Günün İçinden – 08.04.2024

Günün İçinden – 08.04.2024

Güzel bir gün, günler, haftalar tüm neşeyle sizlerin yanında olması dileğimle günaydın…

Tebessüm;

Şu Koca Tasla

Hoca bir gün camide vaaz veriyormuş. Vaazında doğru ve dürüst olmanın önemini anlatıyormuş. Bakmış dinleyenler yarı uykulu ve esniyorlar. Öğle vakti olduğu için de hepsinin karnı aç.

Düşünmüş:

– Haydi, toplanın bize gidiyoruz. Etli pilav ve yoğurt yiyelim, demiş.

Herkes hızlıca toplanmış ve eve gelmişler. Hoca karısına:

– Hanım masayı hazırla, hep beraber etli pilav ve yoğurt yemeye geldik, demiş.

Karısı:

– Hoca Efendi ne yaptın? Evde ne, pirinç ne et, ne de yoğurt yok, demiş.

Hoca düşünmüş, taşınmış ve içeri gitmiş ve elinde bir kaşık ve tencereyle gelmiş:

– Kusura bakmayın çocuklar, evde eğer pirinç, et ve yoğurt olsaydı bu kazan ve kaşıkla size ikram edecektim, demiş.

Yorum

Osmanlı Ermenileri (6)

Ama sesine kulak veren olur muydu ki?

Osmanlı yöneticisinin derdi başından aşkındı. Rum ve Ermeni yakınmaları, yabancı konsolosların karşılarına gelip dikilmeleri yetmezmiş gibi, bir de kaba Türk’ü mü dinleyeceklerdi? Osmanlı yöneticileri yerlerinden olmak kaygısıyla Hıristiyanların bir dediğini iki etmemek için çırpınıyorlardı. Kaba Türk’e gelince, vur abalıya! Adına ister “Kaba Türk” ister “Yoksul Türk” densin, isterse “Türk Halkı”… Yazılsın onun da tarihi… Karşılaştırılsın Osmanlı Ermeni’siyle… Kimmiş ezilen, kayrılan, o zaman görülür. İngiliz belgelerinde bu konuda bir hayli aydınlatıcı bilgi var.

O belgelerden anlaşılıyor ki, Osmanlı Ermeni’si, ezilmek şöyle dursun, korunmuş, kayrılmıştır. Hatta Türk komşusunu sömürmüştür. Ermeniler, yalnız esnaf, yalnız tüccar değildi. Aynı zamanda mültezimdi. (Devlet adına vergi toplamakla görevliydi)… Ermeni mültezimi Türk köylüsüne aman vermiyordu. Köylüden toplanan aşar vergisinin yarısı Osmanlı Hazinesi’ne giriyorsa, yarısı da Ermeni ve Rum mültezimlerin kesesine giriyordu…

(devamı bayramdan sonra…)

Bir yazar / Bir öykü / Kitap incelemesi

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

Hakkında

Hüseyin Nihal Atsız (12 Ocak 1905; Kadıköy, İstanbul - 11 Aralık 1975, İstanbul)

Türk yazar, şair, tarihçi ve ideologdur. Nejdet Sançar'ın ağabeyidir. Yağmur Atsız ve Buğra Atsız'ın babasıdır. Rıza Nur'un mânevi oğludur.

Kendisini Türkçü ve Turancı olarak tanımlar.

Atsız'ın babası Gümüşhane'nin Torul kazasının Midi köyünün Çiftçioğulları ailesinden Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi Trabzon'un Kadıoğulları ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Bey'in kızı Fatma Zehra Hanım'dır. Mehmet Nail Bey'in ilk eşinden üç çocuğu olmuştur. 12 Ocak 1905'de Hüseyin Nihal (Atsız), 1 Mayıs 1910'da Ahmet Nejdet (Sançar) ve Aralık 1912'de Fatma Nezihe (Çiftçioğlu) dünyaya geldi. 1930 yılında ilk eşinin damar sertliğinden vefatı üzerine Mehmed Nail Bey, 1931 yılında yeniden evlenmiştir. İkinci eşinin adı da Fatma Zehra'dır. İkinci eşinden 1932 yılında Necla (Çiftçioğlu) adlı bir kızı olan Mehmed Nail Bey ikinci eşiyle geçinememiş ve iki yıl sonra ayrılmıştır. Üniversite Yılları ve İlk Fikirler 1926 yılında İstanbul Dârülfünunu'nun Edebiyat Fakültesinin "Edebiyat Bölümü"ne ve İstanbul Dârülfünunu'nun yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebi'ne kaydolan Atsız, bir hafta sonra askere çağırılmış, tecil isteği kabul edilmeyen Atsız askerliğini 9 ay olarak 28 Ekim 1926-28 Temmuz 1927 tarihleri arasında İstanbul'da Taşkışla'da 5. piyade alayında er olarak yapmıştır. Ahmet Naci adlı arkadaşı ile birlikte hazırladığı 'Anadolu'da Türklere Ait Yer İsimleri' adlı makalenin Türkiyat Mecmuası nın ikinci cildinde yayınlanması ile hocası olan Mehmet Fuad Köprülü' nün dikkatini çeken Atsız, 1930 yılında Edirneli Nazmi'nin divanı üzerinde mezuniyet çalışması yapmıştır ('Divân-ı Türki-i Basit, Gramer ve Lügati', 1930, 111 s. Türkiyat Enstitüsü Mezuniyet Tezi, no 82). Aynı yıl Edebiyat Fakültesi'nden mezun olmuştur. Atsız'ın sınıf arkadaşları arasında Tahsin Banguoğlu, Ziya Karamuk, Orhan Şâik Gökyay, Pertev Nâili Boratav, Nihad Sâmi Banarlı gibi isimler yer alıyordu.

Mezuniyetinden sonra Edebiyat Fakültesi Dekanı olan hocası Prof. Dr. Mehmet Fuad Köprülü, Maarif Vekâleti'nde Atsız için girişimde bulunarak, Yüksek Muallim Mektebi'ni öğrenci olarak bitirdiği için, liselerde yapması gereken 8 yıllık mecburi hizmetini affettirmiş ve 25 Ocak 1931'de Atsız'ı kendisine asistan olarak almıştır. Atsız, yine 1931 yılında Dârülfünunun felsefe bölümünden mezun olan ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenmiş, ancak 1935 yılında ayrılmıştır.

Atsız, 15 Mayıs 1931'den 25 Eylül 1932 tarihine kadar Atsız Mecmua (17 sayı)'yı çıkarmaya başladı. Mehmet Fuad Köprülü, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan gibi edebiyat ve tarih bilginlerinin de içinde bulunduğu bir kadro ile yayın hayatına atılan bu Türkçü ve Köycü dergi, devrinde ilim, fikir ve sanat alanında çok tesir yaratan Türkçü bir çığır açmış, âdetâ Cumhuriyet devri Türkçülüğünün öncüsü olmuştur. Atsız, kendini tanıtmaya başlayan ilk yazılarını (H. Nihâl) imzası ile, hikâyelerini de (Y.D.) imzasıyla, bu dergide yayınlamaya başlamıştır. 1932 Temmuzunda Ankara'da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi esnasında, Prof. Dr. Zeki Velidi Togan'a Dr. Reşid Galip’in yaptığı eleştiriler üzerine Atsız, içerisinde ikinci eşi Bedriye Atsız ile Pertev Nâili Boratav' ın da bulunduğu 8 arkadaşı ile, Dr. Reşid Galib'e "Zeki Velidi'nin talebesi olmakla iftihar ederiz" diyen bir protesto telgrafı çekmiş ve bu telgraf üzerine de Reşid Galib'in tepkisini üzerine çekmiştir. 19 Eylül 1932'de Reşid Galip, Maarif Vekili olmuştu. Kısa bir süre sonra da Mehmet Fuad Köprülü'nün dekanlıktan ayrılması üzerine Edebiyat Fakültesi Dekanlığı'na vekâleten bakan Ali Muzaffer Bey asaleten tayin edilmiştir. Reşid Galib, Atsız Mecmuanın 17. sayısındaki 'Darülfünunun kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi' adlı makalesi nedeniyle Edebiyat Fakültesi Dekanına baskı yaparak, 13 Mart 1933 tarihinde Atsız'ın üniversite asistanlığına son vermiştir. Atsız, 1975 yılının kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenmiş, ancak yapılan muayene ve testler sonucunda bir hastalık bulunamamıştır. 10 Aralık 1975 Çarşamba gününün akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen doktor enfarktüs olduğunu anlayamamıştır. Ertesi akşam Atsız yeni bir kriz geçirmiş, 11 Aralık 1975 Perşembe günü vefat etmiştir. 13 Aralık 1975 tarihinde Kurban Bayramı'nın ilk günü Kadıköy Osmanağa Camii’nde Kılınan ikindi namazını müteakip Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.

Türkçülüğün öncülerinden olan Nihal Atsız, Turancı çevreler tarafından aynı zamanda güçlü bir Türkolog olarak kabul edilir. Bu çevrelere göre Türk dilini, tarihini ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, özellikle Türk tarihinin Göktürk kısmında uzmanlaşmıştı. Çok sevdiği bu devreyi "Bozkurtların Ölümü" ve "Bozkurtlar Diriliyor" adlı iki eser ile romanlaştırmıştır. "Deli Kurt" adlı romanı Osmanlı tarihinin ilk devrelerinin romanlaştırılmış şeklidir. "Ruh Adam" 'daki Selim Pusat'ın şahsiyetinde Atsız'ı görürüz. "Ruh Adam" 'ın devamı olarak "Yalnız Adam" 'ı yazacağını söylüyordu. Yine yazacağını bildirdiği bir eseri de Bozkurtlar Serisi’nin 3. cildi idi. Yayınlanmamış eserlerinin içerisinde "II. Mahmut'tan Günümüze Kadar Osmanlı Hanedanı Tarihi" adlı bir eseri de vardır…

Dalkavuklar Gecesi - Z Vitamini / Kitap hakkında

Yazarın yaşadığı devri, o devirdeki yetkilileri -birincisinde antik çağda muhayyel bir devlete taşıyarak, ötekinde kendi zamanından 50 yıl sonrasına taşıyarak- hicvettiği iki kısa satirik/alegorik romandır. Şahıslarının çoğu o dönemdeki kişilerdir ve müthiş bir tenkit salvosuna tutulmuşlardır. Bu iki kısa romanın önemi, “Millî Şeflik” devri ve tek parti diktatoryasının hüküm sürdüğü, ülkede kimsenin gıkını çıkaramadığı yıllarda, devrin ricalini hedef alması ve amansızca eleştirmesidir. Muhtevasındaki tenkitlerin dozu biraz fazla kaçmış veya insafsızca görünse de bu romanların o devirde yazılmış olması başlı başına bir yiğitliktir ve Atsız Hoca'nın tavizsiz kişiliğinin belgesidir. Biz de bir yiğitlik belgesi olduğu için yayınlıyoruz.

Bir şair / Bir şiir

ZİYA GÖKALP

Ali Kemal'e

(ziya Gökalp Malta'da sürgünde iken, Ali Kemal'in yazdığı

Düşmanca yazılara bu şiirle cevap vermiştir.)

Ben Türküm! Diyorsun, sen Türk değilsin!

Ve İslam’ım! Diyorsun, değilsin İslam!

Ben, ne ırkım için senden vesika,

Ne de dinim için istedim ilam!

Türklüğe çalıştım sırf zevkim için,

Ummadım bu işten asla mükâfat!

Bu yüzden bin türlü felaket çektim,

Hiç bir an esefle demedim: Heyhat!

Hatta ben olsaydım: Kürt, Arap, Çerkez;

İlk gayem olurdu Türk milliyeti

Çünkü Türk kuvvetli olursa, mutlak,

Kurtarır her İslam olan milleti!

Türk olsam olmasam ben Türk dostuyum,

Türk olsan olmasan sen Türk düşmanı!

Çünkü benim gayem Türkü yaşatmak,

Seninki öldürmek her yaşatanı!

Türklük, hem mefkûrem, hem de kanımdır:

Sırtımdan alınmaz, çünkü kürk değil!

Türklük hadimine 'Türk değil! ' diyen

Soyca Türk olsa da 'piçtir', Türk değil!

Hakkında

Ziya Gökalp, özellikle Milliyetçilik ve Türkçülük üzerine kaleme aldığı eserleri ile ünlenmiştir. Türk Milliyetçisi Ziya Gökalp 23 Mart 1876’da Diyarbakır Çermik’te doğdu. 25 Ekim 1924’te İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Asıl ismi Mehmet Ziya. Babası yerel bir gazetede çalışan memurdu. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi.

18 yaşında intihara teşebbüs etti. Direkt yüreğine sıktığı kurşuna rağmen, kendisiyle ilgilenen doktorun çabaları sayesinde ölmedi. Bir yıl sonra hiç istememesine rağmen 1895'te İstanbul’a gitti. Baytar Mektebi'ne kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile ilişki kurdu. Jön Türkler’ den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra 1900'de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908'e kadar Diyarbakır'da küçük memuriyetler yaptı. Diyarbakır'da bulunduğu dönemde bölgenin güvenliği için kurulan ve başında Kürt asıllı İbrahim Paşa'nın bulunduğu Hamidiye Alayları hırsızlık ve soygun olaylarına karışınca halkı örgütleyerek eyleme yöneltti. 3 gün boyunca Diyarbakır Telgrafhanesini işgal ederek buradan saraya İbrahim Paşa ve adamlarını cezalandırmaları için telgraflar çekmeye başladı.

Doğu ile Batı arasında ki kilit bağlantı noktalarından olan Diyarbakır Telgrafhanesinin işgali işin içine Batılı devletlerinde karışmasına neden oldu. Onlarında saraya yaptığı baskı neticesinde bölgeye bir araştırma heyeti gönderildi. Fakat bir süre için sinen İbrahim Paşa ve adamları daha sonra aynı kanunsuzluklara yeniden başlayınca Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğinde ki halk bu sefer 11 gün süre ile telgrafhaneyi yeniden işgal ettiler. Bu direnişin sonunda İbrahim Paşa ve adamları bölgeden uzaklaştırılmıştır. II. Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki'nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. 'Peyman' gazetesini çıkardı. 1909'da Selanik'te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi'ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Bir yıl sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadisinde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da 'Genç Kalemler' dergisini çıkardı. 1912'de Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebusuna seçildi, İstanbul'a taşındı. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı 'Türk Yurdu' başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua’ da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani ‘de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi. I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili işgal mahkemesi tarafından yargılandı. Mahkeme sürecinde soykırım iddialarını kesinlikle reddetmiş ve Mukallitte (karşılıklı öldürme) tezini savunmuştur.1919'da İngilizler tarafından Malta Adası'na sürgüne gönderildi. Burada kaldığı dönemde ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra Malta Mektupları adıyla kitaplaştırılmıştır. Ve bu kitap Malta sürgünlerinin orada geçirdikleri hayat şartlarıyla ilgili elimizdeki yegâne eserdir. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır'a gitti, Küçük Mecmuayı çıkardı.

1923'te Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı'na atandı, Ankara'ya gitti. Aynı yıl İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Atatürk tarafından Diyarbakır mebusu olarak seçildi. 1924'te kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul'da öldü. II. Mahmut Türbesi haziresine gömüldü. Osmanlı Devleti'nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı'dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. 'Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak' diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslam’dı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı'nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi. Toplumsal modeli, Emile Durkheim'in teorik temellerini kurduğu 'dayanışmacılık' temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ve kapitalist toplumun sınıf mücadelesiyle yıkılarak sınıfsız toplumun kurulmasını hedefleyen Marksizm'e karşı; sınıfsal ayrımları değil mesleki ayrımları gören, mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden, meslek örgütlerinin dayanışmasıyla toplumsal huzurun kurulabileceğini savunan solidarizmde karar kıldı.

Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. 'Türkçülük' düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynadı. Ziya Gökalp önce Türkiye Türkçülüğü sonrasında Oğuzculuk daha sonra ise Turancılık fikirlerinin destekçisidir.

Dipnotum

Sanat Anlayışı Nedir? (10)

Leopardi’nin 1830 yılına kadar ürettiği eserlerin temel özelliği, Croce’nin, şiirde duyguyu baş unsur sayan görüşüne tamamen uymaktadır. Ne var ki, 1830’dan sonra yazdığı ve eski ürünlerine göre daha değişik bir özellik taşıyan şiirleri, Croce’de, düşüncenin duyguya baskın çıktığı, dolayısıyla öğreticiliğe kayıldığı kanısını uyandırmıştır.

Şiir duygudur önyargısıyla yola çıktığımız sürece, böyle bir sonuç kaçınılmazdır. Ancak duygunun ağır bastığı eserlere sanatsal damgasını vurabiliriz. Bu ölçünün dışına çıkan her eser, olumsuz olarak değerlendirilmek durumunda kalacaktır. Oysa Leopardi’nin bu ikinci dönemde yazdığı şiirler, bu ürünleri besleyen koşullar anlaşıldığı takdirde, başarısız örnekler olma suçlamasından kurtulabilirler. Beğeni denilen şey, elde edildikten sonra öylece kalan, hiç değişmeyen bir yetenek değildir…

(devamı bayramdan sonra…)

TARİHTE BUGÜN ÖNEMLİ OLAYLAR

* 1513 - İspanyol Konkistador Juan Ponce de León, Florida'yı keşfetti ve bu bölgeyi İspanya toprağı olarak ilan etti.

* 1730 - New York'ta ilk sinagog hizmete girdi.

* 1820 - Milo Venüsü heykeli bir Ege adası olan Melos'ta bulundu.

* 1830 - Avrupa ülkeleri, Osmanlı İmparatorluğu'ndan, bağımsız Yunan devletini onaylamasını istedi.

* 1869 - 2. Darü'l-Fünun binasının inşası tamamlandı ve Darü'l-Fünun -i Osmani kuruldu.

* 1899 - Martha Place, elektrikli sandalye ile idam edilen ilk kadın oldu.

* 1918 - I. Dünya Savaşı: Sinema oyuncuları Douglas Fairbanks ve Charlie Chaplin, New York sokaklarında savaş tahvili sattılar.

* 1920 - Salih Paşa'nın (Salih Hulusi Kezrak) istifası ile kurulan Damat Ferit Paşa kabinesinin tanınmayacağı yolunda, Heyeti Temsiliye genelgesi yayınlandı.

* 1923 - Mustafa Kemal 9 Umde'yi açıkladı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin seçim bildirisi niteliğindeki bu ilkelerin başında, 'Egemenlik Ulusundur' maddesi gelmekteydi.

* 1924 - Şeriye mahkemelerini kaldıran yeni Mahkemeler Teşkilatı Kanunu TBMM'de kabul edildi. Kadıların yerini hakimler aldı.

* 1933 - Almanya'da ari ırktan olmadığı düşünülen memurlar emekli edildi.

* 1943 - Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Roosevelt, enflasyonu kontrol altında tutabilmek amacıyla tüm maaş ve ücretleri dondurduğunu ve işçilerin iş değiştirmesini yasakladığını açıkladı.

* 1946 - Milletler Cemiyeti son oturumunu yaptı. Bundan sonra örgütün adı Birleşmiş Milletler olacaktır.

* 1953 - Kenya bağımsızlık hareketinin önderi Jomo Kenyatta Mau Mau Ayaklanması gerekçe gösterilerek İngiliz sömürge yönetimince tutuklandı.

* 1956 - Seyhan Barajı hizmete girdi.

* 1960 - İstanbul'a on saat çamur yağdı.

* 1968 - Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde öğrenciler rektörlük binasını işgal etti.

* 1976 - Ankara'da çeşitli fakülte ve öğrenci yurtlarında çıkan *larda, aralarında Tabii Senatör Muzaffer Yurdakuler'in oğlu Hakan Yurdakuler'in de bulunduğu, Esari Oran ve Burhan Barın isimli 3 öğrenci öldürüldü, çok sayıda öğrenci yaralandı.

* 1982 - Uluslararası Atatürk Barış Ödülü'nün Güney Afrikalı lider Nelson Mandela'ya verilmesi kararlaştırıldı. Mandela, Türk hükümetine yönelik insan hakları ihlali suçlamaları nedeniyle ödülü kabul etmedi.

* 1993 - Fransa'da, Breton'da yapılan kazılarda ünlü çizgi roman kahramanı Asterisk'in yaşadığı köyün bulunduğu öne sürüldü.

* 1994 - DenizTemiz Derneği (Turmepa) kuruldu.

* 1999 - Hakkâri Valisi Nihat Canpolat'a, Yüksekova ilçesinde bombalı saldırı düzenlendi. Canpolat saldırıdan küçük sıyrıklarla kurtuldu, şoförü öldü, yedi kişi yaralandı.

TARİHTE BUGÜN DOĞANLAR

* MÖ 563 - Gautama Buddha, Budizmin kurucusu, Hindistanlı dini lider

* 1859 - Edmund Husserl, Alman filozof (ö. 1938)

* 1875 - I. Albert, Belçika kralı (ö. 1934)

* 1909 - John Fante, ABD'li yazar (ö. 1983)

* 1920 - Carmen McRae, ABD caz şarkıcısı / piyanist (ö. 1991)

* 1929 - Jacques Brel, Belçikalı söz yazarı, şarkıcı ve müzisyen (ö. 1978)

* 1938 - Kofi Annan, Ganalı Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Nobel Barış Ödülü sahibi

* 1950 - Grzegorz Lato, Polonyalı futbolcu

* 1952 - Ahmet Piriştina, politikacı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı (ö. 2004)

* 1966 - Robin Wright, ABD'li aktris.

* 1966 - Armağan Çağlayan, yapımcı, İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğretim üyesi

* 1968 - Patricia Arquette, ABD'li oyuncu

* 1970 - Didem Madak, Türk şair (ö. 2011)

* 1973 - Emma Caulfield, ABD'li oyuncu

* 1974 - Batuhan Mutlugil, müzisyen

* 1975 - Funda Arar, Türk şarkıcı

* 1979 - Alexi Laiho, solist, gitarist, söz yazarı (Children of Bodom)

* 1983 - Natalia Doussopoulus, Yunan şarkıcı ve dizi oyuncusu

* 1995 - Cedi Osman, Türk profesyonel basketbolcu

TARİHTE BUGÜN ARAMIZDAN AYRILANLAR

* 217 - Caracalla, Roma İmparatoru (d. 186)

* 1735 - Francis II Rákóczi, Macar bağımsızlık hareketinin önderi (d. 1676)

* 1848 - Gaetano Donizetti, İtalyan besteci (d. 1797)

* 1919 - Loránd Eötvös, Macar fizikçi (d. 1848)

* 1959 - Şefik Hüsnü, Türk tıp doktoru ve siyasetçi. (d. 1887)

* 1973 - Pablo Picasso, İspanyol ressam, kübizmin öncüsü (d. 1881)

* 1976 - Hakan Yurdakuler, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi (öldürüldü)

* 1981 – Omar Bradley, ABD ordusu generali (d. 1893)

* 1985 - Vedat Nedim Tör, Kadro dergisinin kurucularından, yazar (d. 1897)

* 1996 - Ben Johnson, ABD'li aktör (d. 1918)

* 2000 - Claire Trevor, ABD'li aktris (d. 1910)

* 2002 - Savaş Yurttaş, tiyatro sanatçısı (d. 1944)

* 2004 - Doğan Baran, eski sağlık bakanı (d. 1929)

* 2013 - Margaret Thatcher ,eski İngiltere başbakanı (d. 1925)

www.HaberHürriyeti.com / Mustafa Gökçek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi