Kaçmak Üzerine...

Kaçmak Üzerine...

Üzerinde biraz düşününce, şu ‘kaçma’ işi gerçekten çok ilginç sevgili okur…

Aslında, kelime olarak bir sürü olumsuzluklar barındırıyor bünyesinde;

Kavgadan kaçarız; yüreksiz, korkak derler…

İşten kaçarız; tembel, sorumsuz derler...

Sorumluluktan kaçarız; yeteneksiz, aptal derler…

Yargıdan kaçarız; şüpheli, suçlu derler…

Önyargıdan kaçarız; inançsız, dönek derler…

İnsanlardan kaçarız, yabani, huysuz derler…

Kendimizden kaçarız; zavallı, kişiliksiz derler…

Yanlışlardan kaçarız; ödlek, kararsız derler…

Hayattan kaçarız; marazi, meczup derler…

Ama yine de kaçmaktan alamıyoruz kendimizi. Hepimiz, ne yapıp edip bir şeylerden kaçıveriyoruz sonunda…

Hata mı yapıyoruz kaçarak?.. Bir kaya misali direnmek durulan yerde, ne olursa olsun milim kıpırdamamak mı lazım acaba?..

Bilmem. Belki… Bazen öylesi gerekiyor sanırım, bazen de kaçmaktan başka çıkar yol kalmıyor…

İnsandan insana, durumdan duruma değişiyor kararlarımız, verdiğimiz tepkiler…

Ancak, illa ciddi tarafından bakmak mecburiyetinde değiliz meseleye, ‘kaçma’nın bazı eğlenceli yönleri de var tabii…

Örneğin, aklıma şöyle bir şey geliyor: Hani bazı romanlarda, filmlerde vardır; Şeytan veya başka bir varlık insanların vücuduna, beynine, ruhuna girer, onu ele geçirir ve ne istiyorsa yaptırır…

Olayın ‘ele geçirme, sahip olma, kendi iyi-kötü emellerine alet etme’ yanı değil burada ilgimi çeken. Sadece sıkıldığımda, evet, kendimden artık tahammül edemeyecek kadar sıkıldığımda sadece; biraz vakit geçirmek, gönül eğlendirmek, merakımı gidermek gibi sudan, sıradan nedenlerle, bir başkası olamaz mıyım?..

Minicik bir sinek misali uçup, seçtiğim birinin -diyelim- kulağından giriversem içeri, şöyle hiçbir şeye karışmadan, suya sabuna dokunmadan, bir davetsiz misafir olarak, ‘O’nun yaşamına katılıversem bir süreliğine…

Kendi dertlerimi, tasalarımı, işlerimi, güçlerimi tümüyle unutsam…

Hiç de fena kaçmazdı hani...

Tuhaflığı, ilginçliği, kışkırtıcılığı, öğreticiliği, eğlendiriciliği… hepsi bir yana, ne güzel bir ‘teneffüs’ olurdu, değil mi?..

Hem zaten onca roman, film, biyografi, belgesel, ‘reality show’un amacı nedir ki?..

Yazarın kaleminden veya kameranın vizöründen, gerçek ya da olası yaşamlara en derin, en mahrem ayrıntılarına değin konuk olmaktan başka…

Efendim, ‘dikizcilik’ mi dedin?..

Eee, olmaz mı, öyle elbette...

Fakat, düşündün mü hiç; dikizcilik neden insanların hiç vazgeçemediği bir eğilimdir?..

Neden acayip bir zevk alır insan dikizlemekten, 'dikize yatmaya' bu denli yoğun ilgi hangi ‘netameli’ sebeplerden kaynaklanmaktadır?..

Benim gibi, kendinden, kendi hayatından sıkıldığı için mi?.. Ara sıra kendinden bile kaçıp, bilmediği, yabancısı olduğu hayatlara ufak-tefek kaçamaklar yapmak istemesinden mi?..

Yoksa, uyanık ve bilinci tamamen yerindeyken de ucu kendisine dokunmayan, ama sonunu tahmin edemediği, heyecanlı rüyalar görmeye çalışmasından mı?..

Salt başkalarının mahremine yönelik hastalıklı bir merak mı, yoksa daha derin bir şeyler mi var altında acaba?..

Ne dersininiz?..

Murat Hiçyılmaz / murat_hicyilmaz@ yahoo.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi