Kilometresi Uzun Aşk...

Ne yazmakla, ne yazmamak arasında ikileme düştüğümde, zamanım daraldığında satırların yazı boyu kilometrelerce uzar!

Kömür emekçisinin galeriye girişi gibi uzun, derin ve karanlıktır sütunların yolu. Önümde uzayan zifiri yolun beyaz şeritlerini görürüm salt, ardımda kalanı anımsamadan yazarım... Dağlar şehirleri, vadiler köyleri saklar kalemini bakmadan sürerim. Yaklaştıkça uzağına düştüğüm bir garipliktir bitmesini beklediğim satırlar... Beyaz sayfa ile buluşmanın en tatlı yürek çırpıntısıdır...

Sevdiğim kadının tenine dokunmaya saatler kalmışken yolların bitmemesi...

Satırlara hükmetmek varken, beynimin parmaklarımı yavaşlatıp beni yazamaz kılması...

Satırlar uzar, yollar bitmez!

Kafamın içinde çarpışan düşünceler harf harf döküldüğünde ekrana, balı çalınmış arı gibi bakarım; sayfa boş!

Yeniden çalakalem...

Her günüm böyledir.

Her günün sabahı bir derviş sabrıyla sevgiden, hoşgörüden yana tuşlara basmak, en zor iş olsa gerek...

Hep aynı pencere...

Hep aynı manzara...

Haksızlıklar, sevgisizlikler, kıskançlıklar, kötülükler, ihanetler, aldatmacalar, görünürde büyük aslında cüceleşen aşklar, masum yalanların içine gizlenmiş sonu gelmez acılar benim penceremde!

Okuyanlara magazini sevdiriyorum; ne ilgisi var? Ama iş!

Kavga edenleri barıştırıyorum, küskünler sarılsın istiyorum...

Yaşımı sorgulamayı erteleyip, sevdiğim kadına “Sana kavuşmamın kilometresi ne zaman dolacak?” soruyorum...

Yazı, yazılmayı bekliyor!

Sorumu bu?

Sonrası gözyaşı...

O pencere açık, üşütüyor...

Gece mavi!

Tuşlar beni bekliyor, zaman daralıyor...

Sevgimden bir yudum çekip yazımın satırlarımı ondan yana döktürüyorum. Ekonomiden, siyasetten, günlük yaşamdan, patron-işçi, siyasetçi-halk çelişkisinden yazmak gibi bir sevdam olmadığı gibi, kalemimi sevgi, aşk, iyilik geometrisi içinde tutmak, benden istenen o!

İnanıyorum ki, her insanın içinde sevgiye orantılı, sevgisizlik de vardır.

Neyin altına su yürürse o büyür...

Aşkınızı susuz bırakmayın...

***

Okuduğunuz satırlar, yaklaşık 20 yıl önce çalıştığım haftalık magazin gazetesindeki köşe yazılarımdan biri... O dönem eğlence ve pop dünyamızın içinden geçtiğim yıllardı... Sayın İbrahim Tatlıses’in sahibi olduğu bir aylık dergi ve bir haftalık magazin gazetenin ekibinde yer alıyordum. Kısa bir dönem de olsa, “Ekmeğimin peşindeyim abi” mazlumluğu, o günleri düşündüğümde tam benim durumumun aynasıdır. Basında bir sermaye değişimi vardı, para sahipleri güç kazanımına gerek duyuyorlardı, çünkü neoliberalizm Türkiye’nin yeni düzeni olmuştu. El değiştirmeler yaşanıyordu. Gerçek gazete patronlarının köşelerine çekilme zamanlarıydı.

İnsan ister istemez yine siyasete giriyor değil mi?

Gazeteci, bildiği konunun uzmanı olduğunda etkindir. Siyaset ve ekonomik koşulların emekçiyi sömürdüğü bu düzende eve ekmek götürmek gazeteciler için de zordur.

Ya sağa yanaşacak, doyacak!

Ya sola geçip uzaklaşacak, aç kalacak!

Ortasını buldum; ondandır benim magazin sevdam!

Hasan TEOMAN / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Teoman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2022’nin en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?
Tüm anketler