Hak Verilmez Alınır!..

Hak Verilmez Alınır!..

Şimdi, şöyle bir senaryo geliyor aklıma:

Bir fabrika var. Tabii, o fabrikanın bir patronu ve derece derece çalışanları; yöneticileri, memurları, işçileri…

Üst düzey çalışanlar genelde durumlarından memnun. Maaşları, sosyal hakları vs oldukça iyi…

Aşağıya doğru indikçe durum -üsttekilere göre!- gitgide kötüleşiyor.

En alttakiler ise -ki, onlar büyük çoğunluk!- karın tokluğuna talim ediyorlar.

Ancak, durumlarına en az itiraz edenler de onlar! Neredeyse hiçbir talepleri yok. Patronun onlar için yaptığı üç kuruş zammı bile büyük bir sevinç ve şükranla karşılıyorlar. (Çünkü vazgeçilmez değiller, düz işçi olmanın ötesinde hiçbir nitelikleri yok. Dahası, belki çok azı dışında, ‘daha nitelikli olma’ şansları da yok. Olsa dahi, buna güçleri, cesaretleri yok!)

Senaryo bu ya, diyelim patron değişiyor.

Ve yeni gelen patron, işçilerinden bir talep gelmese bile, o hepsinin durumlarını çok daha iyi hale getirme derdinde, çabasında.

Samimi gerçekten; idealist, kararlı…

Ne yapabilir?

Maaşları biraz daha arttırır, sosyal haklar, güvenceler falan…

Daha, daha?

Daha fazla hiçbir şey yapamaz.

İstese de yapamaz!

Çünkü, haydi kendi kârından fedakarlık (!) etmesini bir yana koyalım; fabrikasını ayakta tutmak, gelir-gider dengesini ayarlamak, diğerleriyle rekabet etmek, üretim araçlarını ve ürünlerini sürekli geliştirmek, yenilemek gibi zorunlulukları vardır.

Yoksa ne fabrika kalır, ne patron, ne de orada çalışan, ekmek yiyen insanlar…

(Bir fikir: Herkesi fabrikaya eşit ortak mı edecek? Ama o zaman kimler hangi işi yapacak, kimler yönetecek, kimler çalışacak, yönetim kademesindekilerin verdiği kararlar herkes tarafından -eşit ortak hepsi!- tasvip görecek mi, ortaklar arasında 'liyakat, yeterlik' sorunu nasıl çözülecek? Sonuçta onların 'patron' konumuna geçip, yerlerine başkalarını çalıştırmasına -eski tas, eski hamam!- nasıl engel olunacak? vs)

Yani, diyeceğim o ki; patrona güvenerek patronla eşit şartlarda olunmaz.

Patron istese dahi, olunmaz!

Patron patron kalır, işçi de işçi. (Bazı patronların işçi olmaları, bazı işçilerin de patron olması istisnadır; kaideyi bozmaz!)

Eee, ne demişler; hak verilmez, alınır!

Yani herkes hakkını çatır çatır mücadele edip, kazanmak zorunda!

Her şeye rağmen, ne olursa olsun!

Gerisi fasa fiso...

Ve bu arada…

Önümüz yerel seçimler...

Hepimizin yerelde beklentileri, istekleri, ihtiyaçları var.

Ama sadece seçim günü gidip oy vermekle karşılanmıyor bunlar. Yaşadık, yaşıyoruz…

Talepkâr olmak gerekiyor, oyuna sahip çıkmak ve sonrasında çatır çatır hesabını sormak gerekiyor.

Bana ne dememek, bizden diye yanlışlara göz yummamak, kol kırılır yen içinde mantığı gütmemek, o kişilerin o koltuklara sana, bana, bize hizmet etmek için oturduklarını, asli görevlerinin bu olduğunu bilmek ve hatırlatmak gerekiyor.

Takım tutmak ayrı şey, ödediğim vergiler karşılığı kamu hizmeti almak ayrı şey.

Murat Hiçyılmaz / murat_hicyilmaz@ yahoo.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi