Haftanın Efsanesi: Pir Sultan Abdal

Haftanın Efsanesi: Pir Sultan Abdal

Sevgili okurlar, çok renkli bir kültürel mozaiğe sahip olan Sivas Şehri’nin yetiştirdiği en büyük değerlerden biri olan ‘ Pir Sultan Abdal’, yalnızca Sivaslıların değil tüm Anadolu halkının gönlünde ayrıcalıklı bir yere sahiptir. 16. yüzyılda yaşamış bu ölümsüz halk ozanı ile ilgili anlatılagelen pek çok efsaneden biri de şöyledir.

Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünde, Ali’nin torunu dördüncü İmam Zeynel Abidin’in soyundan “Haydar” adında bir çocuk çobanlık yapardı. Haydar bir gün Yıldız Dağı’nda koyunları otlatırken uyuyakaldı. Rüyasında; bir elinde bade, diğer elinde elma tutan aksakallı bir Pir gördü:

- Evladım badeyi mi almak istersin elmayı mı?

- Önce badeyi sonra elmayı almamın bir mahzuru var mı Pir’im?

- Hayır evladım hiçbir mahzuru yok!

- Pir’im siz yoksa ‘Hacı Bektaş-ı Veli’ misiniz?

- Evet evladım, ben Hacı Bektaş-ı Veli’yim! Adın Haydar’dı değil mi?

- Evet yüce erenler!

-Artık adın Haydar değil, ‘Pir Sultan Abdal’ olacak. Bundan sonra ünün dünyaya yayılacak. Sazının üstüne saz, sözünün üstüne söz gelmeyecek. Sazını daima yoksulun, ezilenin hakkını almak için çalacaksın.

Böylece küçük Haydar, Pir Sultan Abdal olup erenlere karışır. Saz çalıp şiirler söylemeye başlar. Ünü dört bir yana yayılır. Adını duymayan kalmaz. Sivas’la Hafik arasındaki Sofular köyünde yaşayan ‘Hızır’ adlı biri, Pir Sultan'ın ününü duyup yanına varır. Yedi yıl kapısında hizmet ettikten sonra, bir gün Pir’inin huzuruna çıkar:

- Pir’im eğer himmet buyurursanız mevki makam sahibi olmak isterim.

- Hızır, sana himmet ederim, büyük adam olursun. Ama eminim ki günün birinde beni idam edersin.

- Aman Pir’im o nasıl söz? Siz benim velinimetimsiniz! Sizi asarsam kendime ihanet etmiş olurum.

-Madem bu kadar çok istiyorsun, öyleyse İstanbul’a git. Kâğıda adını yazacağım kişiyi sarayda bul!

Pir Sultan'ın izniyle İstanbul'a gidip, onun yardımıyla paşa olan Hızır Paşa, bir süre sonra Sivas’a ‘Vali’ olarak gönderilir. Vali olunca yoksul halkı ezmeye, haram yemeye, ırz namus gözetmemeye başlar.

Hızır Paşa’nın Sivas Valisi olduğu dönemde şehirde; biri ‘Kara Kadı’ diğeri de ‘Sarı Kadı’ adıyla anılan ve haram yiyen iki kadı bulunmaktadır. Pir Sultan, adalet dağıtması gereken bu kadılara çok kızdığı için, köpeklerinin birine Kara Kadı, diğerine de Sarı Kadı ismini verir. Bunu duyan kadılar, Pir Sultan'ı Banaz köyünden Sivas’a çağırıp sorguya çeker:

- Köpeklerini bizim adımızla çağırıyormuşsun.

- Amacın nedir? Kadılara hakaretten atarız seni içeri!

- Hakaret olur mu sayın kadılar. Köpeklerim sizden daha iyidir. Adınızla çağırarak sizi şereflendiriyorum.

- Bre melun ağzından çıkanı kulağın işitir mi?

- Efendim, sizler haram yersiniz, onlar yemez.

- Cezayı hak ettin kâfir!

- Ceza vermeden önce isterseniz deneyelim. Eğer söylediklerim doğru değilse o zaman istediğiniz cezayı verirsiniz.

- Nasıl deneyeceksin bre ahmak?

- Orasını bana bırakın. Siz sadece Sivas’ın ileri gelenlerini bir masada toplayın.

Kadılar, Pir Sultan’a istedikleri cezayı verecekleri fırsatın doğduğunu düşünüp Pir Sultan’ın önerisini kabul ederler. Birkaç gün sonra kadılarla beraber paşalar ve Sivas’ın önde gelen kişileri büyük bir masada toplanır. Kadıların önüne biri helal, diğeri çalıntı malzemeyle yapılmış olan iki kap yemek konur. Durumdan haberi olmayan kadılar iki kap yemeği de afiyetle yer:

-Muhterem efendiler, kadılara verilen yemeğin bir kabı helal, bir kabı da haram yemekti. Gördüğünüz gibi kadı efendiler helal haram ayırt etmeden iki kap yemeği afiyetle midelerine indirdi. Şimdi, izninizle aynı yemekleri köpeklerime vereceğim. Köpeklerim haram yemeği yemeyecektir. Eğer yerlerse cezam neyse çekerim.

Yemekler bu kez köpeklerin önüne konur. Köpeklerin helal yemeği yediği, haram yemeğe ise hiç yaklaşmadıkları görülür:

- Gördünüz işte, demek ki iyi köpek, kötü kadıdan üstünmüş. Sizden üstün olan köpeklerime sizin adınızı vermem size hakaret değil iltifattır sayın kadılar.

Bu olaydan kısa bir süre sonra ‘Kocabaşlı Kör Müftü’ lakabıyla anılan Sivas Müftüsü, Şah’ın adını anmayı yasaklayan, ananların dilinin kesileceğini, Ali'yi sevenlerin ise öldürüleceğini bildiren bir fetva çıkarır. Pir Sultan, yazdığı ‘Nefes’ tarzındaki ilahilerle ölümü göze alıp bu fetvaya karşı çıkar:

Alınmış abdestim aldırırlarsa,

Kılınmış namazım kıldırırlarsa,

Sizde şah diyeni öldürürlerse,

Ben de bu yayladan şaha giderim,

Pir Sultan Abdal´ım dünya durulmaz,

Gitti giden ömür geri dönülmez,

Gözlerim de şah yolundan ayrılmaz,

Ben de bu yayladan şaha giderim!

Bunu duyan Sivas Valisi Hızır Paşa, Pir Sultan’ı huzuruna çağırır. Önce eski şeyhine saygı gösterir, ikramlarda bulunur:

- Bakıyorum ikram ettiklerimi yemiyorsun Pir’im.

- Hızır Paşa, sen yoldan çıktın, haram yedin, yetimlerin ahını aldın! Bu haram yemekleri ben değil köpeklerim bile yemez. İnanmazsan kendi gözlerinle gör. Kara Kadı, Sarı Kadı buraya gelin.

Köpekler gelir ama Pir Sultan'a ikram edilen yiyeceklerin yanına bile yaklaşmaz. Bunun üzerine Hızır Paşa emir verir:

- Askerler! Alın bu adamı Toprakkalesi zindanına atın!

Pir Sultan'ı zindana attıran Hızır Paşa vicdanen rahatsızdır. Ne de olsa paşa olmasını ona borçludur. Bir süre sonra dayanamayıp Pir’ini yanına çağırır:

- Pir’im, ne de olsa üzerimde emeğin var. Sayende bu günlere geldim. Bu nedenle sana bir şans daha tanımak istiyorum. Eğer bana içinde ‘Şah’ geçmeyen üç tane şiir söylersen seni bağışlarım.

- Dinle öyleyse Hızır Paşa, bu birinci şiirim:

Hızır Paşa bizi berdar etmeden,

Açılın kapılar Şah'a gidelim,

Siyaset günleri gelip çatmadan,

Açılın kapılar Şah'a gidelim!

- Bu ikinci şiirim:

Kul olayım kalem tutan eline,

Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz,

Şekerler ezeyim şirin diline,

Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz!

- Bu da üçüncü şiirim:

- Yeter, kes artık! Benimle alay etmenin ne demek olduğunu anlayacaksın. Askerler, Keçibulan Meydanında tez elden darağacı kurulsun! İdamından önce herkes bu adamı taşlasın! Taşlamayanlar da idam edilsin!

Pir Sultan Abdal, Keçibulan Meydanı’nda kurulan darağacına çıkmadan önce, ahali idam korkusuyla Pir Sultan’ı taşlamaya başlar. Pir Sultan'ın en yakın dostu “Ali Baba” da buyruğa uymak zorunda kalır. Ama taş atar gibi yapıp, koynundan çıkardığı gülü atar. Bunun üzerine Pir Sultan şu şiiri okur:

-Şu kanlı zalimin ettiği işler,

Garip bülbül gibi zareler beni,

Yağmur gibi yağar başıma taşlar,

İlle dostun gülü yâreler beni!

Bir derdim var idi şimdi elli oldu,

Dar günümde dost düşmanım belli oldu,

Ecel fermanı boynuma takıldı,

İlle dostun bir fiskesi yâreler beni!

Pir Sultan Abdal'ım can göğe ağmaz,

Hakkın emri olmayınca rahmet yağmaz,

Şu elin attığı taş bana değmez,

İlle dostun attığı gül pareler beni!

Ertesi sabah kahvede bu olay konuşulur. Herkes farklı şeyler söylemektedir:

- Hızır Paşa, Pir Sultan'ı astırdı!

-Yanlışın var, ben onu bu sabah Koçhisar yolunda gördüm.

-Yanılıyorsunuz beyler, bir saat önce Tavra Boğazı’ndaydı.

-İkiniz de doğru söylemiyorsunuz. Pir Sultan’ı bu sabah Malatya yolundaki Kardeşler Gediği’nde gördüm. Hatta bana selam verdi.

- Madem öyle Keçibulan’a gidip darağacına bakalım!

- Evet bakalım ceset yerinde duruyor mu?

Hep birlikte Keçibulan Meydanı’na giden kahvedekiler gördükleri manzara karşısında dona kalır:

-Aman Allahım! Darağacında sadece hırkası asılı…

-Kendisi yok!

Söylenceye göre Pir Sultan Abdal asıldıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi darağacından iner ve yürüyüp gider. Hızır Paşa askerlerini peşine takar. Ancak Pir Sultan Kızılırmak Nehri üstündeki köprüden öte yakaya geçmiştir bile…

Arkasından askerlerin geldiğini görünce az önce üzerinden geçtiği köprüye: “Eğil köprü şu askerlere geçit verme!” diye seslenir. Pir Sultan bu sözleri söyleyince köprü eğilip Kızılırmak’ın azgın sularına gömülür. Askerler ırmağın öbür yakasında kalır.

Pir Sultan önce doğruca Horasan’a, Şeyh’inin yanına gider. Horasan’da bir süre kaldıktan sonra Erdebil’e geçer ve orada vefat eder.

Pir Sultan’ın mezar yeri ile ilgili çeşitli rivayetler bulunur. Kimilerine göre Sivas’la Banaz arasındaki Karaçayır bucağında, kimilerine göre Zile’nin bir köyünde, Bektaşî inancına göre ise Merzifon’da toprağa verilmiştir. Bir menkıbeye göre ise mezarı, vefat ettiği yer olan İran’ın Erdebil şehrindedir.

Herkese mutlu ve keyifli bir hafta sonu diliyorum.

www.haberhurriyeti.com / Murat Çoküreten[email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Çoküreten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi