İklim Krizi ve Ömer Amca

Dün biriçin Alsancak’a gittim. İşimi hallettikten sonra vapura binip Karşıyaka’ya döndüm. Eve gitmeden önce alışveriş yapmak için çarşıya girdim. Alışverişimi tamamladıktan sonra eve gitmeden önce Ömer amcama uğradım. Çarşıda saat ve gözlük satış dükkânı olan baba yadigarı Ömer amcam ile sohbet edip bir çayını içmek, üzerimdeki yorgunluğu bir nebze olsun alacaktı. Dükkândan içeriye adımı atar atmaz, Ömer amca; “hoş geldin, sefalar getirdin” diyerek, yerinden kalktı ve beni kucaklayarak, “iyi ki geldin yeğenim, çok özlemiştim, bir çay içip, hoşbeş ederiz biraz” dedi. Çırağı çayları getirirken, Ömer amca; “Yeğenim sana bir şey soracağım. Bu sonbahar ve kış mevsimi İzmir’e çok az yağmur yağdı. Kış günü havalar sanki ilkbahar gibi. Barajlardaki su miktarı azaldı. Tarlalardaki ürün yeterli suyu alamadı. Ne olacak bu memleketin hali?”. Çayımdan bir yudum aldıktan sonra, “bak Ömer amca” deyip anlatmaya başladım:

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA

Sanayileşmenin çevre faktörünü önemsemeyerek hızla artması ve bununla bağımlı olarak çevre kirliliğinin yükselmesi ile birlikte ozon tabakasının da incelmesi, 1980’li yıllarda çevresel sorunlara küresel bir boyut kazandırdı. Böylece de sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma kavramları ilk kez bundan tam 40 yıl önce bilim insanları tarafından kullanılmaya başlandı. Bilim insanları ve de insanlığın geleceği üzerinde kafa yoran tüm insanlar, yıllarca kalkınma politikalarının yalnızca şimdiki kuşağın ihtiyaçları düşünülerek yapılmaması gerektiğini söylediler. Kalkınma politikaları sürdürülebilir nitelikte olmalıydı. Gelecek nesillerin ihtiyaçları da düşünülerek yapılmalıydı. Ayrıca, sınırlı olan doğal kaynaklar kesinlikle korunmalıydı. Fakat 40 yıl önce dile getirilen bu sorunlar, ne yazık ki, dünya üzerindeki devletler tarafından önemsenmedi. Dünyada nüfusun hızla artması, artan nüfusun tüketim ihtiyacını tetikledi. İnsan da tüketim ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla, sınırsız bir kaynak olarak gördüğü doğal kaynakları hoyratça kullanarak üretim artışı sağlamaya çalıştı. Kalkınabilmek için doğal kaynakların ölçüsüzce ve sorumsuzca kullanılmasını teşvik eden ülke yöneticileri yüzünden çevre sorunları giderek büyüdü. Senin sorduğun ve neden böyle oluyor dediğin iklim krizinin çıkış noktası da bu sorumsuz ülke yöneticileri ve kendini bilmez insanlar.

NEDİR BU İKLİM KRİZİ?

Ben böyle soluksuz bir şekilde anlatınca Ömer amca, gözlüğünü düzeltip, “Yeğenim ben tam anlayamadım. Nedir bu iklim krizi, benim anlayabileceğim şekilde anlatabilir misin” diye sordu. Onun üzerine çayımdan bir yudum daha alıp, “Ömer amcacığım iklim krizinin ne demek olduğunu sana müsaade edersen gezegenimiz dünya üzerinden anlatayım” deyince, “Tamam yeğenim, nasıl istersen anlat, yeter ki ben anlayabileyim” diye bana destek verdi. Bunun üzerine ben anlatmaya başladım: Tahmin edebileceğin gibi, iklim krizinin diğer bir ismi de “küresel ısınma”. Aslında küresel ısınma dünyanın enerji dengesiyle ilgili bir sorun. Dünyamızın uzaydan aldığı bir ısı ve de uzaya verdiği bir ısı var. Dünyamız uzaydaki güneşten ısı alırken, bu ısının bir kısmını emer. Diğer kısmını da uzaya geri verir. Eğer dünyamızın güneşten aldığı ısı miktarı, uzaya iade ettiği ısı miktarından fazlaysa, denizler, karalar ve atmosfer daha fazla ısınmaya başlar. İşte sorun da burada başlıyor. Dünyamızın uzaya iade ettiği ısının bir kısmı atmosferde emilirken, bir kısmı uzaya saçılır. Bir kısmıysa tekrar Dünyaya geri döner. Bu Dünyaya geri dönmemesi gerekirken tekrar geri dönen ısının geri dönmesinin tek bir nedeni var: Sera gazları. Sera gazları denen şey de fosil yakıtların sebep olduğu karbondioksit, metan ve azot oksit gibi gazlardır. Bu zararlı gazlar uzaya gitmesi gereken fazla ısının veya ışının atmosferde hapsolmasına ve atmosferden de tekrar dünyaya yansımasına sebep olurlar.

FOSİL YAKITLAR, SAVAŞLAR

Ben böyle anlatınca, Ömer amca; “Yeğenim yani, bu vahşi kapitalizm ile vahşi tüketim birleşince, daha çok, daha da çok üretim yapacağız diye fabrikalar bol bol kömür ve doğalgaz kullandı. O yüzbinlerce fabrikanın çalışırken ürettiği kirli gazlar atmosfere yayıldı. Bu arada herkes araba sahibi oldu. Bol bol benzin, dizel kullanıldı. Uçaklar kıtalararası, ülkeler arası uçtu ve bol miktarda fosil yakıt kullandı. O arabaların ve uçakların çıkardığı zehirli gazlar havaya karıştı. Savaşlar oldu, oluyor, insanlar savaş aletleri yapımı ve kullanımı için yine fosil yakıtlar kullanıyorlar. Yani bu fosil yakıt kullanımı yüzünden atmosfere karbondioksit ve metan gibi zararlı gazlar yayılıyor ve o da dünyadan uzaya gitmesi gereken güneş ışınlarını perdeleyerek bu ışınların tekrar dünyaya yansımasına sebep oluyor. Bu yüzden de dünyanın iklimi değişiyor ve dünyamız kuraklaşarak ısınıyor” diyerek üzüntülü bir şekilde başını salladı ve “İyi anlamış mıyım” şeklinde soran bir bakışla bana baktı. Ben, “Ömer amcacığım vallahi o kadar güzel özetledin ki anlattıklarımı, ne diyeceğimi bilemiyorum” dedim.

ÇARE YENİLENEBİLİR ENERJİ

Ömer amca benim söylediklerimden memnun oldu ki, çırağı Haldun’a iki çay daha getirmesini söyledi. Çaylar tazelenirken, Ömer amca; “Yeğenim bu kuraklık ve sıcakların nedenini bir ölçüde anladım sanırım. Peki bunun çaresi var mıdır, ne yapmamız gerekiyor” sorusunu yapıştırıverdi hemen. Tazelenen tavşan kanı çayımı yudumlarken, “Bunun tek bir çaresi var” dedim. Fosil yakıtların kullanımının acilen azaltılıp, yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık vermek. Yenilenebilir enerjiden kastettiğim ise, özellikle güneş enerji santralları, rüzgâr enerji santralları, jeotermal enerji santralları, biyokütle enerji santralları ve hidroelektrik enerji santrallarının kurulması ve işletilmesinin dünya genelinde hızlandırılmasıdır. Eğer bu yapılırsa ve özellikle gelişmiş ülkeler bu konuda öncü olurlar ve gelişmekte olan ülkeler ile az gelişmiş ülkelere yenilenebilir yatırım için kredi ve teknolojik yardımda bulunurlarsa sorun kısa vadede olmasa da orta vadede çözümlenmiş olur. Ülkeler daha az karbon üreterek iklim krizini bir ölçüde yönetilebilir bir hale getirebilirler.

NEDEN RÜZGAR VE GÜNEŞ'E YATIRIM YAPMIYORUZ

Beni dikkatle dinleyen Ömer amca, “Yeğenim, senin anlattıklarından benim anladığım şu: Mevsimlerin şaşmasını, az yağmur ve kar yağmasını, susuzluğu engellemek aslında bizlerin elinde ama bizler gerekeni yapmıyoruz. Şu zehirli fosil yakıt kullanımını bir an önce azaltmalıyız. İnsanlık bu kömür zehiri yerine rüzgârı, güneşi ve senin söylediğin şu anda aklımda kalmayan diğer yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmalı. Yahu hakikaten çok haklısın. Diğer ülkeleri bir yana koyalım, kendimize bakalım. Bizim ülkemizde güneş namütenahi. Rüzgâr desen, o da bol miktarda var. O zaman biz niye rüzgâra ve güneşe daha çok yatırım yapmıyoruz da kömüre daha çok yatırım yapıyoruz? Çok sayıda rüzgâr ve güneş santralı yapsak, enerji ithalatımızı da azaltmaz mıyız yeğenim” dedi Ömer amcam. Bizim politikacıların bir türlü kavrayamadığını Ömer amcam çok kısa bir sürede ve de çok güzel bir şekilde kavramıştı. “Vallahi bravo Ömer amca. Her şeyi ne güzel özetledin” dedim.

SÜRDÜRÜLEMEZ ENERJİ POLİTİKALARI

Ömer amcanın dediği gibi, diğer dünya ülkelerini bir kenara koyup, ülkemiz yönünden bir değerlendirme yapacak olursak, Türkiye’nin sera gazı emisyonu şu anda küresel emisyonun yüzde biri kadardır. Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonundaki en büyük pay da yaklaşık yüzde 72 ile enerji kaynaklı emisyonlara aittir. Yani ülkemiz bol miktarda yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip iken, bu kaynaklara yeterli miktarda yatırım yapmayıp, şu anda kömüre dayalı termik enerji santralleri yapımına ve doğalgaz ithalatına ağırlık vermektedir. Sürdürülebilir kalkınma politikalarına ters düşen, karbon emisyonunu arttıran, ayrıca termik santralın kurulu olduğu yöredeki insanları zehirleyen, hastalandıran bu sürdürülemez enerji politikasını anlayabilmek mümkün değildir. Umudum, 2023 seçimlerinden sonra iş başına gelecek yeni yönetimin sürdürülebilir kalkınma kriterlerine uygun enerji politikaları üreterek, güzel ülkemi adım başı yenilenebilir enerji santralleri ile süslemesidir.

Dr. M. Fatih Kaytmaz / [email protected] / İzmir, 21.01.2023 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Fatih Kaytmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2022’nin en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?
Tüm anketler