Füruzan

Füruzan

FÜRUZAN”

Füruzan (doğum adı: Feruze Çerçi; 29 Ekim 1932, İstanbul – 11 Şubat 2024, İstanbul), Türk yazar.

Çağdaş Türk edebiyatının önemli isimlerinden birisidir. Türk öykücülüğünde genellikle "küçük insanlar" diye adlandırılan toplumun ezilmiş, hakkı yenmiş, duyarlıklı iç dünyaları keşfedilmemiş insanlarını yazmıştır. Öykünün yanı sıra şiirden, romana, gezi yazısından, denemeye ve çocuk edebiyatına kadar edebiyatın farklı türlerinde eserler vermiş, öykülerinin bazıları tiyatro sahnesine ve sinema perdesine taşınmıştır. 1970'li yıllarda en çok dikkat çeken üç kadın yazardan biri olarak Sevgi Soysal ve Adalet Ağaoğlu’yla birlikte anılır. Yönettiği Benim Sinemalarım filmi, Türk sinema tarihinin en başarılı eserleri arasında sayılır. Kızı Aslı Selçuk filmin yardımcı yönetmenliğinde yer almıştır.

Hayatı

29 Ekim 1932'de İstanbul'da doğdu. Babasını küçük yaşta kaybetti. Yalova ve İstanbul'un değişik okullarında ilköğretimini tamamladı. Ailesinin kısıtlı ekonomik imkânları nedeniyle ortaokula gidemedi. 1950'li yıllarda tiyatrocu olmaya karar verdi. Bir süre Küçük Sahne’de bulundu. Uzun bir süre resim ile ilgili çalışmalar yaptıktan sonra tamamen edebiyatla ilgilenmeye karar vererek çalışmalarını bu alana yöneltti. İlk öyküsü Olumsuz Hikâye, 1956’da Seçilmiş Hikâyeler Dergisi’nde yayımlandı. 1956’dan 1958'e dek öykülerini Türk Dili, Yenilik ve Pazar Postasında yayımladı. 4 Temmuz 1958'de karikatürist Turhan Selçuk ile evlendi. Boşanma ile sona eren bu evliliğinden kızı Aslı dünyaya geldi. Eserlerinde sadece Füruzan adını kullandı. Parasız Yatılı ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı aldığında törene eşi Turhan Selçuk'la birlikte katıldı. Yazarlığının ilk dönemini “gençlik hevesi” olarak tanımlayan Füruzan, asıl eserlerini 1960’lı yıllarda vermeye başladı. 1964-1972 arasında Dost, Yeni Dergi ve Papirüste yayınlanan öyküleriyle dikkat çekti.

İlk kitabı Parasız Yatılı ile 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazanınca ünlendi. Bu ödülü kazanan ilk kadın yazar unvanını aldı. Parasız Yatılıyı Kuşatma (1971) ve Benim Sinemalarım (1973) adlı öykü kitapları izledi. Öykülerinde kötü yola düşmüş kadın ve kızların, çöküş sürecindeki burjuva ailelerin, yeni yaşama koşullarından bunalan, yurt özlemi çeken göçmenlerin, yoksulluk içinde yaşama savaşı veren, tek silahları sevgi olan yalnız kalmış kadınların, çocukların dramlarına sevecen bir bakışla eğildi. Benim Sinemalarım kitabının ardından öyküye 9 yıl ara verdi.

1974'te ilk romanı Kırk yedililer 'i yayımladı. Türkiye tarihine 68'liler olarak geçmiş, devrim ve isyancı bir kuşak olan 1947 doğumluların hikâyesini anlatan eser, geniş bir kitle tarafından sevildi, 1975'te Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü aldı.

1975 yılında Alman Akademik Değişim Servisi (D.A.A.D.) adlı bir sanatçı programı kapsamında davet edildiği Berlin'de bir yıl kaldı. Bu şehirde Türk işçilerle röportajlar yaptı. Röportajlarını Yeni Konuklar adlı kitabında topladı (1977). Dokuz Çağdaş Türk Öykücüsü (1982) adlı antolojisini ve Türkiye Çocukları (1979) adlı çocuk kitabını da Berlin'de hazırladı. Füruzan, daha sonraki yıllarda da göçmen ve gurbetçi işçi sorunları üzerinde durmuştur. 1988'de yayımlanan, belge niteliğinde bir kitap olan Ev Sahipleri 'nde Almanya'nın önde gelen aydınları ve konuk işçileriyle konuşmalar yaptı. 1988'de yayımlanan ikinci romanı Berlin'in Nar Çiçeği 'nde de Almanya'daki göçmenlerin hayatını işledi.

Ah Güzel İstanbul öyküsünden uyarlanan aynı isimdeki filmde 1981’de Ömer Kavur ile birlikte senaryo çalışması yaptı. Film, hiçbir filmin birinciliğe değer görülmediği Antalya Film Festivalinde ikincilik ödülü aldı. 1982'de yayımladığı Gecenin Öteki Yüzü kitabında yer alan ve kitapla aynı adı taşıyan öykü, 1986'da TRT tarafından dizi olarak çekildi. Dizi, TRT ve Modern Gazeteciler Kurumu tarafından en iyi dizi olarak seçildi. Bütün çekimlerde sette bulunan Füruzan, bu deneyimden sonra kendisi de yönetmenlik yapmaya karar verdi. 1988-1989’da "Benim Sinemalarım" adlı öyküsünü senaryolaştırarak çevre tasarımcısı Gülsün Karamustafa ile birlikte aynı adla sinema filmi olarak çekti. Film, uluslararası festivallerde büyük ilgi gördü. Yazar, Redife’ ye Güzelleme, Kış Gelmeden ve Sevda Dolu Bir Yaz adlı öykülerini ise oyunlaştırmıştır. "Kış Gelmeden" ve "Sevda Dolu Bir Yaz" Ankara Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi. 1991'de Lodoslar Kenti adlı ilk ve tek şiir kitabını yayımladı.

Kariyeri boyunca hiç soyadı kullanmamasını:

“Ben o yıllar çok ünlü bir soyadı taşıyordum. Çok ünlü, çok saygıdeğer iki adamın kendi akıllarıyla, emekleriyle ve yetenekleriyle ünlendirdiği saygıdeğer bir soyadıydı. Ben, o ünlenmiş soyadının bana sağlama ihtimali olan kolaylıklarına hiç yanaşmak istemedim. Ben, yazarlığımın sınanmasını öyle bir şekilde tek başıma yapıp bu büyük addan yararlanmamalıydım.” şeklinde açıklar.

Bosna Savaşı esnasında Balkanlar'ı kapsayan yolculuğunun izlenimlerini İşte Bizim Rumeli (1994) ve yeni baskısı Balkan Yolcusu (1996) kitaplarında paylaştı. Yapıtları başta Almanca olmak üzere İtalyanca, İngilizce, Fransızca, Boşnakça, Bulgarca, Farsça gibi çeşitli dillere çevrilmiştir.

2006 yılında Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü alan yazar, 2008 yılında 27. İstanbul Kitap Fuarı'nın Onur yazarı olarak seçilmiş ve hakkında Füruzan Diye Bir Öykü adlı kitap hazırlanmıştır.

11 Şubat 2024'te doğum yeri İstanbul'da doğal nedenlerden 91 yaşında hayatını kaybetti.

Füruzan’ın öyküleri, 1980’den sonra yayınladıkları da içinde olarak, dönemin izini taşır.

Türkiye’nin 1960’ların hemen ilk yıllarından başlayarak yöneldiği yeni politik kültür, hele 1968 sonrasında, edebiyatçılara, yapıtlarındaki toplumsal boyutun insan boyutunu aşmasını adeta dayatıyordu. Dönemin edebiyat tartışmaları bütünüyle bu ikilemi ele almıştır. Füruzan, küçük çevre insanını, yoksulları, acı çekenleri yazarken çok dikkat çekici bir insan damarı yakalıyordu. Onu eşsiz kılan iki unsurdan birisi buydu, insan macerası. Küçük harflerle yazıyordu, asla bağırmıyordu, sesini yükseltmiyordu ve öylece de insanın dersinin altına işleyen, yüreğinin derinliklerine inen bir topoloji meydana getiriyordu. Orhan Kemal’de, örneğin, izlenen taşradan farklı olarak, Füruzan, taşrayı büyük ve çok soylu bir edebiyatın unsuru olarak anlattı. Asıl başarısını burada aramak gerekir.

Füruzan’ı bu derecede vazgeçilmez bir öykücü yapan ve 50 yıl sonra da onu Türk edebiyatının en gözde öykücülerinden biri konumunda tutan diğer öge dili ve şiiriydi. Öteden beri bir inancım vardır. Amerikan öykücülüğü Hemingway’den sonra neredeyse mekanik, daktilonun sesini okurun rahatlıkla duyduğu, akılcı, olaya odaklanmış, insanı da o perspektifte ele alan bir öykü yazdı. O öykücülük dalga dalga dünyaya yayıldı. Tespitim, Hemingway’in insanın içine işleyen öyküler yazmadığı anlamına gelmez. Aksine ‘Temiz, İyi Aydınlatılmış Bir Yer’ öyküsü insanı yüreğinden yakalar ama şiir dilde değildir. Edimdedir, öykünün bütünündedir. Tabir yerindeyse, tiyatrosundadır, sahnesindedir. Bu Chandler’da da böyledir, Cheever’da da.

Öte yanda, bir sis feneri gibi duran Çehov ise baştanbaşa şiirdir. Tıpkı, İlhan Berk’in zamanında düzenlediği Aşk Elçisi isimli antolojisine çok yerinde, çok haklı olarak bir öyküsünü ‘şiir’ diye aldığı Sait Faik’te olduğu gibi. Türkçedeki öykücülüğün gerçek sesi odur, şiirdir. Oktay Akbal ve Selim İleri o anlayışı kendi üslupçulukları içinde geliştirmişlerdir ama bu gerçeğin dışında değillerdir.

Füruzan, son derecede kendisine özgü bir duyarlılıkla ve kadın duyarlılığını da derinlemesine kuşatarak, kavrayarak ve devreye alarak şiirselliği gidebildiği son yere kadar götürür. Sait Faik’teki kadar ışıltılı, baş döndürücü, Akbal’daki kadar içe dönek ve karamsar değildir, Nezihe Meriç’ten bazı izler taşısa da bu öykülerin okuru kıskıvrak bağlayan yanı büyük şiirleridir. Sessiz ve mükemmel bir Türkçe bu öykülerde insan hallerini ve insanın içi sıra akıp giden, yaşadığı (ve yaşayamadığı) dünyasını, bilinç durumunu öylesine bir sükûnetle ve hüzünle anlatır ki, insan şiirin başka ne olabileceğini kendisine sorar. Şiir her zaman ve son kertede hüzündür. Ama Füruzan’da şiirden insana değil, insandan şiire giden bir kederdir söz konusu olan. İnsan, Füruzan’da öykünün kendisidir, o insanın kırık şiiridir dilin poetikasını yaratan. Bu yanıyla da gerçekten biriciktir.

Sinematografik bir öykü yazmakta direndi Füruzan, sonuna kadar. Son öykülerinde de bu özelliği sabittir. Nitekim öyküsüne ‘yedirdiği’ sinemayla yetinmedi ve öykülerinin filmini çekti, onu çok iyi anlayan büyük sanatçı Gülsün Karamustafa’yla birlikte. Öyküsünü meydana getiren kişileri, olayları, besbelli, o kadar içinden yaşıyordu ki, öyküye nazaran hayatın daha doğrudan aktarıldığı bir alan olan oyuna dönüştürüyordu. Öykülerinin hayatla kurduğu bağı daha iyi, daha güçlü şekilde gösteren başka bir kanıt bulunamaz. Ece Ayhan’ın değindiğim ölüm saptaması da gelir buraya bağlanır.

Füruzan eşsiz bir yazardı. Yarattığı şiir öykülerinin adlarına da sinmiştir.

O güzel adlı öyküler, Türkçe durdukça duracak. Edebiyatın olay olduğu yıllarda ona o olay niteliğini kazandıracak ölçüde insanların sevdiği bir yazar oldu. Sevilen yazar, hele Füruzan gibi yüksek edebiyatın içindeyse, o ülkenin zevkini, zevk bilincini oluşturur. Zevkin oluşumu da dönüşümü de bir sosyolojik dönüşümdür. Füruzan, kararlılıkla üstüne gitti ve onu başardı. Öylece de edebiyatın köşe taşlarından biri oldu. Füruzan’ın öyküsü bugün de edebiyat bilincinin mihenk taşıdır. Daima da öyle kalacaktır.

Güle güle Füruzan.

Ekli Dosyalar
# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi