YÜREĞİNE BAK

İnsan yaşamı dağılma ve toplanma/toparlanma evreleriyle biçimleniyor. Öyle sürükleniyor zaman nehrinde. Dağılma ile toplanma –toparlanma- birbirine anlam katan iki zıtlık durumdur, diyesi geliyor insanın. Her iki tanımda da dirim, yani devinim göstergesi sayılmakta çünkü. Dolu dolu algılanan zaman parçasını işgal eden bilinçtir… Geçip yitmekte olandan ‘değer’ kopartır. Öylelikle, insan için ölüme karşı hayattan yana ‘gözetilen’ ışık oluverir yaşam. Kavramların elbette gizi yadsınmaz ayrıntılarıyla…

“… Sürgünlerimi çekilmez kılmak için seçilmiş bu yaşanmaz şehirleri, hayal dünyamın albümüne koyulacak güzel bir anı haline getirmek için çalışıyorum. Unutuyorum hepsinin beni yok etmeye çalışan zorbalığını, onları yeniden yaratıyorum… / … Önce ellerimi büyütüyorum tüm şehri içine alacak kadar, sonra parmak uçlarımın sevecenliğinde bütün sokakları, havayı, suyu temizliyorum. Ak bir tuval oluyor avuçlarımda şehir. Yaptığından memnun arkama alıyorum ışığı, yeniden yaratmaya başlıyorum… // … Mevsimlerden bahar yapıyorum, baharın leylek zamanı…” (sy.13,14) – (*).

Sülbiye Yıldırım’, düz yazılarında ve kitaplarına konuk ettiği öykülerinde, bir anlamda şiir yazar gibi öykülerine de imge yükleyen bir yazar. Dağarcığına koyduğu ve öyküleştirecek hemen her konuyu irdelerken, nice varsıllıklara da kucak açıyor! Kısa betimlediği öykülerinde, uzun soluklu romanların tadı var. Kişinin kendi yaşamındaki dağılma ve toparlanma serüveni içinde daha bir önem kazanıyor giriş paragrafındaki düşünce. Tam da tökezlenme sonrasında, ‘yolun sonsuz anlamlar içerdiğini’ fark ediverince… Güncel sıkıntılar, sıkışmalar, sıkıştırılmalar aşılırken duyumsanan; zamana dağılma sancısı… Yaratıcı itki gücüyle ivme kazanıyorsa (ki kazanıyor) saçmalıklara karşın gündelik yaşam sathında. Direncin ilenme evresi kendine doğru daha emin adımlar attırandır belki de… Dönem mağduru birey, öznel değerlerini bütünlüklü bir derlemeyle dindiriyorken, içsel deprem, öyküsel patlamaya telaşla açılıp olgunlaşıyor demek ki. Hayat belirtisi ‘Yüreğine Bak’ değil mi o bağlamda? Öyküdür, olabildiğince aktarılan okura ve anlamlı bir hüzün yumağıdır okurun gözünde betimlenen… Derin kaygıların dışa vurumu bir kitap olmuş içerikli öykülerin yoğunlaştığı bu kitap!

Düşüncelerin genç dimağlarla kucaklaştığı ve izleyenlerin dikkatinden kaçmayan, oysa zaman içinde gerek yazılarıyla ve gerekse düşünsel bazdaki söylevleriyle merak uyandırmış bir kalem ‘Sülbiye Yıldırım’ın geliyorum diyen kalemi. Hoş geldi…

Birbirinden güzel, birbirinden anlamlı ve öykü dolu bir kitap, okuru heyecanlandıran izlenim uyandırıyor… Okuyanda! Öykülerdeki içtenlik kadar tedirgin ve ivecen hal; mitolojik bir düşünsel ırmakta akan şelale düşüncesiyle, felsefenin pratiğine uygun bir zaman ırmağını oluşturuyor, bütünlükteki öyküler.

“… Bir kamyonun kasasına istiflenen, göçebe evlerin paketlenmiş kalabalığında, gidilmesi zorunlu bir kentin yollarında doğmuşum. Hâlâ sürüyor bitmeyen yolculuğum…” (*). Bu satırların kucaklaştığı bir sıcaklıkla, bellekte yer tutacak bir imgelemle başlıyor, bu öykü ve oylumlu diğer öyküler… Güncel iletişim sürecinde, özellik arz eden, sıradanlığı konuşma dilinin akışkanlığında içselleştiren ve incelten biçemle, dizelere gözlem ve söylem yeteneğiyle katkı sağlıyor hiç kuşkusuz. Verili koşullara, insanlığı tüketen zehirli ağlara tepkidir; “… Ak bir tuval oluyor avuçlarımda şehir!” (*). Meydan okuma sayılmaz mı? Karşılaşılan, dayatılmış hüsran ortamına? ‘Yüreğine Bak’ın etkilenme, beslenme kaynağı, hızla yaşanıp tüketilen kentsel ilişkiler, çoğaltılan değersizliktir. Pek çok insanın günlerin hay-huyu arasında farkına varamadığı, yaralanmalar, pıhtılaşmalar, zamanla şiirin atardamarına sızmaz mı? Sızar! Bu, imgesel-simgesel patikayı oluşturan akışkanlıktır. Algılama, gözlemleme dizelere tahvil edilemiyorsa neye yarar? Çünkü “Her şey akar” felsefesinin evrenselliği, doğasallığı esastır. Hayatın içinden seçtiği/aldığı (daha doğrusu herkesin gözüne batan ama ıskalanan) söz ereğince, sanki enstantanelerin betimlenişidir hayat. ‘Sülbiye Yıldırım’ın tematik tavrı, yaşattığı ve yarattığı öykülerini çok geniş alanlara yayıyor. Anlatım: “…Sürgünlerimi çekilmez kılmak için seçilmiş bu yaşanmaz şehirleri, hayal dünyamın albümüne koyulacak güzel bir anı haline getirmek için çalışıyorum…” (*).

Kentsel keşmekeş, yoksunluk-yolsuzluk, ‘ucuzluk’ ile ‘bayatlığı’ taşıyor öykülere… Bu günümüz öykülerinde kimi beğenilen, kimi eleştirilen ‘tarz’ lardan, ama bu tarz, söz kalabalığı etmek şöyle dursun, söylemi zenginleştirir de, yerine-durumuna göre. Belki uzunca bir öyküde satırlarca sürecek bir söylemle yazarımız, ‘Yüreğine Bak’ derken bu öykü kitabıyla, öykülerinde birçok düşünceyi de dile getiriyor…

Bir ömrün özeti mi, yoksa bütün sonlar için en kestirme yanıt mı okuduklarım?

Meraklısına;

Yazarımız ‘Sülbiye Yıldırım’, 1958 Malatya doğumludur. Malatya Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra, Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü okumuş ve aynı fakülteden 1983 yılında mezun olmuştur.

Çeşitli edebiyat dergilerinde yazıları yayımlanan yazarımız, halen sanatsal çalışmalarını sürdürmektedir…x

www.haberhurriyeti.com / MUSTAFA GÖKÇEK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Sevinç Özküçük Mustafa Gökçek - Mustafa Gökçek bey her zaman ki gibi yüreğiniz ile okumuşsunuz Şahane bir anlatım . Teşekkür ederim güzel yüreğinize. Sülbiye hanım kitabınızı alıp güzel hikayeleri okumak isterim sevgilerimle

Teşekkür ederim Sevinç Hanım.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Şubat 13:28


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?