Özgürlük Heykeli'nin Parasını Osmanlı Verdi Amma... ABD'de

Özgürlük Heykeli'nin Parasını Osmanlı Verdi Amma... ABD'de

  Eski ama Türkiye’de bilinmeyen, hatta bilinmesi istenmeyen bir konun yazısı…

Türk ABD ilişkileri ünlü Johonson mektubu ile bozulmuş değil.

Hani Şu ABD’nin İsmet İnönü’ye yazdığı “ yaparsan yakarım” mealindeki mektuba, dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün verdiği iddia edilen sert yanıtın uzantıları hala değişik tevatürlerle sürüyor..

 Johnson Mektubu, ABD  Başkanı Lyndon B. Johnson tarafından Türkiye başbakanı İsmet İnönü'ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderildi. Mektup, ABD ile Türkiye'de yaşananlar iki ülke arasındaki, ilk pürüz olarak nitelenir.

Mektup İnönü’nün başbakanlık yaptığı dönemde  Kıbrıs’a müdahale edilmemesi gerektiğin içeren bir tehdit mektubudur. Mektup serttir ama cevabı ise bilinen aksine daha yapıcı bir şekildedir. Ancak kamu oyunda İnönü’nün  yanıtı “Müdahale olursa dünya yeniden kurulur Türkiye bu yeni dünyada yine saygın yerini alır” şeklinde yansımıştır. Bu ABD’ye bir meydan okuma gibi algılanmıştır.

Ancak bu mektup ve İnönün’ün ılımlı cevabı Türk ABD ilişkilerinde  kırılmayı başlatmış, ABD, NATO çerçevesinde bile Türkiye’ye mesafeli yaklaşmaya başlamıştır…

Türkiye 20 Temmuz 1974’de Kıbrıs’a çıkarma yaptığında tüm dünya Türk Ordusu ile Kıbrıs Rumlarının çatıştığını varsaymış Yunanistan’ın çatışmalara katılmadığı öne sürmüşlerdir.  Eğer Yunan ordusunun Kıbrıs’ta Türk Ordusu’na karşı koyduğu açıklansaydı bu NATO’nun çökmesi anlamına gelecekti, çünkü iki NATO ülkesi savaşmış olacaktı..

Tarihi derinliklerine inerseniz Türk ABD ilişkilerinin hep dikenli olduğunu görürsünüz…

ABD’nin kurulduğu yıllarda,  Akdeniz’e ticaret için giren Amerikan bandıralı gemilere Cezayir paşası izin vermez…

Yüklediği malları satamayan ABD’liler  kurucu başkanları Geroge Washgton’dan çözüm bulmasını isterler.

Bu Türk-ABD ilişkisi her nedense sadece akademik düzeyde kısır bir araştırma çevresinde kalmıştır.

Osa ABD’liler Türkiye’ye kin tutması çok eski taraihlere dayanıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşadığı bazı sıkıntıların kökeninde Osmanlı Devleti döneminde Türk topraklarında yürütülen Amerikan faaliyetlerinin olduğu kesin bir olgudur.

Bir akademik araştırma şöyle diyor;

“Osmanlı dönemi TürkAmerikan ilişkilerini sadece ekonomik boyutta ele almak, “gayri siyasî” olarak nitelemek ve ABD’nin Osmanlı coğrafyası üzerindeki siyasî faaliyetlerini ve gayelerini görmezden gelmek bir yanılgı olacaktır. Böyle bir yanılgı; “Ermeni meselesi”, “misyonerlik faaliyetleri” gibi günümüze değin uzanan meselelerin olduğu gibi; ABD’nin Orta Doğu, Türkistan, Asya ve Türkiye politikalarının da arka planını görmeyi zorlaştıracaktır. Osmanlı Devleti dönemi Türk-Amerikan ilişkileri sadece ekonomik olaylardan ve antlaşmalardan oluşmamaktadır. ABD’nin “Monroe Doktrini’ni” takip ettiği, yani sözde kendini Amerikan kıtasında tecrit ettiği bu yıllar Amerikan misyonerlerinin 1 “II. Dünya Savaşına kadar olan dönemde, TürkAmerika münasebetleri gayri siyasî, başka bir deyişle ticarî alanda yoğunlaşmıştır

1783’te bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkan ABD kısa sürede kendine özgü yapısını oluşturmuştur. Uluslararası ticarî faaliyetlere öncelik veren ABD’nin ticarî faaliyet alanlarından biride Akdeniz bölgesi olmuştur. O dönemde dünya ticaretinde büyük yere sahip olan Akdeniz’de söz sahibi olmak ABD için oldukça önemlidir. Akdeniz’in ABD için diğer bir önemi de ABD’nin temel ihraç ürünlerinden olan mısır, tuzlanmış balık vb. malların satışında Akdeniz ülkelerinin büyük yer tutmasıdır. O dönemde Akdeniz’de söz sahibi olan Cezayir beyliğinin kendilerinden müsaadesiz dolaşan iki Amerikan gemisini ele geçirmeleri ABD açısından bu beylik ile anlaşma yapmayı zorunlu kılmıştır. ABD, Cezayir Beyliği ile anlaşma (1795) yaptıktan sonra birer yıl ara ile Trablus ve Tunus ile de anlaşma imzalamıştır.

Anlaşma gereğince ABD, 20 yıl boyunca Cezayir Beyliğine 12.000 altın vergi veya buna eşdeğer özellikle gemi malzemesi vb. mühimmat vermek zorunda kalmıştır.17 ABD’nin Akdeniz’e açılmasında Cezayir, Tunus ve Trablusgarp ile yapılan ticaret anlaşmaları önemli rol oynamıştır. Cezayir ve Tunus beyleri Türk olduklarından Osmanlı Devleti-ABD arasındaki ilişkiler dolaylı olarak başlamıştır. Cezayir-ABD arasında yapılan anlaşmanın metni Türkçe olup, Osmanlı ahidnâme terminolojisi ile yazılmıştır.18 Garp Ocakları, Mağrip Ocakları ve Berberî Ocakları olarak adlandırılan Cezayir, Tunus, Fas ve Trablus eyaletleri ile anlaşma yapan ABD, Batı Akdeniz’de gemilerinin güvenliğini temin etmiştir. ABD bu yol üzerinden Doğu Akdeniz’e  doğru güvenliğini sağladıktan sonra ilerlemiştir. Gerek Akdeniz ticareti gerekse Osmanlı Devleti’nin üç kıtada geniş bir yüzölçümüne sahip olması, ayrıca Osmanlı Devleti'nin jeopolitik, jeokültür ve jeopetrol önemi ABD açısından Osmanlı Devleti ile ilişkiye girmeyi gerekli kılmıştır. Bu doğrultuda ABD XIX. yüzyılın başından itibaren Osmanlı Devleti ile bir anlaşma yapmaya çalışmış ve ülkeye çeşitli heyetler göndermiştir. Amerikan Kongresi’nin 7 Mayıs 1784’te Benjamin Franklin, Thomas Jefferson ve John Adams’ı, ticaret ve dostluk antlaşmaları yapmak üzere  görevlendirdiği ülkeler arasında Osmanlı Devleti de vardı. Bu durum Amerikan tacirlerini yakalayan veya tâciz eden Cezayir gemilerinin Osmanlı Padişahına tâbii olmalarından ileri geliyordu. Zira, Amerika’nın İngiltere ile sulh antlaşması imzalamasından sonra, Amerikan gemileri Akdeniz’de artık İngiliz bayrağının himayesinden mahrum kalmışlardı.”

Bu satırlar Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Yavuz Güler’in yaptığı araştırmadan alınmıştır.

İlişki böyle mi bitiyor. Hayır…

ABD’nin ünlü, özgürlük heykelinin tapusu da Osmanlıya aittir; Osmanlı Suveyş kanalı yaptırmış kanalın Akdeniz’e açılan noktasına dev  bir meşale yaptırmak istemiştir. Dilekleri Osmanlının gücünü ve ışığını tüm dünyaya göstermektir…

Sipariş, Fransa'nın meşhur heykeltıraşlarından Frederic Auguste Bartholdi'ye verildi. Bartholdi, Fransa'daki atölyesinde çalışmalara başladı. Heykelin bakır ve çelikten oluşan iskeletini ve mühendislikle alâkalı kısımlarını, Paris'teki kendi adıyla anılan kuleyi yapan Gustave Eiffel ile birlikte tamamladı. Parası Osmanlı Hazinesinden Padışah Abdulaziz tarafından ödendi…

Heykelin yüzü yoktu ve elinde bir kuran tutuyordu. Ama dönemin Mısır Hidvi, yine de halkın bu heykele tapınacaklarını söyleyerek dikilmesini istemedi. Heykel uzun süre heykeltıraşın deposunda kaldı. Yıllar sonra Fransa, ABD’ye siyasi yalakalaık için bir kuruluş hediyesi vermek istedi.

Heykel kasadan çıkarıldı, Kuran’ın yerine İncil kondu, Davut yıldızı yerleştirildi ve Heykeltraşın teyzesinin yüzü heykele işlendi…

Şimdi ABD bu heykelle gurur duyuyor…

Aslında biraz eski tarihlerden bahsettik.. Oysa İstiklal savaşımızdan bu yana Türk ABD ilişkileri bize anlatıldığı gibi geçmedi…

Hala, ABD’nin yarattığı sudan bahanelerle  Türk-ABD ilişkileri sağlıklı yürümüyor…

Elbette bu “sürekli kriz havasına”  Türkiye’deki ABD hayranlarının, ürettiği , olumsuz yönlendirmeler de dahil. 

 Asım Doğan

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Asım Doğan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi