Günün İçinden – 16.02.2024

Günün İçinden – 16.02.2024

Güzel bir gün, günler, haftalar tüm neşeyle sizlerin yanında olması dileğimle günaydın…

Tebessüm;

KARMA KARIŞIK

Öğretmen öğrencisine sorar:

– Dünya yuvarlak mıdır?

– Hayır!

– Peki, düz müdür?

– Hayır!

– Peki, nasıldır evladım?

– Babam karmakarışık olduğunu söyler.

Yorum

Voltaire’in Seslenişi (5)

(dünden devam…)

Ruhlar üzerinde uygulanan zorbalığı başkasının hakkıyla elde ettiği malı zorla alan haydutları lanetledikleri gibi lanetlesinler! Savaşların yıkımlarından kaçınılmıyorsa barış zamanında birbirimizden nefret etmeyelim ve varlığımızın her anını binlerce çeşitli dillerde, Siam’dan Kaliforniya’ya kadar, bize bu anı veren Senin iyiliğine dua edelim…”.

Voltaire’in mücadelesi sonuç verir ve Jean Calas yeniden yargılanır. Bu kez mahkeme onun suçsuz olduğuna karar verir ve onurunu iade eder.

İsviçre’de minarelerin yapımını yasaklayan referandum Voltaire’in bu soylu savaşımını akla getiriyor. Ve savaş tamtamları çalan bazı ülkeler, ülke liderleri umarım Voltaire’in ruhlara hitap eden yukarıdaki satırları bugünün insanlarının vicdanlarını ısıtır…

(haftaya yeni bir yazı ile…)

Bir yazar / Bir öykü

PEYAMİ SAFA

Hakkında

Peyami Safa (d. 1899, İstanbul - ö. 15 Haziran 1961), Türk hikâye ve romancısı. Server Bedi takma ismini de kullanan yazar romanlarının yanı sıra, düşünsel yapıtları, polemikleri, köşe yazarlığı ve gazeteciliği ile de tanınır.

Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanı sıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Doktorlar kolunun kesilmesinde karar kılmış, fakat Safa bunu kabul etmemiştir. Daha sonraları bu günlerdeki tecrübelerini "9. Hariciye Koğuşu" adlı romanında okurlarıyla paylaşır. Hastalık ve savaşın yol açtığı maddi sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, 13 yaşında hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Karton Matbaası'nda bir süre çalışan Peyami Safa, Posta - Telgraf Nezareti'ne girmiş, I. Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızca'sını ilerletmiştir. Buradaki izlenim ve deneyimlerini "Biz İnsanlar" adlı eserinde kullanmıştır 1918 yılında ağabeyi İlhami Safa'nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış ve birlikte çıkardıkları "20. Asır" adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız olarak yazdığı bu hikâyelerin tutulması üzerine Server Bedi takma adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra 1921'de Son Telgraf gazetesinde yazmış, oradan da Tasvir-i Efkâr'a geçmiştir. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanı sıra, roman da tefrika etmiştir. 1960'lı yıllara kadar başta Milliyet olmak üzere birçok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs'tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum'da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve'nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, iki üç ay sonra İstanbul'da vefat etmiştir.

Edebî hayatı

İlk romanlarında sola yakın görüşler taşıyan Peyami Safa, bir hastanın psikolojisini anlattığı otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu (1931) Nazım Hikmet'e ithaf etmişti. Bu roman hariç, 1922-1939 yılları arasında yazdığı Mahşer (1924), Şimşek (1928), Fatih-Harbiye (1931) ve Biz İnsanlar (1939) adlı romanlarında Doğu-Batı sorunsalını karakterlerde somutlaştırarak işledi. Safa, bu romanlarında, ruh hallerini çözümlemede, kurguda, dilinin kıvraklığında, anlatım tekniklerindeki denemelerde başarılı bulunurken romanlarında düşünceyi öne çıkarması dolayısıyla eleştiriler aldı. II. Dünya Savaşı sırasında Nasyonal Sosyalistlere yakınlaşmasıyla dikkat çeken Safa'nın gerçekçi roman çizgisi Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949) ile mistisizme yöneldi. İlk uzun hikâyesi "Gençliğimiz"i 1922 yılında neşreden Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kitaplarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa'nın takma ad olarak kullandığı, annesi Server Bedia Hanım'ın adından uyarladığı Server Bedi müstear adını kullanmış, bu takma adla yüzlerce eser vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumbaya adlı romanı olmuştur. Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936, 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953-1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır. Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş, yazar Batılı kaynakların bir "Zalim" olarak tanıttıkları hun hükümdarı Attila'yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır. Tüm bu üretkenliğine rağmen yeterince tanınmamış ve tanıtılmamıştır.

Hakkında yapılan çalışmalar

Prof. Dr. Mehmet Tekin, Doç Dr. Mehmet Önal ve Dr. Nan a Lee Peyami Safa hakkında birer doktora tezi vermişlerdir. Beşir Ayvazoğlu'nun yazar (Peyami Safa) hakkında Ötüken Yayınları'ndan çıkmış, biyografik bir eseri bulunmaktadır. Zülfikar Uğur Yıkan, 2004 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde "Peyami Safa'nın Server Bedi İmzalı Romanları" konulu Yüksek Lisans tezini hazırlamıştır. Yazar-çevirmen Sabri Kaliç 2011 yılında Peyami Safa'nın "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" romanını "Exterior Diseases - Ward: 9" adıyla İngilizceye çevirmiştir.

Fatih Harbiye - (kitap konusu)

Darülelhan’ın (Konservatuvarın) alaturka kısmında ud eğitimi alan Neriman, mensup olmakla iftihar ettiği Doğu kültürünü çok seven babası Faiz Bey’le on beş yaşından beri Fatih semtinde oturmaktadır. Yine bu semtte ta­nıştığı, babasına çok benzeyen ve Darülelhan’da kemençe eğitimi alan Şinasi ile yedi yıldır nişanlı­dır. Bütün mahalle, tahammül sınırlarını zorlayan bu nişanlılık ilişkisinin evlilikle bitmesini beklemektedir. Ancak Neriman’ın Darülelhan’da tanıştığı Macit, onun içinde yer etmiş Batılı bir hayat yaşama isteğini uyandırır. Neriman, Beyoğlu’nda, Harbiye’de yaşanan ışıltılı hayat tarzına imrenerek yaşadığı muhitten, evlerinden, babasın­dan, Şinasi’den ve hatta doğuyu temsil ettiğini düşündüğü kedisinden bile nefret etmeye başlar. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt, Fatih ve Harbiye, aynı coğrafyada yaşanan bir kültür ve zihin geriliminin cepheleridir. Türk edebiyatının en üretken kalemi Peyami Safa, televizyon dizilerine de konu olan Fatih-Harbiye romanında toplumumuzun yaşadığı asrîleşme (çağdaşlaşma) sancılarına eşyalar, şahıslar, kurumlar ve mekânlar üzerinden ayna tutmaktadır.

Bir şair / Bir şiir;

MEVLANA CELALEDDİN RUMİ

Demedim mi?

Oraya gitme demedim mi sana,

Seni yalnız ben tanırım demedim mi?

Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?

Bir gün kızsan bana,

Alsan başını,

Yüz bin yıllık yere gitsen,

Dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?

Demedim mi şu görünene razı olma,

Demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,

Onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana?

Sen bir balıksın demedim mi?

Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,

Senin duru denizin ben'im demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?

Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,

Senin kolun kanadın ben'im demedim mi?

Demedim mi yolunu vururlar senin,

Demedim mi soğuturlar seni.

Oysa senin ateşin ben'im,

Sıcaklığın ben'im demedim mi?

Türlü şeyler derler sana demedim mi?

Kötü huylar edinirsin demedim mi?

Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?

Yani beni kaybedersin demedim mi?

Söyle, bunları sana hep demedim mi?

Hakkında

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.

Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında 'Bilginlerin Sultanı' ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur. Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı. Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi. Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkârlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi. Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altınapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti.

Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhına bugünkü yerine defnedildi.

Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müritleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebriz’i ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te 'mutlak kemâlin varlığını' cemalinde de 'Tanrı nurlarını' görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını 'Hamdım, piştim, yandım' sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen 'Şeb-i Arûs' diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

Dipnotum

Dil ve Kültür (7)

(… Kaldığım yerden…)

Bu açıklamalardan sonra, niçin kendi Türkçemizi savunuyoruz, niçin yabancı sözcüklere hayır diyoruz, açıkça beliriyor. Türkçemiz sorunu, her şeyden önce kültürel varlığımız, düşünsel kişiliğimiz sorunudur. Bir düşünce, ancak kendi dilimizde düşünülüp ifade edildiği oranda bizim için düşünce olacağından, kendi Türkçemiz sorunu, eski – yeni didişmesinin çok ötesinde bir önem taşıyor. Amaç, bir sözcüğe karşı, salt yeni olduğu, alt taze bir yaratı olduğu için, başka bir sözcük seçmek değildir. Amaç, düşünceyi, kendi dilimizle yoğurmak, ona kendi dilimizle biçim, kalırlık sağlamaktır. Bunun da tek ölçüsü, dilimizin kendine özgü olanaklarıdır. Bu olanakların tek somutlaşma, tek gözlemleniş alanı ise, dilin kullanımıdır. Dil, kullanımdan başka bir gerçek tanımaz. Dışardan yapılan bütün zorlamalar boşunadır. Dışardan uygulanacak her değiştirici eylem, bu kullanıma uymadığı sürece, sonuçsuz kalmaya tutsaktır. Yeni gereksinimlere cevap verecek yetenek, dilin kendi yapısında vardır zaten. Önemli olan bu yapının özelliklerini, kullanımı gözden kaçırmadan yakalayabilmektir.

Yanılmıyorsam, çağdaş bilimin gereklerini ve gerçeklerini yansıtan tek akılsal yol da budur…

(haftaya yeni bir yazıyla…)

TARİHTE BUGÜN ÖNEMLİ OLAYLAR

* 600 - Papa I. Gregory, hapşıran kişiye "Tanrı seni kutsasın" denebileceğine karar verdi.

* 1872 - Beyoğlu Telgrafhanesi işçileri greve çıktı.

* 1903 - Panama bağımsızlığını ilan etti. ABD, Panama Kanalı üzerindeki hakları satın aldı.

* 1916 - Ruslar, Erzurum'u işgal etti.

* 1918 - Litvanya hem Rusya hem de Almanya'dan bağımsızlığını ilan etti.

* 1918 - Tatvan'ın düşman işgalinden kurtuluşu.

* 1920 - Balıkesir'in kuzeyinde, Manyas ve Gönen bölgelerinde ikinci Ahmet Anzavur isyanı başladı. (İsyan 16 Nisan'da bastırıldı.)

* 1925 - Türkiye'de sivil ve askeri havacılığı desteklemek amacıyla, sonraları "Türk Hava Kurumu" adını alacak olan "Türk Tayyare Cemiyeti" kuruldu.

* 1926 - Mustafa Kemal Ankara'da Hakimiyet-i Milliye gazetesinin yeni binasını açtı.

* 1937 - Wallace H. Carothers, naylonun patentini aldı.

* 1948 - Pertev Naili Boratav, Muzaffer Şerif Başoğlu ve Niyazi Berkes solcu oldukları gerekçesiyle üniversiteden uzaklaştırılmışlardı. Danıştay, görevlerine iade etti.

* 1949 - İlkokulların dördüncü ve beşinci sınıflarında din dersi okutulmaya başlandı.

* 1950 - Yeni Seçim Kanunu ikinci defa görüşülerek kabul edildi. Yeni Seçim Kanunu tek dereceli, genel, eşit ve gizli oy, açık tasnif ilkelerini getiriyor. Seçimler çoğunluk sistemine göre ve adli teminat altında yapılacak.

* 1953 - Türkiye-ABD telefon hattı açıldı.

* 1955 - Yeni Alsancak Limanı'nın temeli Başbakan Adnan Menderes tarafından atıldı.

* 1959 - Fidel Castro, Fulgencio Batista'nın 1 Ocak'ta başkanlıktan uzaklaştırılmasının ardından Küba devlet başkanı oldu.

* 1961 - Explorer 9 uzaya fırlatıldı

* 1968 - Haleyville'de (Alabama, ABD) ilk 911 acil telefon sistemi çalışmaya başladı.

* 1969 - 6. Filoyu protesto için düzenlenen "Amerikan Emperyalizmine Karşı İşçi Mitingi"nde gösteri yapanlara, sağcı militanların "Müslüman Türkiye" sloganlarıyla saldırmasıyla başlayan *larda Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan öldürüldü, yaklaşık 200 kiş

* 1973 - Rauf Denktaş, Kıbrıs cumhurbaşkanı yardımcılığına seçildi.

* 1976 - Türkiye'nin Beyrut büyükelçiliği başkatibi Oktar Cirit, tabancayla vurularak öldürüldü. Saldırıyı ASALA üstlendi.(Bknz. 1976 Beyrut saldırısı)

* 1977 - Bakanlar Kurulu'nun THY grevini erteleyen kararı, Danıştay tarafından oy çokluğu ile alınan kararla durduruldu.

* 1978 - Danıştay, İsmail Cem'in TRT'nin yasal Genel Müdürü olduğuna karar verdi.

* 1978 - Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu, yabancı kaynaklı eşyaların satışının yasaklandığını açıkladı.

* 1979 - İran'da Humeyni karşıtları ardı ardına idam edildi.

* 1979 - Vakıf Gureba Hastanesi İstanbul'un üçüncü tıp fakültesi oldu.

* 1980 - TBMM'den ilk kez 5 saat televizyon naklen yayını yapıldı.

* 1981 - Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran 8 yıl 9 ay hapse mahkûm edildi. Behice Boran Kasım 1980'den beri yurtdışında bulunuyordu.

* 1981 - Genelkurmay Sıkıyönetim Askeri Hizmetler Koordinasyonu Başkanlığı bir bildiri yayımladı aralarında Abdullah Öcalan ve Kemal Burkay'ın da bulunduğu 45 kişinin 19 Mart tarihine kadar yurda dönmeleri çağrısında bulundu.

* 1986 - Portekiz'de seçimler yapıldı. Mario Soares 60 yıl sonra Portekiz'in ilk sivil başkanı oldu.

* 1988 - Televizyonda 11 Şubat'ta kanser tedavisiyle ilgili programı izleyen bir hasta, zakkum yapraklarını kaynatıp içince öldü.

* 1989 - Danimarka'da yapılan karşılaşmada İskoç rakibi Pat Clinton'u yenen 51 kilo boksörümüz Eyüp Can Avrupa Profesyonel Boks şampiyonu oldu.

* 1990 - Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) kuruldu. Vakfın başkanlığına Yavuz Önen getirildi.

* 1991 - 7 bin homoseksüel Londra Hyde Park'ta büyük bir miting düzenledi.

* 1998 - Gümrük Birliği Ortak Komitesi'nin 7. dönem toplantısı yapıldı.

* 1998 - Çin Halk Cumhuriyeti havayollarına ait bir yolcu uçağı Çan Kay Şek uluslararası havaalanı yakınlarında düştü: 202 kişi öldü.

* 1999 - PKK örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın Türk güvenlik güçlerince Kenya'nın başkenti Nairobi'de yakalanmasının ardından, örgüt taraftarları Avrupa çapında elçilik işgalleri ve rehin alma eylemlerine giriştiler.

* 1999 -Türk Deniz Kuvvetleri TCG alçıtepe(D-346) (USS Robert A. Owens (DD-827) bir zamanların donanma atış şampiyonu hurdaya ayrıldı.

* 1999 - Özbekistan'nın başkenti Taşkent'te, cumhurbaşkanı İslam Kerimov'a suikast girişimi yapıldı. Şans eseri saldırıda İslam Kerimov kurtuldu fakat 15 Özbek askeri hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. Saldırıyı Hizbut-Tahrir üstlendi.

* 2001 - Danıştay İdari Dava Dairesi Genel Kurulu, Aktaş Elektrik imtiyaz sözleşmesini hukuka aykırı buldu.

* 2005 - İstanbul Bağımsız Milletvekili Yaşar Nuri Öztürk, Halkın Yükselişi Partisi'ni kurdu.

* 2005 - Eski başbakan Mesut Yılmaz ve eski devlet bakanı Güneş Taner'in Türkbank ihalesine fesat karıştırmak suçundan Yüce Divan'da yargılanmalarına başlandı.

* 2006 - Kısaca MASH olarak adlandırılan ve çadırlardan oluşmuş "Seyyar Ordu Cerrahi Hastaneleri"'nin (Mobile Army Surgical Hospital) sonuncusu da ABD ordusunda hizmetten kaldırıldı.

TARİHTE BUGÜN DOĞANLAR

* 1834 - Ernst Haeckel, evrim teorisinin savunucularından ve evrime ilişkin yeni kuramların kurucusu Alman zoolog (ö. 1919)

* 1848 - Octave Mirbeau, Fransız yazar (ö. 1917)

* 1893 - Mihail Tuhaçevski, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Sovyet Kızıl ordusunun modernleştirilmesini gerçekleştiren Sovyet general (ö. 1937)

* 1926 - Memet Fuat, eleştirmen, yazar, voleybol antrenörü, eğitimci (ö. 2002)

* 1954 - Margaux Hemingway, ABD'li model, sinema oyuncusu (ö. 1996)

* 1970 - Serdar Ortaç, Türk şarkıcı

* 1983 - Aslıhan Gürbüz, Türk tiyatro sanatçısı

* 1989 - Elizabeth Olsen, ABD’li sinema oyuncusu

TARİHTE BUGÜN ARAMIZDAN AYRILANLAR

* 1279 - III. Afonso, Portekiz kralı (d. 1210)

* 1391 - V. Yoannis Paleologos, Bizans imparatoru (d. 1332)

* 1917 - Octave Mirbeau, Fransız yazar (d. 1848)

* 1933 - Bekir Sami Bey, Türkiye'nin ilk dışişleri bakanı (d. 1867)

* 1963 - Salih Tozan, [[Türk]9 sinemasının karakter oyuncularından (d. 1914)

* 1991 - Dr.Bülent Tarcan, beyin cerrahı, besteci (d. 1914)

* 1998 - Fasih İnal, Türk basınına 55 yıl hizmet veren ekonomi basının duayeni (d. 1921)

* 2000 - Lila Kedrova, Rus asıllı Fransız aktris (d. 1918)

www.HaberHürriyeti.com / Mustafa Gökçek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi