Alev Elatlı

ALEV ALATLI”

Alev Elatlı

Alev Alatlı (16 Eylül 1944, İzmir - 2 Şubat 2024, İstanbul),

Türk yazar, akademisyen, sosyolog, köşe yazarı ve ekonomist. Modern Türk romancılığının önde gelen isimlerinden birisi olan Alatlı; felsefe, politika, ekonomi, ilahiyat ve sosyoloji gibi bilimleri edebiyat alanında birleştiren, çağın problemlerini evrensel bakış açısı ile ele alan aydın bir yazar olarak kabul edildi.

İlk yılları ve eğitimi

Alev Alatlı 16 Eylül 1944 tarihinde İzmir'in Menemen ilçesinde Rumeli kökenli bir ailede doğdu.

Oyun yazarı Musahipzade Celal, annesi Füruzan Hanım'ın büyük amcasıdır. İlköğrenimine Ankara'da Mimar Kemal İlkokulu'nda başladı ve Erzurum Kültür Kurumu İlkokulu'nda tamamladı. Ankara Namık Kemal Ortaokulu'nda eğitimini tamamladıktan sonra babası Ertuğrul Alatlı'nın askerî ataşe olarak görev yapmasından dolayı ailesiyle birlikte Japonya'ya yerleşti. Lise eğitimine Tokyo THA Amerikan Lisesinde devam etti. Daha sonra Türkiye'ye geri dönerek Orta Doğu Teknik Üniversitesi ekonomi ve istatistik bölümünden 1965 yılında mezun oldu. Fulbright bursuyla Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. 1968 yılında Tennessee eyaletine bağlı Nashville'deki Vanderbilt Üniversitesi'nde kalkınma iktisadı ve ekonometri dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ayrıca Dartmouth College'da felsefe ve teoloji alanlarında doktora programına katıldı. Bu arada 1968-1969 yılları arasında ABD'nin Maine Eyaleti’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı ve Caan College'da büyüme ekonomisi dersleri verdi. İlahiyat, düşünce ve medeniyet tarihi üzerinde yoğunlaştı fakat doktora derecesini alamadan 1974’te Türkiye’ye döndü.

Kariyeri

Amerika Birleşik Devletleri'nden döndükten sonra Türkiye ve Kahire'de din çalışmalarına devam etti. 1970-72 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve Devlet Planlama Teşkilatı'nda iki yıl boyunca öğretim görevlisi ve uzman ekonomist olarak çalıştıktan sonra tekrar ABD'ye döndü.

1973-74 arasında Kaliforniya Üniversitesi'nde ortak psiko-dilbilim alanında araştırmalar yaptı. 1981-1984 yılları arasında İstanbul'da Berkeley'in düzenlediği psiko-dil projesinde yer aldı. 1982-84 yıllarında Cumhuriyet gazetesiyle ortaklaşa Bizim English isimli, Türkçe temelli bir İngilizce öğretim dergisi çıkardı. 1984-1985 yılları arasında Türk Yazarlar Kooperatifi Kurulu (YAZKO) başkan yardımcılığı görevinde bulundu. 1984 yılından itibaren yazarlığa ağırlık verdi. Nokta, Yazko Somut, Türk Edebiyatı, Cönk, gibi dergilerde çok sayıda yazısı yayımlandı. Zaman gazetesinde röportajları yayımlanan Alatlı, daha sonra aynı gazetede köşe yazarlığına başladı. Türban hakkında yazdığı bir köşe yazısının sansürlenmesinden sonra da bu gazetede yazmayı bıraktı. 2005-2017 yılları arasında Kapadokya Meslek Yüksekokulu mütevelli heyet başkanı olarak görev aldı. 2017 yılı itibariyle de Kapadokya Üniversitesi mütevelli heyeti başkanlığı görevine getirildi.

19 Kasım 2018 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e, Alev Alatlı'nın "Dünya Nöbeti - Gogol'un İzinde 2. Kitap" adlı eserinin Rusça versiyonunu hediye etti. Alatlı, 2018 yılında Erdoğan tarafından 24 Haziran seçimlerinin ardından oluşturulan ve aralarında Orhan Gencebay, Murat Bardakçı, Hülya Koçyiğit, Mehmet Çelik, İskender Pala, Ümit Meriç gibi isimlerin yer aldığı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu'na üye olarak atandı.

Ödülleri

Filistin davasının tanıtımına yaptığı katkılardan dolayı 1986 yılında Tunus'ta sürgünde bulunan Yaser Arafat tarafından "Özgürlük Madalyası" ile onurlandırıldı.[10][11] 1987'de İşkenceci adlı romanıyla Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülüne layık görüldü. Aydınlanma Değil, Merhamet! adlı romanıyla ise 2006 yılında Moskova'da "Mikhail A. Sholokhov 100. Yıl Roman Ödülü"nü kazandı.

10 Aralık 2012'de Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Senatosu kararı ile fahri doktora unvanına layık görüldü. 2014 yılında edebiyat alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verildi. 2017 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi tarafından fahri doktora payesi ile onurlandırıldı.

Özel hayatı ve ölümü

Sınıf arkadaşı Kıbrıs Türkü Alper Orhon’la (1940 – 2001) 1963'te yaptığı evliliğinden Funda Firuz (d. 1970) adında bir kızı ve Kaan adında bir oğlu oldu.[18] İleri düzeyde İngilizce ve Almanca, orta düzeyde Japonca ve Rusça bilmekteydi.

Alev Alatlı, 2 Şubat 2024'te İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede KOAH ve çoklu organ yetmezliği nedeniyle 79 yaşında hayatını kaybetti. 3 Şubat 2024'te Eyüp Sultan Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Mihrişah Valide Sultan Haziresine defnedildi.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ekonomi İstatistik Bölümüne girer. Burada önemli hocalardan dersler alır. Aynı zamanda Devlet Planlama’da görevler aldığı için istatistiği uygulayarak öğrenir. Kuramsal ve uygulamalı bir eğitim sürecinden sonra mezun olur (1963). Fulbright bursu alarak öğrenim için Amerika’ya gider. Vanderbilt Üniversitesinde kalkınma iktisadı ve ekonometri yüksek lisansı yapar (1965). Nasıl düşünmek gerektiğini öğrenmek üzere ekonomiyi bırakıp felsefeye geçmeye karar verir. New Hampshire’daki Darthmouth Kolejinde felsefe yüksek lisansı yapar (1968). Burada pozitivistçi, bir August Comte ekibi vardır. Önce düşünce tarihi, sonra ilahiyat öğrenir. İngilizce, Japonca, Almanca ve Rusça öğrenmiştir. Beş yıl süresince semavi dinler ve İslamiyet’le uğraşır. İlahiyat konusunda araştırmalar, incelemeler yapar. Bu konuyla ilgili olarak iki kez Kahire’ye El-Ezher Üniversitesine gider. Bir öğretim yılı süresince Amerika’nın Maine Eyaleti’nde Canaan Kolej’de kalkınma ekonomisi öğretim üyeliğinde bulunur (1968-1969). Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde ders verir; Devlet Planlama Teşkilatında ekonomi uzmanı olarak çalışır (1970-1972). Yeniden Amerika’ya dönüp Californiya Üniversitesinde araştırmalar yapar. Üniversitenin çeşitli ülkelerde yürüttüğü psiko-dil bilim projesinin İstanbul ayağını üstlenir (1972-1974). Cumhuriyet gazetesiyle birlikte Çağdaş Yayıncılık çatısı altında Bizim English adlı Türkçe temelli bir İngilizce öğretim dergisini yayımlar (1981-1984). İki yıl Türk Yazarlar Kooperatifi (YAZKO)nde yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevini üstlenir (1984-1985). 1984 yılından itibaren kendisini tamamen yazmaya adar. 2005'ten beri Kapadokya Meslek Yüksekokulu mütevelli heyet başkanlığını görevini sürdürmektedir. Filistin davası konusunda yaptığı çalışmalardan dolayı 1986’da Yaser Arafat tarafından “Özgürlük Madalyası”yla onurlandırıldı.

İşkenceci romanıyla 1987 Türkiye Yazarlar Birliği ödülünü alır. Gogol’un İzinde dizisinin ilk iki romanı Aydınlanma Değil Merhamet ve Dünya Nöbeti, Moskova Devlet Üniversitesine bağlı Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü Türkoloji Bölümü öğretim üyesi İrina Driga ve asistanları tarafından Rusçaya çevrilir.

Söz konusu iki romanla “halklara eşit mesafede durmak, yabancı bir kültürün serüvenine olağanüstü bir içgörüyle nüfuz edebilmekte” gösterdiği başarıdan ötürü 2006 yılında Mikhail A. Şolokhov 100. Yıl Edebiyat Ödülü'nü alır.

2014 yılında edebiyat alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nün sahibi oldu.

Alatlı’nın ilk romanı Yaseminler Tüter mi Hâlâ romanı iki katmanlı olarak düzenlenmiş, anlatının merkezinde Eleni Naciye'nin yaşadıkları yer alırken arka planda 1950'li-1960'lı yıllar Kıbrıs'ında meydana gelen toplumsal ve siyasal hareketler aktarılmıştır (Yivli 2013, s. 397). Üç bölüm hâlinde düzenlenen anlatıya belge değeri taşıyan metin eklemeleri yapılmıştır. 108 sayfalık küçük hacmiyle İşkenceci, Türkiye’deki işkence olaylarını ele almış; özellikle ana hatlarıyla da olsa üç darbe dönemi söz konusu edilmiştir.

“Or’da Kimse Var mı?” dizisi, dört kitaptan oluşan bir ırmak romandır. Serinin ilk romanı Viva La Muerte'de Günay Rodoplu’nun maruz kaldığı olaylarla Türk toplumunu kemirmeye başlayan ve esas olarak Batı kökenli olan ölüseverliğe dikkat çekilmiştir. Türk aydını da eleştiri oklarından nasibini almıştır. İkinci roman Nuke Türkiye’de oryantalist bakış açısı gerek Pavloviçlerin, gerekse Türkiye ve Doğu için önyargılara sahip çeşitli Batılıların düşünceleri üzerinden ortaya konmaktadır. Enginün'e göre bu yapıt "sağ sol diye birbirinden ayrılan kesimlerin birbirlerini tanımadıkları için aralarında bir bildirişim ve iletişim kesintisi olduğunu alaycı bir şekilde" anlatır (2001, s. 360). Valla Kurda Yedirdin Beni, 1950’lerden 1980’lere kadar Türkiye’deki sosyalist hareket ele alınmıştır. Devrimci düşüncenin içinden çıkan Kürtçülüğe ana hatlarıyla temas edilmiş, şiddete yine vurgu yapılmıştır. O.K. Musti Türkiye Tamamdır’ da Türk milliyetçiliği ve ülkücü hareket romanın merkezini işgal eder. 27 Mayıs Darbesi ve ardından ortaya çıkan iki başarısız darbe girişimine işaret edilmiştir. "Alev Alatlı günümüzde giderek hızlanan yerleşik değerlerin çeşitli saldırılarla yok edilip yerine 'yükselen değerler’ in yerleştirilmesi sürecini toplumsal şizofreni olarak değerlendirdiği bu eserlerinde, bir sosyal bilimci tavrıyla son 30 yılın Türkiye'sini, aydın kavramını ve aydınların misyonunu irdeleyerek bir yandan Batılılaşma tarihimizle hesaplaşırken bir yandan da güncel sorunlara ve toplumsal konulara yönelik gözlem ve eleştirilerde bulunur." (Karaca 2006, s. 44)

Kadere Karşı Koy A.Ş. herhangi bir dizi içinde yer almaz. Tiyatro oyunu niyetiyle başlanan yapıt, tür değişikliğine uğratılmış ve romana dönüştürülmüştür. Türk erkeği ve Türk kadını, anlatıda bir sorunsal olarak sunulmuştur.

“Schrödinger’in Kedisi” dizisi iki romandan oluşmaktadır. Schrödinger’in Kedisi Kâbus adlı yapıtta Türk toplumunun afaziye maruz bırakılması, Türkiye’nin küçük parçalara ayrılması ve ülkenin küresel tekeller tarafından işgal edilmesi distopya türüyle işleniştir. İkinci roman Schrödinger’in Kedisi Rüya’da ise Onarımcılar adlı yurtsever bir örgütün çıkıp Türkiye’yi ve dünyayı kurtarmak adına küresel güçlerle giriştiği mücadele "alegorik bir anlatımla dikkatlere sunulur." (Gündüz 2006, s. 494) Öze, kendi değerlerimize dönüldüğü ve uyanık olunduğu takdirde küresel tekellerin oyununun bozulacağı anımsatılır.

“Gogol’un İzinde” ırmak romanı üç eserden oluşmaktadır. Dizinin konusu Rusya olup çarlık döneminden bugüne komşumuzdaki gelişmeler, aydınlanma hareketleri, komünist uygulamalar, Glastnost, yolsuzluklar ele alınmıştır. Aynı zamanda Rus insanının genel karakteri, dine yaklaşımı, batıl inanışları, yaşama biçimi gözler önüne serilmiştir.

Konfüçyüs, Cemil Meriç, Erich Fromm, Kazancakis, Gogol, Çehov, Dostoyevski, Soljenitsin sevdiği düşünür ve yazarlar arasında yer alır. Yazarlık deneyimine Edward Said’den yaptığı üç çeviri kitapla başlar. Daha sonra roman üzerinde ısrar eder. Yazko, Somut, Nokta, Sur, Türk Edebiyatı, Cönk, İnsan ve Teknoloji dergilerinde yazıları yayımlanır. Alatlı’ya göre davası olmayan birinin edebiyatçı olması mümkün değildir. Yazar, öncelikle yaşama ve insana ilgi duymalıdır. İnsan yaşamının serüveni heyecanla izlenmelidir. Onun üzerinde durduğu bir başka konu, yazarlığın masa başında ciddi bir çalışma gerektirdiğidir.

Alev Alatlı, daha çok Türkiye’nin, çok partili hayata geçtiği 1946’dan günümüze, Türkiye ve bölgede meydana gelen toplumsal ve siyasal olayları romanlarına yansıtmıştır. Türkiye’nin yakın tarihi, Alatlı’nın romanlarında bir kronikçinin titizliğiyle gözler önüne serilmiştir. Onun edebî kronik çabası, bir anlamda Türk insanı için bir bellek tazeleme girişimine dönüşür. Yenidünya düzeni, Batı’nın sömürgeci tavrı, IMF, küresel tekeller, Türk toplumunda yaşanan değer erozyonu ve afazi Alatlı’nın romanına girer. Yazılarında ve romanlarında toplumsal afazi (söz yitimi) üzerinde ayrıntılı biçimde durur. Konuşma ve konuşmayı anlama yeteneğinin kısmi ya da tamamen kaybı anlamına gelen afazinin bir başka çeşidi, cebredilmiş söz yitimidir. Sözlü ve yazılı iletişimde kullanılan terim ve kavramların tanımlarının tam olarak yapılamamasından doğan kavram kargaşası bu tür afaziyi oluşturur.

O, daha çok düşüncenin romanını yazmıştır. İzlekler uğruna olay, kişi, mekân gibi pek çok yapı ögesini ikinci plana attığı görülür. Alev Alatlı için ne olay, ne kişiler ne de mekân önemlidir. İletmek istediği düşünce, izlek, onun romanının temel ögesidir. Yardım'a göre o, "Düşünmeyi seven, toplumun meselelerini aktarmayı seven sorumlu bir aydın tipidir." (2000, s. 193) Romancının yoğun biçimde işlediği temalar; ölüseverlik, sadizm, Doğu-Batı, dil, Türkçe, Türkiye, Türk insanı, eğitim sistemi, insan, yabancılaşma, aydın sorunu, üniversite, afazi, saçaklı mantık, modernizm, sömürgecilik, İsrail ve Yahudilik, Rusya ve Rus toplumu kavramları çevresinde toplanır. Zira Alev Alatlı'ya göre roman "öncelikle bir durum tespitidir. Yazarın o an için yaşadığı toplumu değerlendirmesidir. Bu toplumun geleceğine ve geçmişine ilişkin düşüncelerini aksettirdiği bir formdur." (akt. Karaca 2006, s. 47)

Romanlardaki olayların dizilişine baktığımızda doğrusal bir kronolojinin olmadığını görürüz. Olay zamanı, ileriye gidiş ve geriye dönüşlerle âdeta zikzaklar çizer. Bu durum ilk roman dışında, Alev Alatlı’nın bütün romanlarında görülen bir zaman dalgalanmasıdır. Onda zaman belli bir çizgiselliği izlemez, çağrışımlarla geçmişe ve geleceğe yolculuklar yapar. Alatlı eserlerinde, klasik romanlarda görüldüğü gibi bir çevre oluşturmak için mekân betimlemesi yapmaz. Klasik roman anlayışında açık ya da kapalı olsun neredeyse tüm mekânların ayrıntılı biçimde tasvirleri yapılır. Alev Alatlı, daha çok izlekleri önemsediği için mekân betimlemeleri üzerinde çokça durmamıştır. Mekân seçimleri; roman kişilerinin karakter ve kimliklerinin, sosyal ve kültürel konumlarının sunuluşunu desteklemektedir. Mekân betimlemeleriyle roman kişileri arasında paralellikler vardır. Kişilerin sosyal durumu ve statüsü ile ev ve işyerlerinin düzenlemesi arasında uygunluk olmasına dikkat edilmiştir.

Alatlı’nın merkezî kişileri gerçek aydın, yozlaşmış aydın, sadist, kurban kadın ve girişimci kadın karakterlerinden oluşmaktadır. İşkenceci dışında bütün romanların başkişileri kadındır. Yine ilk iki romanın dışındaki başkişilerin hepsi aydın sınıfına mensup kadınlardır. Bu kişiler otobiyografik özellikler gösterip şu ya da bu şekilde Alatlı’dan izler taşırlar. Böylece yazar, kendi cinsini merkeze taşırken romanda kadına önemli bir yer vermiştir. Zira son dönem Türk romanında; Adalet Ağaoğlu, Pınar Kür, Nazlı Eray, Latife Tekin gibi kadın yazarlar eliyle geçmişte olmadığı kadar kadına vurgu yapılmaktadır.

Merkezî kişiler içinde yozlaşmış aydın tipine birçok roman kişisi üzerinden çokça yer verilmiştir. Alatlı’nın romanında özel bir yer tutan aydın sorunu, bu tip aydınların kişilikleri üzerinden ortaya konmuştur. "Pek çok romanda sahici aydının ne olduğu ortaya konmuşken sorunlu aydın tipleri de onun karşısına yerleştirilir. Değişen koşullar, kişisel fırsat ve çıkarlar karşısında idealizmini yitiren konformist aydınlar; incelenen anlatılarda hem teorik düzeyde hem de karakter düzeyinde eleştiri konusu edilir." (Yivli 2017, s. 529) Türkiye’deki işkence ve şiddet olayları sadist tip üzerinden sergilenir. Kurban kadından girişimci kadına Türk kadının değişimi anlatılır. Elli yıl önce kurban kadın tipi toplumumuzda yaygın biçimde yer alırken bugün bağımsız, girişimci, aydın bir kadın tipi doğmuştur. Taban tabana birbirine karşıt bu iki kadın tipi üzerinden Türk kadınının dönüşümü başarıyla verilmiştir.

Alatlı’nın romanlarında yardımcı kişiler kadrosu bir hayli kabarıktır. Merkezî kişi, tip ve karakterden daha fazla olmak üzere yardımcı kişiyle karşılaşırız. Ev halkı, yakın çevre, iş çevresi, okul çevresi, toplumsal ve siyasal çevre olmak üzere çeşitli başlıklar altında sınıflandırdığımız bu figüratif kişiler, romana sahihlik duygusu katmak üzere düşünülmüştür. Hatta bu sahihlik duygusunu perçinlemek için roman dünyası içinde gerçek kişilere de yer verilmiştir. Tip ve karakterler için bir aile, bir mahalle, bir toplumsal çevre oluşturmak görevini üstlenen yardımcı kişiler, yalnızca adlarıyla yer almışlardır. Onların dış görünüşleri ve iç dünyaları romanda verilmemiştir.

Olay bütünlüğünü sağlamak üzere hâl değişimi kalıbı, organik bütünlük ve mekanik yapılaşma tekniklerinin kullanıldığı saptanmıştır. Alev Alatlı’nın romanlarında gerilim ögeleri zayıftır. Ana düğüm ve ara düğümler merak ögesini kamçılayacak biçimde düzenlenmemiştir. Yazarın belki hedeflediği de bu değildir. O, düşüncelerini roman formu içinde vermek istemiştir. Çatışma ögeleri, düğümlere oranla daha başarılıdır. Romanlarda gerilim ögelerini oluşturan iç çatışmaların az, sosyal çatışmaların fazla olduğu görülür. Bu kapsamda düşünce çatışmaları, ekonomik çıkar çatışmaları, kişilikler arası çatışma, askerî çatışmaları sayabiliriz. Anlatıcı, çoğunlukla metinle okuyucu arasına girdiği için gerilim azalmaktadır. Bu yüzden yaşanan çatışmalar hiçbir zaman doruk noktasına ulaşmamıştır. Aynı nedenden düğümler de istenen etkiyi yaratmamıştır.

Postmodern estetikte yaygınlık kazanan metinler arası ilişkiler, Alev Alatlı’nın romanlarında geniş biçimde yer tutar. Hem metin ekleme hem de metin dönüştürme teknikleriyle oluşturulmuş yüzlerce metinler arası öge bulunmaktadır. Bu hâliyle onun romanları, bilimsel eserleri andırır. Alatlı bu uygulamayla bir yandan romanlarını zenginleştirirken öte yandan yapıtlarının belgesel özelliğini artırmaktadır. İleri sürdüğü düşüncelere kanıt oluşturmak, ele aldığı toplumsal ve siyasal ortamı aydınlatmak, romanın izleklerini güçlendirmek amacıyla metinler arası ilişkilere başvurmuştur.

Alev Alatlı kurgu türü olarak büyüme romanı, belgesel roman, yergi romanı, karşı-ütopya ve ütopya romanı çeşitlerini kullanmıştır. Yaseminler Tüter mi Hâlâ bir büyüme romanı kurgusuna sahip olup merkezî kişi Eleni Naciye’nin büyümesi, yaşantısı ve ilişkileri üzerine yaslanmaktadır. Kâbus, bir karşı-ütopya romanıdır. Eserde, Türkiye’nin parçalanması, ülkenin ve dünyanın küresel tekellerin eline geçmesi fütürolojinin olanaklarıyla anlatılmıştır. Roman, George Orwell’dan kısmen ilham almıştır. Aynı dizide yer almakla birlikte Rüya, ütopya romanının özelliklerini taşır.

Alatlı’nın sözcük dağarcığı çok geniştir. Halk dilinden, Osmanlı Türkçesinden, yabancı dillerden pek çok sözcüğe romanlarında yer vermiştir. Konuşma dili içinde deyimlerin önemli bir ağırlığı olduğu saptanmıştır. Her romanda belli sayıda deyim yer almıştır. Son üç roman dışında bütün romanlarda hatırı sayılır biçimde yöresel söz bulunmaktadır. Yöresel sözler daha çok kırsal kesimin temsilcileri tarafından dillendirilmiş olup onların kişilik özelliklerini ve kökenlerini verme amacını gütmektedir. Cümlelere baktığımızda konuşma dilinin özelliğinden çok, yazı dilinin özelliğini görmekteyiz. Alatlı’da esas dikkati çeken özellik, terimlerin çokluğudur. Bir edebî romanda rastlanmayacak ölçüde terim kullanılmıştır.

Alatlı, neredeyse deneme ya da makale üslubunu romanlarına taşımıştır. Alatlı için roman yazmak, sanatsal bir oyun değil; âdeta okuyucuya bilgi ve düşünce aktarmanın bir yoludur. Zaman zaman bu üsluba eleştirel üslup da eşlik etmektedir. Alev Alatlı düşünce üslubunu geniş bir sözcük dağarcığı ve çokça kullandığı terimlerle pekiştiriyor. Hiciv üslubunu kullandığı romanında abartı ve alaya da geniş yer vermiştir. Bilinç akışı üslubunun kullanıldığı bölümlerde anlatım, bilinçaltını yansıtacak biçimde düzenlenmiş; rüyalar, kâbuslar, simülasyonlarla karmaşık ve tekinsiz bir hava oluşturulmuştur (Yivli 2013, s. 235-242).

Alev Alatlı’nın Romanlarında Türk Kadınının Görüngüleri

Tahkiyeli eserlerin geneli içinden çıktığı toplumun kültürünü yansıtır. Roman da bunlardan birisidir. Bu açıdan bakıldığında roman toplumun aynası hükmündedir, toplumu yansıtır. Sözlü kültür ortamında meydana gelen halk anlatıları nasıl kültürü yansıtıyorsa ikincil sözlü kültür ortamı olarak tabir edilen yazılı kültür ortamında üretilen eserler de o ölçüde içinden çıktığı toplumun kültürel değerlerini, yaşam biçimini yansıtmaktadır. Bu açıdan bakıldığında roman türü tıpkı halk anlatıları gibi halkbilimcilerin kültürün izlerini sürebileceği bir alandır çünkü roman, toplum hayatının kurgusallaştırılmış biçimidir.

Batı’ya Yön Veren Metinler - 2: Rönesans / Protestan Reformu / Erken Modern Dönem / Bilim Çağı (1350-1650)

On altıncı yüzyılın son çeyreğinden itibaren alınan yenilgiler, kaybedilen topraklar, başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere, Müslüman ülkelerin aydınlarını Batı karşısında içine düştükleri güçsüzlükten kurtulmaya yönelik arayışlara sevk eder. Bu çerçevede geliştirilen muhtelif tezlerin önde geleni, sorunun bizzat İslam dininin vazettiği temel değerler ile Peygamber ve sahabelerin uygulamalarından kaynaklandığı şeklindedir. Buna göre, İslam dünyasının Batılı devletlere yenik düşmesinin başlıca nedeni, kapitalizmin gelişmesi için gerekli olan risk üstlenebilen işadamı tipolojisini üretebilecek kültürel altyapının gelişmemiş olmasıdır. Ernest Renan ve Lord Cromer gibi ilk dönem oryantalistlere ve "Batılılaştırmacı" aydınlara göre, bilim, felsefe ve teknolojide geri kalmışlığının başlıca nedeni, İslam dininin özgür araştırmaya karşı ve engelleyici olmasıdır. Bu söylem, Müslümanların başından itibaren bilime ve felsefeye karşı düşmanca bir tavır sergilemiş olduklarını iddia eder. Oryantalist değerlendirmelere cevaben Cemaleddin Afgani'den, Namık Kemal'e kadar çok sayıda Müslüman entelektüel tarafından kaleme alınan "apoloji" tarzındaki müdafaanameler, projektörlerini doğrudan İslam dini üzerine yöneltirken, Batı zihniyetinin gerçeğinin aydınlatılmasında yetersiz kalınmış, rekabeti hakkıyla değerlendirmek yolunda tatminkar sonuçlara ulaşılamamıştır.

Buna karşın 1570-1815 yılları arasında Yahudi-Hıristiyan, Yakın Doğu ve Yunan-Roma geleneklerinin sorgulanmasıyla başlayan entelektüel çıkışlar, "bilginin yeniden tanımlanması" olarak ifade edilen büyük düşünce devrimiyle sonuçlanır. Thomas Hobbes'dan Spinoza'ya, William Shakespeare'den Karl Marx'a kadar adlarını dünya düşünce tarihine kazımış olan düşünürler, Avro-Amerikan toplumu İS Üçüncü yüzyılda yazan Cyprian'ın tanıyamayacağı bir biçimde değiştireceklerdir.

Batı'ya Yön Veren Metinler'in ikinci cildi, ilk sömürgecilik girişimlerinin gözlendiği 1570'lerden, kuantum kuramının babası 1858 doğumlu Alman fizikçi Max Planck'ın bilimsel otobiyografisine kadar, Batı medeniyetini tanıma yolunda yüzlerce yıldır entelektüel dağarcığımıza katmayı ihmal ettiğimiz metinleri sunmaktadır. Söz konusu bu metinlere aşinalık geliştirmenin okurdan özel bir sabır, sebat ve gayret talep edeceklerini teslim etmekle birlikte, Batı'ya Yön Veren Metinler'in katılınması gereken müthiş bir serüven olduğu da kuşkusuzdur.

Alev Alatlı, 2 Şubat 2024'te İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede KOAH ve çoklu organ yetmezliği nedeniyle 79 yaşında hayatını kaybetti. 3 Şubat 2024'te Eyüp Sultan Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Mihrişah Valide Sultan Haziresine defnedildi.

www.HaberHürriyeti.com / Mustafa Gökçek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

01

Adnan Özer - Mustafa Bey bir çırpıda okudum. Bir kaç kez daha okurum. Elinize, beyninize sağlık!

Saygılarımla.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 11 Şubat 13:51


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi