, kabul edileceğini ümit ederek kutladığımız HIDIRELLEZ…

Çeşitli boylarda ve ne yazık ki artık sokak aralarında yakar olduk ateşi çoğu kez.
Bu konuda kırsal kesimlerde yaşayanları daha şanslı, daha özgür kabul ediyor olsak da,
yine de bildiğimizden şaşmaz yakarız o küçük büyük fark etmez ateşi.
…ve tabi ki hiç değilse bir kaç kez atlarız üstünden.

“Tezek falan bulmak zor artık günümüzde…
Has tereyağınının katıksızını da bırakın yakmak için yemek ve tadmak için bulmak hâk getire…
İşte sağdan soldan toplanan çalı çırpı, odun, tahta parçası falan idare ediyoruz çocukluğumuzdan beri.”

Yanlış anlaşılmak kötü bir duygu.
Bunu yaşamak hissetmek istemem.
Tövbe haşâ…
Ateşe tapmak değildir bunu adı…
Bunun adı silkelenmek ve arınmaktır.
Yanan ateşin doğanın bütün olumlu enerjilerini üzerinde toplayarak ve bu enerji ile raks eder gibi titremesine
tanık olduğumuzda üzerinde dönüp duran duman o harika görüntü içinde atmosfere yayılır ve gökyüzüne çıkar.
Kim bilir belki de gül ağaçlarına asılan dilekleri ya da bir gül ağacı bulamayıp gönlümüze iliştirdiğimiz arzularımızı,
beklentilerimizi o duman götürüverir ulaşmasını istediğimiz yere.

Geriye bir avuç kül kalır.
Pek çok kimse süpürür gider külleri
Ama asıl keramet ondadır.
“Yeniden doğmak için küllerinden” deyimi de buradan mı gelmiştir acep?
O da başta anlattığım “tezek – tereyağ” ikilisinin yanmasından arta kalan kül niyetine…” deyip şifa beklemek gerek galiba o küllerden..

Ateş iyidir aslında…
İyi niyetlerle doludur.
Güneşin Dünyamıza armağanıdır.
Tabi ki usta ellerde güzelliklere ulaşır.
Günümüzde kimyasal zehirli atıkların,kirlenmiş suların,zarar görmüş toprakların ve radyasyonun sağaltımında mikro iklim yarattığı ve
doğayı iklim şartlarından koruduğunu düşünecek olursak bir armağan olduğu tezini de onaylamış oluruz.

Dünyanın birçok yerinde hiç sönmeden yanan ateşler varsa hala;
Belki de gezegenimiz, atmosferini ısıtmak yoluyla kendini bizlerden arındırmaktadır. Ya da arınmaya hazırlanmaktadır…
Ne dersiniz?

Korkmayın işte…
Açın gönlünüzü yaradana
Açın avuçlarınızı duayla…

Bu gün HIDIRELLEZ…
Dileklerinizi bağlayın gül dallarına ve atlayın üzerinden, yanan bir ateş gördüğünüz zaman akşam vakitleri bir yerlerde…
…ve Güneşin batışıyla birlikte küllerinizden yeniden doğmaya bakın…
Arınarak tüm kötülüklerden.

Kalın Sağlıcakla

www.haberhurriyeti.com / NUR SAYLAN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nur Saylan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?