Haftanın Efsanesi: Selimiye Camii

Haftanın Efsanesi: Selimiye Camii

Mutlu Pazarlar sevgili okurlar, Rönesans döneminin büyük ustası Leonardo da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan tarihi, 2012 yılından bu yana Dünya Sanat Günü olarak kutlanıyor. Yarın çeşitli etkinliklere sahne olacak bu anlamlı günün anısına, Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği Selimiye Camii’nin pek bilinmeyen üç farklı hikayesini sizlerle paylaşıyorum.

Yeryüzünün en güzel sanat eserlerinden biri de on birinci Osmanlı Padişahı Sultan II. Selim tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Edirne’deki Selimiye Camiidir. Neredeyse kalem inceliğindeki beyaz minareleriyle dikkat çeken cami, olağanüstü mimarisiyle görenlerde hayranlık uyandırır. Selimiye Camii hakkında anlatılan pek çok efsane ve hikâyeden biri de şöyledir.

Sultan II. Selim bir gün Sadrazam Sokullu Mehmet’i huzuruna çağırır:

- Destur var mıdır sultanım.

- Sokullu sen miydin? Gel bakalım.

- Buyurun hünkârım, emredin!

- Sokullu dün gece bir rüya gördüm.

- Hayır ola sultanım!

- Hayır inşallah! Rüyamda Hazreti Muhammed’i gördüm.

- Hay maşallah sultanım, demek yüce peygamberimiz rüyanıza geldi.

- Evet Sokullu, çok güzel bir rüyaydı, tüylerim hala diken diken!

- Ne oldu peki rüyanızda?

- Peygamberimiz bana Edirne’de bir yer işaret etti, oraya cami yaptırmamı söyledi.

- Ne güzel bir rüya sultanım.

- Evet Sokullu, peygamberimizin bu emrini yerine getireceğim. Bu işi yapsa yapsa Sinan yapar. Haber salın tez huzura gelsin!

-Emredersiniz padişahım, çok doğru düşünmüşsünüz! Yalnızca Mimar Sinan gibi bir usta bu işin hakkından gelir. Hemen çağırtıyorum.

Mimar Sinan kısa süre sonra saraya gelir:

- Hoş geldin Sinan, senden bir şey isteyeceğim.

- Emredin hünkarım, elimden geleni yaparım.

- Edirne’de bir cami yapmanı istiyorum. Sana camiyi yapacağın yeri göstereceğim. Yalnız bugüne kadar yapacağın camilerin en güzeli olsun istiyorum.

- Nasıl emir buyurursanız hünkârım. Siz yeri gösterin ben çalışmalara başlayayım.

-Tamam, o zaman vakit kaybetmeden hemen yola çıkalım. Sana camiyi yapacağın yeri bizzat göstereceğim.

Sultan II. Selim ve Mimar Sinan, uzun bir yolculuktan sonra Edirne’ye, caminin yapılacağı yere varır:

- İşte burası, buraya yapmanı istiyorum camiyi!

- Hımmm …

-Ne oldu, çok düşündün, burası olmaz mı yoksa?

- Siz emrettikten sonra olmayacak şey yok hünkarım. Buranın zemini biraz gevşek. Ama her şeyin bir çaresi var. Bunun da yolunu bulacağız elbet.

- Orası artık senin maharetine kalmış. Boşuna sana “Koca Sinan” dememişler. Bugüne kadar yaptığın eserler ortada. Buranın da güzel olacağından hiç şüphem yok.

- Sayenizde hünkârım, elimden gelenin en iyisi yapacağım!

- Tez hazırlıklar başlasın, ne kadar adam istiyorsan söyle! Sokullu; sen de cami için ne gerekiyorsa yap, Sinan ile konuş, ne isterse yerine getir, bu iş için kaç adam lazımsa bul, Sinan’ın emrine ver!

- Merak buyurmayın Sultanım, ben bu işle yakından ilgileneceğim!

- Tamam o zaman biz saraya dönüyoruz. Sinan sana kolay gelsin!

- Sağlıcakla gidin hünkârım, gözünüz arkada kalmasın!

Aradan uzunca bir süre geçer. Ama cami inşaatı bir türlü başlamaz. Bunun üzerine yanında çalışanlardan biri Koca Sinan’a sorar:

- Efendim neredeyse iki yıl geçti. Ama biz hala caminin bulunduğu yere taş taşıyıp duruyoruz, bu kadar taş ne olacak?

- Bak evlat, buranın zemini çok gevşek. Camiyi yapsak bile uzun süre dayanmaz, yıkılır gider. Bütün emeklerimiz heba olur. Önce zemini sağlamlaştıracağız, bu taşlar o yüzden.

- Efendim peki bu yumurtaları ne yapacaksınız?

- Şimdi görürsün!

- Ama, yumurtanın akını harca kattınız!

- Evet kil ile yumurta akını karıştırıp harç yaptım. Bu camiyi böyle yapacağız.

- Ama nasıl olur efendim, o kadar yumurtayı nereden bulacağız?

- Unutma, aklını kullanırsan çaresini bulursun!

-Ama efendim şehirdeki bütün yumurtaları kullansak bile bu inşaata yeterli gelmez.

- Söyle bakalım yumurtayı kim yapar?

- Tabi ki tavuklar…

- O zaman daha çok tavuk yetiştireceğiz ki, daha çok yumurtamız olsun. Sokullu Mehmet Paşa’ya haber gönderin. Karaağaç’ta bir tavuk çiftliği istiyorum.

- Peki bu çiftlikte kaç tavuk olacak?

- En az 20-30 bin tavuk.

Aradan 8 yıl geçer. Selimiye Camii’nden bir haber alamayan Sultan II. Selim endişelenmektedir:

-Sinan yok mu hala ortalarda?

- Maalesef sultanım, sanki yer yarıldı da içine girdi! Caminin temelini attı, ama sonra birdenbire kayboldu ortadan.

- Hiç gören yok mu peki?

- Yok sultanım…

- Bu cami benim için çok önemli. Sinan bu yaptığının bedelini en ağır şekilde ödeyecek. Onu yakalar yakalamaz huzuruma getireceksiniz. Sultan’ın emrini çiğnemek neymiş göstereceğim ona.

- Sultanım, Sinan aslında yaptığı işi yarım bırakıp ortadan kaybolacak karakterde biri değildir. Neden böyle yaptı anlayamadım.

Kısa süre sonra Mimar Sinan bulunup Sultan II. Selim’in huzuruna çıkarılır:

- Sonunda buldum seni Sinan. Sekiz koca yıl geçti aradan... Oysa ben sana bir görev vermiştim, yaptığın bu ihmalkarlığın bedelini kelleni vererek ödeyeceksin.

- Hünkârım, açıklamama izin verin.

- Demek bir açıklaman var, peki o zaman ne diyeceğini çok merak ediyorum?

- Hünkârım, yapacağımız caminin alt zemini çok gevşekti. Caminin sağlam olması için iki yıl boyunca zemine taş doldurduk. Yaptığım hesaplara göre zeminin tam olarak oturması için sekiz yıl geçmesi gerekiyordu. Bu süre yeni tamamlandı hünkârım.

- Demek bu yüzden kayboldun ortalardan. Keşke bundan daha önce haberim olsaydı. Neyse artık olan olmuş… Zemin de oturduğuna göre artık bir an önce işe başla! Ortaya çıkacak eseri çok merak ediyorum.

Selimiye Camii tamamlandıktan sonra eseri gören Sultan II. Selim hayranlığını gizleyemez:

-Zekâna ve kabiliyetine bir kez daha hayran kaldım Sinan, sen dünyanın en iyi mimarısın!

Mimar Sinan’ın: “Ustalık eserim” dediği Selimiye Camii’nin pencerelerinin beş kademeli oluşu, İslam’ın beş şartını, dört vaaz kürsüsü, dört hak mezhebini, Selimiye Külliyesi’ndeki toplam otuz iki kapısı, İslamiyet’in otuz iki farzını, arka minarelerde altı yolun olması imanın altı şartını ifade eder.

Bazı kaynaklarda Selimiye Camii yapılana kadar, Hristiyan mimarların Türk İslam Mimarisini küçümsediği yer alır. Bununla ilgili bir de hikâye anlatılır. Hikâye, Hristiyan bir mimarın sözleriyle başlar:

- Biz Müslüman mimarlardan üstünüz. Çünkü hiçbir Müslüman mimar, Ayasofya’nın kubbesi kadar büyük ve geniş bir kubbe yapamadı. Ayasofya’nın kubbesinden daha geniş bir kubbeyi dünyada hiçbir mimar ayakta tutamaz.

Bu sözler Mimar Sinan’ın kulağına gidince büyük usta yanıt vermekte gecikmez:

- Hristiyan mimarların sözlerini işitince içime ukde oturdu. Selim Han adına yaptığım camiye öyle bir kubbe yaptım ki, boyu Ayasofya’nın kubbesinden beş arşın, derinliği ise Ayasofya’dan dört arşın daha uzun oldu. Üstelik bu caminin minareleri çok incedir, ince olmalarına rağmen minarelerin üç şerefesine üç ayrı merdivenle çıkılabiliyor. Bu kadar ince, bu kadar yüksek minarelere üçer merdiven ve üçer şerefe yerleştirmek mimarlık sanatı bakımından çok zor bir iştir.

Mimarlık sanatının doruk noktası olan Selimiye Camii, tüm tartışmaları sona erdirmişti. Çünkü o zaman kadar yeryüzünde insan eliyle yapılmış daha güzel bir eser yoktu. Herkes büyük bir hayranlık, bazen de kıskançlıkla bu gerçeği kabul etmek zorunda kaldı.

Selimiye Camii ile ilgili anlatılan bir başka söylencede; cami yapılmadan önce yerinde bir lale bahçesi bulunduğu, sahibinin de “Laleci Baba” adlı yaşlı bir adam olduğudur.

Aksakallı Laleci Baba bahçesinde öyle güzel, öyle eşsiz laleler yetiştirmiş ki, dünyada ününü duymayan kalmamış. Ondan bir lale soğanı almak için çok uzaklardan bile gelenler olmuş. Laleci Baba iyiymiş hoşmuş ama biraz aksi bir adammış:

Mimar Sinan, camiyi yapmak için Edirne’ye geldiğinde şehrin doğusundaki hafifçe yükselen tepeyi uygun bulmuş. Oradaki arsa ve tarlaları sahipleriyle anlaşarak satın almış. Böylece geniş bir alan sağlamış. Ancak inatçı Laleci Baba’nın arazisi bu alanın tam ortasında yer alıyormuş. Sinan, araziyi almak için yaşlı adamla görüşmeye gitmiş:

-Baba bak buraya cami yapılacak, bu arsayı bize satman lazım.

- Satmam Efendi! Gidin başka yere cami yapın, ben burada lale yetiştiriyorum!

- Bak Laleci Baba, lale yetiştirmek güzel bir iştir. Kutlu bir iştir…

- Ha şunu bileydin!

- Lakin cami yapmak ondan daha kutludur. Senden alacağımız toprak üstünde dünya durdukça Müslümanlar namaz kılacak!

- Yahu benim tarlamdan başka yer bulamadın mı?

- Burası en uygun yer. Hem bak alacağın hayır duası seni bu dünyada da öteki dünyada da abat eder, gel inadı bırak!

- İstemem kimsenin hayır duasını, tarlam satılık değil!

- Bak baba, diğer arsa sahiplerine ödediğim paranın dört katını ödeyeceğim sana!

- Paraya ihtiyacım yok! Selametle efendi selametle!

Edirnelilerin elini öpmek için sıraya girip, karşısında el pençe durduğu, herkese söz geçiren Mimar Koca Sinan, Laleci Baba’ya bir türlü söz geçiremiyordu. Dönemin “Bayındırlık Bakanı”, Osmanlı Devleti’nin “Mimarbaşı”, Padişahın “Özel mimarı” sıfatlarını taşıyan Mimar Sinan, istese bu inatçı ihtiyarı yola getirebilirdi. Ama hayırlı bir iş için zora başvurmak istemiyordu. Yine bir gün Laleci Baba’nın yanına gitti:

- Kolay gelsin Laleci Baba!

-Bana inatçı derler ama, sen benden de inatçıymışsın be evlat.

-Faydasına inandığım bir konuda asla pes etmem baba!

- Sen pes etmezsen ben ederim.

- Nasıl yani Laleci Baba?

-Arsayı sana veririm ama bir şartım var.

- Şartın nedir baba?

- Yapacağın camiye beni hatırlatacak bir işaret koyacaksın!

- Seni hatırlatacak bir işaret mi?

- Evet bunu yaparsan senden para pul da istemem.

- Peki Laleci Baba anlaştık… Büyüğümsün, ver elini öpeyim!

- Estağfurullah üstadım, asıl eli öpülecek olan sensin!

Bir gün yolunuz düşer de Selimiye Camii’nin içini gezerseniz, yürek çarpıntınızı bastırdıktan sonra, müezzinler mahfilinin önüne gidin. Bu mahfilin mermer sütunu üstünde çok güzel işlenmiş ters bir lale göreceksiniz. Bu lale, Laleci Baba’yı hatırlatmak için yapılmıştır. “Niçin ters yapılmıştır?” diye sormayın. Laleci Baba gibi aksi bir ihtiyarı hatırlatmak için ters bir laleden başka ne uygun düşerdi ki?

www.haberhurriyeti.com / Murat Çoküreten[email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Çoküreten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi