Ayı Dağı Efsanesi

Ayı Dağı Efsanesi

Sevgili okurlar, üç kıtada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarının en geniş olduğu dönemde; şimdilerde Ukrayna toprakları içinde kalan küçük bir yerleşim yeri vardı. Karadeniz’in karşı kıyısında bulunan yerleşim yerinin kuzey tarafındaki dağın yamacında, kayalıkların üstünde, kubbesi kızıl bakırla örtülü bir kilise mevcuttu. Sıcak yaz günlerinde bazı Osmanlı Askerleri, daha serin olduğu için dağın kayalık yamacını tırmanır, kilisenin avlusuna çıkıp selvi ağaçlarının altında oturur, Karadeniz’i ve ufkunda batmakta olan akşam güneşini seyrederdi.

Yine böyle sıcak bir temmuz günü Rahibe İrina, Kilisenin bitişiğindeki odanın penceresinden selviler altında oturan askerleri seyrediyordu:

- Uzun boylu olan ne kadar yakışıklı. Ahh ne kadar güzel gülüyor! Bana evlenme teklif etse tüm şartlarını kabul ederim. Onları yemeğe davet etsem mi? Aman Tanrım neler saçmalıyorum ben…

Böyle düşünmesine rağmen bir süre sonra ayakları istemsizce onu papazın yanına götürdü:

- Papaz hazretleri bu akşam yemeğimiz arttı, fazlasını bahçede oturan askerlere versek diyorum. Hem sevap da işlemiş oluruz.

- Elbette verebilirsin kızım. Bu düşünceni çok takdir ettim. Tanrının sevgili kullarından olmak için insanları ayırmadan iyilik yapmamız gerek.

Ancak yaşlı Rahibe Ursula durumun farkına varmıştı:

- Çok cesursun İrina!

- Seviyorum Rahibe Ursula, sevenler cesur olur.

- Aman Tanrım kime âşık oldun?

- Ağacın altında oturan üç askeri görüyor musun?

- Evet hangisi?

- Şu soldaki uzun boylu olanı…

-Kızım günaha girdiğini bilmiyor musun?

-Daha fazla günaha girmemek için onunla evlenmek istiyorum.

- İrina sen ne söylediğinin farkında mısın?

-Evet Rahibe Ursula, evlenmenin biz rahibelere yasak olduğunu biliyorum. Ancak aşkım için ölümü bile göze almaya hazırım.

Papazın onaylamasının ardından Başrahibe Ursula, bahçede oturan askerlerin yanına gitti:

- İyi akşamlar, Papaz Efendi sizi yemeğe davet ediyor. İcabet ederseniz çok memnun olacağını söyledi.

-Yemeğe mi? Bilmiyorum ki, arkadaşlara sorayım.

-Bize sorma Orhan, sen karar ver.

-Evet en kıdemli sensin.

-Tamam öyleyse geliyoruz.

-Lütfen beni takip ediniz.

Kiliseden içeri giren askerler karanlık bir koridordan geçti:

- Holü geçtikten sonra yemek odasına varacağız. Merak etmeyin orası aydınlıktır.

Kapının arkasında askerlerin gelmesini bekleyen rahibe İrina’ya şansı da yardım etti. Delicesine âşık olduğu Orhan karanlık hole en son girdi. İrina sevdiği adama yaklaşarak elini tuttu ve fısıldadı:

- Seni çok seviyorum…

-Kimsiniz?

-Ben rahibe İrina.

- Yarın akşam karanlık çökünce bahçe duvarının arkasına gelirim, sen de oraya gel konuşalım.

Yemek masasına oturduklarında İrina’nın güzelliği karşısında adeta büyülenen Orhan, keyifle mırıldandı:

- Umduğumdan daha güzelmiş, sarışın mavi gözlü, bembeyaz pamuk gibi yumuşacık elleri var.

Arkadaşları Orhan’daki değişikliği anlamıştı:

-Bir şey mi dedin Orhan?

-Yoo bir şey demedim!

-Çorbayı getiren rahibeye nasıl baktığını gördük.

-Evet, ben de gördüm.

-Bizden kaçmaz anlat bakalım!

-Gelirken holde elimi tuttu, beni sevdiğini söyledi. Ben de: “Yarın akşam bahçe duvarının arkasına gelmesini” söyledim.

-Ooo beyefendi işi bitirmiş bile.

-Amma da hızlıymışsın be Orhan!

Ertesi gün Orhan ve arkadaşları kayalıkların arasından geçerek, papazlara da görünmemeye dikkat ederek yamacı tırmandı. Arkadaşları ilerlerken, Orhan da İrina’ya söz verdiği duvarın dibine yanaştı. Çok beklemedi, heyecanlı bir karşılaşma ve sarılmadan sonra el ele tutuştular:

-İrina ben Orhan…

-Biliyorum, uzun zamandır izliyorum seni…

İki âşık zamanın nasıl geçtiğini anlayamadı. Ancak İrina dikkatliydi:

- Mutfak kandili söndü. Birazdan akşam ayini başlar. Yokluğumu fark ederlerse kötü olur.

-Yarın akşam seni büyük kayanın kovuğunda bekleyeceğim.

-Tamam Orhan’ım, geleceğim.

-Seni çok seviyorum İrina’m

-Ben de seni Orhan’ım.

Ertesi gün Orhan sözleştiği kayanın kovuğuna nefes nefese geldi. İrina önceden gelmiş Orhan’ı bekliyordu. Önce alıştıkları üzere el ele tutuştular. Sonra kucaklaştılar ikisi de heyecandan titriyordu:

- Ne diyeceğimi bilemiyorum, çok heyecanlıyım.

- Konuşmasak da olur, bakışların anlatıyor zaten her şeyi.

O sırada koca bir ayı, korkunç homurtular çıkararak âşıkların üzerine doğru geldi. İrina’nın çığlıklarına aldırmayan iki buçuk metre boyundaki dev ayı, Orhan’ı ensesinden tuttuğu gibi boşluğa doğru fırlattı. Havada döne döne uçan Orhan, daha ne olduğunu anlayamadan kendini selvi ağacının dalları arasında buldu:

- Aman Allah’ım! Bu dev ayı İrina’yı öldürecek. Hemen ağaçtan inmeliyim.

Orhan ağaçtan inene kadar İrina’yı oyuncak bir bebek gibi koltuğunun altına alan dev ayı, koşarak kiliseye doğru tırmandı. Kilisenin bahçesine geldiğinde kızı yere bıraktı.

O günden sonra kilise civarındaki ağaçlık bölgeden ayrılmayan hayvan, kilise görevlilerinden başka kimseyi kiliseye yaklaştırmadı. Bu tuhaf durum Kırım Yarımadası’nda dilden dile dolaştı. Hatta bazı köylüler olaya kendince eklemeler yaptı:

- Haberin var mı? Koca ayı Osmanlı askerine karşı kiliseyi koruma altına almış.

-Dünyanın sonu geliyor, görülmüş şey mi bu?

Artık İrina’nın biri koca ayı, diğeri ise Osmanlı denizcisi Orhan olmak üzere iki kıskanç sevgilisi vardı. Orhan kiliseye yaklaşamıyor, sevgilisine ancak başkaları aracılığı ile haber gönderebiliyordu. Ayı ise sadece gözlüyor ve İrina nereye giderse peşinden gidiyordu. Ayı tarafından sevildiğini ve korunduğunu bilmek İrina’ya korku ile karışık bir keyif veriyordu. Ancak yaşananlar karşısında Orhan’ın tahammülü kalmamıştı:

-Ne olacaksa olsun! Artık dayanamıyorum!

-Benim aklıma bir plan geliyor ama…

-Neymiş o plan?

-Bak şimdi, ayı uyurken İrina’yı sahile getireceğiz. Sen de sahildeki kayıkta bekleyeceksin. İrina gelince onu kayığa alıp Sinop’a doğru kürek çekeceksin. Nasıl fikir ama?

-İyi de İrina’ya nasıl haber vereceğiz?

- Orasını merak etme! Sahilde kıyıya vuran artıkları temizleyen Yaltalı bir kadın var. Geçen gün konuştum. Ayı onun kiliseye girmesine izin veriyormuş. Onunla haber göndereceğiz.

- Seninle gurur duyuyorum arkadaşım, çok akıllıca bir plan bu.

Yaltalı kadınla konuşan Orhan ve arkadaşları, planı İrina’ya anlatması için kadını razı etti. Kadın ertesi gün kiliseye gidip planı İrina’ya anlattı:

- İşte plan bu Rahibe Hanım.

-Çok tehlikeli bir plan bu. Ayı uykuya dalsa bile, kiliseden gelen en ufak bir harekette hemen uyanıp etrafı gözetliyor.

-O zaman plan kabul edilmedi diyeyim askerlere!

- Aslında güzel bir plan ama ayının kış uykusuna yatmasını bekleyelim. Öyle söyle askerlere, zaten önümüz kış…

-Peki Rahibe Hanım söylerim.

Havalar iyice soğumasına rağmen ayı bir türlü kış uykusuna yatmadı. Sonunda rahibeler koca ayıyı yorgun düşürüp uykusunu getirmeye karar verdi. Sık aralıklarla kiliseden biri çıkıp diğeri geri dönüyordu. Dev ayı, hangisi İrina diye dikkat kesiliyor, bir türlü uyuyamıyordu. Bu durum günlerce devam etti. Bir akşam vakti bahçe duvarı üstünden ayıyı izleyen başrahibe, ayının uyku sersemliği içinde olduğunu fark etti. Bu haber hemen askerlere ulaştırıldı.

İrina rahibelerle helalleşip kilisenin bahçe kapısından usulca çıktı. Hayvan gözlerini araladığında İrina sahile varmak üzereydi. Koca hayvan, tüm gücünü toplayıp sahile doğru koşmaya başladı.

Sahile vardığında İrina ile Orhan’ı taşıyan kayık kıyıdan epey uzaklaşmıştı. Kayığa yüzerek ulaşmanın mümkün olamayacağını anlayan hayvan, birden denizin suyunu içmeye başladı. İçtikçe içti…Aklı sıra denizin tüm suyunu içip onları yakalayacaktı.

Ne var ki denizin suyu bir türlü azalmıyordu. İçtiği su kadar şişmeğe başladı. İçtikçe irileşti, irileştikçe içti, içtikçe şişti… Öyle bir an geldi ki sanki sahilde koca bir dağ oluştu. Artık daha fazla içemedi. Orada öylece hareketsiz kaldı.

Sonraki yıllarda Orhan ile İrina’nın Anadolu’ya ulaşıp ulaşmadıkları, ulaştıysalar nereye yerleştikleri konusunda hiçbir bilgiye rastlanmadı. Ancak; koca bir dağ haline gelen ayının cesedi, bir efsane olarak Kırım’ın Anadolu’ya bakan güney sahilinde durmaya devam etti. Bu efsane Yalta ile Sivastopol arasındaki köylerde, hatta daha kuzeydeki kentlerde milyonlarca kez anlatıldı.

Bir gün yolunuz Karadeniz’in karşı sahillerine düşer de Yalta’dan Sivastopol’e doğru giderseniz, sol tarafta, deniz ile yol arasına uzanmış, başı güneye dönük şekilde duran Ayı Dağı’nı görürsünüz. Orada durun, arabanızdan inin ve dağa doğru yürüyün. Dilerseniz dağın sırtlarına doğru çıkıp elinizi alnınıza siper ederek Anadolu tarafındaki ufka bakın. Osmanlı Levent’i Orhan ile İrina’nın karşı kıyıdan hayal meyal size el salladığını fark edeceksiniz.

Mutlu bir hafta sonu dilerim.

www.haberhurriyeti.com / Murat Çoküreten/ [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Çoküreten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi