Lokman Hekim Efsanesi

Lokman Hekim Efsanesi

Merhaba sevgili okurlar geçen hafta söz verdiğim gibi bu pazardan itibaren Anadolu efsanelerini sizlerle paylaşmaya başlıyorum. Her biri ibret vesikası ve hayat dersleriyle dolu olan efsanelerimizden ilki, Kuran’da Lokman Suresi’nde de adı geçen Lokman Hekim’e ait…Keyifli okumalar.

İnsanlar dertlerine çare aramanın zorlukları karşısında: “Allah dert verip derman aratmasın,” demeye başlamışlar… Bir zamanlar bu söz; “Allah dert verip Lokman’ı aratmasın," şeklinde söylenirmiş. Çünkü o devirlerde Lokman Hekim dünyadaki tüm doktorların piriymiş. Hastalıklarla ilgili hemen her şeyi bilir; bütün otların, çiçeklerin, ağaçların dilinden anlarmış.

Halk arasında Lokman Hekim’in kara kaplı bir kitabı olduğu söylenirmiş. Bu kitabın içinde bütün hastalıkların çaresi yazılıymış. Lokman Hekim kırlara çıktığında, her bir ot, her bir çiçek, her bir ağaç dile gelir; hangi hastalığa iyi geleceğini, hangi derde deva olacağını Lokman'a sadece onun anlayacağı dille söylermiş:

-Yapraklarım boğaz ağrısına iyi gelir!

-Şurubum, iştah açar!

–Taze taze yenirsem, midede ağrı bırakmam!

Bunları duyan Lokman Hekim de bitkileri alır, onlardan ilaç yapar, böylece insanları iyileştirirmiş. Her hastalığa ilaç bula bula bir gün gelmiş insanlar hastalanmaz olmuş. Herkes sağlık esenlik içinde yaşamaya başlamış. Ama ölüm meleği kapıyı çaldığında, Lokman Hekim dahil kimsenin elinden hiçbir şey gelmiyormuş. Günlerden bir gün insanlar ölümden kurtulmak için Lokman Hekim'in kapısına dayanmış:

-Lokman, sen her derdimize deva, her hastalığımıza ilaç buldun. Bizi güçlü kuvvetli kıldın, sağlıklı hale getirdin. Ama yine de ölüyoruz, ölümden kurtuluş yok mu? Her derde çare bulan, her hastalığı sağaltan hekim, ölüme de çare bulur! İnsanlar ölümsüz olmalı ey Lokman!

Kapısına gelenlerin isteğine şaşıran Lokman Hekim onlara şu cevabı vermiş:

-İyi dersiniz de ölüm karşısında elim kolum bağlı, Allah’ın emri böyle! Hâşâ ona karşı gelemem, çok üzgünüm bir şey yapamam!

-Yapabilirsin Lokman! İstersen yapamayacağın şey yoktur. Nasıl ki ağrıyan başların ağrısını, sızlayan dişlerin sızısını kesiyorsan, nasıl ki öksürüğe çare buluyorsan, nasıl ki, kötürümleri iyileştiriyor, yatalakları ayağa kaldırıyorsan, ölüme de çare bulabilirsin!

Lokman gelenleri ikna etmeye çalışmış:

-Evet hastalığı sağaltıyorum, çok şey biliyorum, ama bu onlara benzemez. Ölümün çaresi yoktur. Vazgeçin bu sevdadan!

- Bre Lokman, her hastalığın kökünü kuruttun. Mademki yaptın bunu, şimdi de bizi ölümsüz kılmak zorundasın, ölümsüz olmak istiyoruz!

Sözcülerinin bu konuşması üzerine, Lokman’ın kapısına gelen kalabalık hep bir ağızdan bağırmaya başlamış:

- Evet, ölümsüzlük istiyoruz! Ölmek istemiyoruz! Yaparsın sen Lokman, sana inanıyoruz!

Çaresiz kalan Lokman Hekim’de onlara söz vermek zorunda kalmış:

- Pekâlâ, madem ölümsüzlüğü bu kadar çok istiyorsunuz, size söz veriyorum, ölümsüzlük ilacını da arayacağım. Ama bulur muyum bilemem!

Lokman Hekim verdiği sözü düşünerek, ertesi gün kara kaplı defterini karıştırmaya başlamış:

-Ökse otu, davulotu, ayrıkkökü, aslanpençesi, civanperçemi, çakşırotu, hımmm evet buldum. Buldum işte! Ölümsüzlük otu var… Ama bu ot çok uzaklarda, taaa Çukurova’da… Olsun, madem söz verdim. Oraya gidip, bu otu bulmalıyım.

Lokman Hekim ölümsüzlük otunu bulmak için yollara düşmüş. Günlerce aylarca yürüdükten sonra nihayet Çukurova'ya varmış. Biraz dinlendikten sonra, dağ, tepe, ova demeden, karış karış Çukurova’yı dolaşmaya başlamış. Aramaktan yorgun düştüğü bir gün, bitkin ve yarı uyur halde ulu bir çınarın gölgesine oturmuş. O sırada bir ot kendisine seslenmiş:

-Lokman, bunca zaman arayıp taraman bitsin. Ben ölümün ilacıyım. Artık insanlara ölüm yok. Beni kopar, ilaç yap!

- Galiba bir an uykuya daldım. Herhâlde düş gördüm.

Lokman Hekim böyle demiş ama şöyle bir kendini toplayıp sağına soluna bakınmaktan da geri kalmamış. Az ötesinde, o güne kadar hiç görmediği, bilmediği bir ot, esen hafif rüzgârın etkisiyle sallanıp durmaktaymış:

-Ne duruyorsun? Görmüyor musun? Rüzgâr sana sesimi getirmiyor mu? Ben senin aradığın ölümsüzlük otuyum! Beni kopar! Nasıl ilaç yapacağını bilmiyorsan kara kaplı kitabına bak orada yazar. Ölüme devayım ben Lokman!

Lokman Hekim bu sesin, daha önce hiç görmediği ottan geldiğini anlamış. Sevincinden uçacak gibi olmuş. Otu koparıp kara kaplı kitabının yaprakları arasına yerleştirmiş.

Ölümsüzlük otunu bulan Lokman Hekim, kara kaplı kitabını da koltuğunun altına yerleştirip, günümüzde “Misis” adıyla bilinen yere gelmiş. Çukurova'ya gidenler, Ceyhan Irmağı’nın Misis’ten geçtiğini bilirler. Yaman bir ırmaktır Ceyhan, yaz kış bulanık akar. Misis’te, Ceyhan Irmağının üstünde koskoca bir taş köprü vardır. Lokman Hekim gelip işte bu taş köprünün üstünde durmuş alttan ağır ağır akan Ceyhan Irmağını seyrediyormuş.

Lokman hekimin kendi iradesiyle ölümsüzlük otunu bulduğunu bilen yüce Tanrı, ölümsüzlüğün oluşmasına engel olması için bir meleğini dünyaya görevli olarak göndermiş. Aksakallı dede kılığına giren melek, Misis'teki taş köprünün üstünde köpüre köpüre akan Ceyhan Irmağı’nı seyretmekte olan Lokman Hekim’in yanına gelmiş:

- Ey kimsin, kimlerdensin? Buralarda ne ararsın?

- Neden soruyorsun baba?

-Hiiç merak ettim.

-Bana Lokman Hekim derler.

-Nerden bileyim Lokman olduğunu? Hem duyduğuma göre Lokman Hekim kara kaplı kitabına bakar, remil atar, her şeyi bilirmiş. Öyleyse bil bakalım ben kimim?

Lokman kara kaplı defteri karıştırdıktan sonra kum üzerinde şekiller çizmeye başlamış:

- Evet remile göre sen Tanrı’nın gönderdiği bir meleksin.

Melek tanınınca Lokman Hekim’in kara kaplı kitabını tutan koluna hafifçe dokunmuş. Dokunmasıyla birlikte kara kaplı kitap darmadağın olmuş. Ölümsüzlük otuyla birlikte şifa dolu kitabın yapraklarından çoğu Ceyhan Irmağı'na savrulup gitmiş. Lokman Hekim’in elindeyse kala kala kitabın ancak birkaç yaprağı kalmış.

Derler ki, Lokman Hekim ilacını yapabilseymiş insanlar ölüm nedir bilmeyecekmiş. Bugün kullandığımız ilaçlar da Lokman Hekim’in elinde kalan o birkaç yaprakta yazılı olan ilaçlarmış.

Türk edebiyatında daha çok hekim kimliği ile öne çıkan Lokman Hekim’in mezarının İçel’in Tarsus ilçesinde olduğu söyleniyor.

Sevgili okurlar, ölümsüz olmak için değil, ölümsüz eserlere imza atmak için çabalarsak insanlığa ve dünyaya daha yararlı olmaz mıyız? Mutlu ve keyifli bir hafta geçirmenizi diliyorum.

www.haberhurriyeti.com / Murat Çoküreten / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Çoküreten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi