Altı.!

Güneş tepede, bazen bulutlara girip çıkıyor, bazen tüm görkemiyle kendini gösteriyor. Bir yığın insan var çevrede, bir banka oturuyorum. Biraz soluk alıp, öylece ve usulca denize bakmak için. Genç, yaşlı, kadınlı erkekli bir yığın insan. Her biri ayrı bir dünya sanki. Yüzlerin bazısı gülüyor, bazısı durgun ve asık. Yorgun gönüller senfonisi gibi. Bir yanda susmak ve susmak, diğer yanda konuşmak ve paylaşmak, hiç değilse yazı ile. Çünkü kalbim ne diyorsa, elim onu döküyor satırlara. 

Öylece durup bir süre, sonra kalkıyorum. Biraz denizin kıyısında oturmak, ona daha da yakın olabilmek, günlerdir hissettiğim kırgınlığı hafifletmez biliyorum. Ama o iyot kokusunu ciğerlerime doldurmam, biraz nefes almam lazım. Öylesine büyük bir keder ve üzüntü içindeyim ki tarifi çok zor. Ben de onun gibi altı yaşındaydım, mahcubiyet duygusunu kendi karakterimle bütünleştirdiğim ve hayatımda sahip olduğum değer yargılarım arasında ilk sıralara koyduğumda.

Anneannemle bir gün Kemeraltı'nda ya denk geldik veya annemle önceden buluşmak için sözleşmişlerdi, bilmiyorum. Dediğim gibi altı yaşında oldukça yaramaz bir çocuktum. Hayal, meyal anımsıyorum; tarihi Kemeraltı Karakolu'nun (eski yazıları dikkatimi çok çekmişti, herhalde o nedenle hatırlıyorum) neredeyse sekiz, on adım çevresinde önce bir balon gördüm. Maviydi. Unutmam mümkün değil. Her ne olduysa içimde o an, çocuk usul usul önümüzden geçerken fırlayıp, elinden kaptım balonu. Anneannem, öylece durdu kısa bir süre. Ben, sanki zafer kazanmış komutan sandım arsız halimi. Diğer çocuk ağlamaya başladı haliyle, millet ne oluyor diye bize bakarken, bizimkiler geldi ve balon özürlerimle birlikte iade edildi. Karakolun tam karşı sırasında, (belki hala vardır bilmiyorum, uzun yıllar oldu oraya gitmeyeli) meyve suyu satan büfe gibi bir yer vardı. 

Oraya gittik, karadut suyu ve limonata içmek için, işte o an rahmetli anneannem bana bakıp, olanca hiddetiyle; "Yaptığından utanmadın mı?” dedi. Utanmak ne demekti? Bilmiyordum ki.! Belli ki yaptığım yanlışlığın bir bedeliydi. Hiç unutmadım. Hayatım boyunca da unutmayacağım.

İşte o gün nasıl mahcup olduysam, bu haberi okuduğumdan beri öyleyim. Bu haberi okuduğumdan beri; ne mutluyum, ne huzurluyum, ne de rahatım. Ruhum güneşin altında bir direğe çivilenmiş gibi.

Bu nedenle bu satırlarım kalptendir, samimidir, gerçektir. Konuşamamak, paylaşamamak benim hayat yolunda bazen yuvarlanmama neden oluyor. Yazmak içimde çöreklenen o sıkıntıyı bir nebze de olsa hafifletiyor.

Geçtiğimiz günlerde; henüz 6 yaşındayken, 29 yaşındaki bir adamla, adına ‘imam nikâhıyla evlilik’ dedikleri bir bataklığa düşürülmüş kızımızın hikâyesini öğrendik. İstanbul’da; annesinin masum, ağzı daha süt kokan kuzusunu, 29 yaşındaki Kadir İstekli’ nin istismarına kurban ettiler. Kadir İstekli; karşısındaki çocuğa, bu istismarını bir oyun olarak tanıttı. Yıllar sonra kızımız “Ben ağladım. Kadir evlendiğimizi söyledi. Annem, babam nasıl evliyse, bizim de evli olduğumuzu anlattı. ‘Sen benim karımsın, ben senin kocanım’ dedi. ‘Evliler böyle oyunlar oynar ama bu oyun kimseye söylenmez’ dedi. Annem ile babam Kadir’e ‘Damadım’ diyordu.” ifadeleriyle her birimizin vicdanını derinden sarstı.

Yaşıtları okul sıralarında, mahalle aralarında koştururken; bu çocuk 13 yaşında nişanlanıp, 14 yaşında yapılan düğünle gelin edildi. Kim bilir kaç kişinin günahı var boynunda. Kaç kişi sessiz sedasız göz yumdu bu cani istismara? Bir Allah’ ın kulu da vicdanına kulak verip, ortalığı nasıl inletmedi? Nasıl oldu da, yer yarılmadı biz de içine girmedik?

Hiç utanmadan sıkılmadan çekilen, çektirilen fotoğraflar. En acısı da kızımız 2012 yılında, annesi ile birlikte doktora gidiyor, doktor istismarı anlayınca, polise haber veriyor vermesine ama anne - kız kendilerine öğretilenlerden başka bir şey söyleyemiyor. Savcılık, kızımızın yaşını tespit edebilmek için, kemik yaşı raporu alınmasını uygun görüyor. Ancak her nasılsa 14 yaşındaki çocuk, 21 yaşında tespit ediliyor. Soruşturma dosyası öylece kapatılıyor.

İşin içine giren cemaat yapılanmaları, kaçak inşaatlara göz yumma payları. Hangi biri bu çocuğun saçının bir tek teli edebilir ki? İstismarla çalınan bir hayat. Açıp, yeşermesine izin verilmeden soluveren bir çiçek. Bu suçun günahı hepimizin ellerinde. İstismardan haberdar oluyoruz ama bazı menfaatlere değişiyoruz küçücük bir bedeni. Makamlara, belki de koltuklara? Ne oluyor, nasıl oluyor da hiç sesimizi çıkarmıyoruz? Ne vaat ediyorlar vicdanımızın karşılığında?

17’ sinde anne olan bu çocuk; bir gün radyoda, küçük yaşında evlendirilen kız çocukları hakkında yayınlanan programı dinliyor. Ne acı ki, artık geçip giden yıllarının bir oyundan ibaret olmadığını, aslında bunca yıl nasıl da istismar edildiğini, mağdur edildiğini anlıyor. Bu hisle empati kurmamız mümkün değil. Onu anlayabilmek, yaralarına derman olmak toplum olarak boynumuzun borcu. Öfkesi, kırgınlığı her birimizin vicdanına yük olmalı artık.

Bu istismarla tanışması, bunu sindirebilmesi ne kadar da yıpratıcı bir süreçti kim bilir. İçinde bulunduğu cemaatin, ailesinin baskılarına göğüs germeyi başardı. Mücadelesine hayran olmamak elde değil. Ayağa kalktığı, dik durduğu her bir güne, attığı her adıma helal olsun.

Ne mutlu ki sonunda bir vicdan sahibi çıkıyor karşısına. Kızımızdan yaşadıklarını öğrenince, istismar şüphelisi (?) ile olan konuşmasını kaydetmesini ve şikayetçi olmasını söylüyor.

Yıllardır attığı çığlığı duyuyoruz sonunda.

Ses kayıtları ve istismar şüphelisi ile sözde nişan - düğün fotoğrafları, Savcılık dosyasına sunuluyor. Bu kez Savcılık kızımızın doğum kaydını nüfus müdürlüğünden istiyor ve hepimizi yerin dibine sokan o gerçek ortaya çıkıyor: 1998 doğumlu, küçücük bir çocuk.

Biz 6 yaşında bir kız çocuğunun, saçlarının taranıp, istismarcısına teslim edildiğini öğreniyoruz. Bunca sene bu durumu bilen ve göz yuman ne çok insan var. Bu çocuğa 6 yaşında gelinlik giydirip de götürdükleri fotoğrafçı sustu, istismar şüphelisinin evine girip çıktığını gören komşu sustu. Annesi sustu, babası sustu.

Yine bir kadını, yine bir çocuğu koruyamadık. Bu topraklarda daha kaç tane çocuk gelin tanıyacağız? Ne zaman bitecek bu kıyım?

İstanbul Anadolu Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada iddianame tamamlandı. Savcı iddianamede, H.K.G.’nin anne ve babasının istismara göz yumduğunu ortaya koydu. Kadir İstekli, tarikat lideri baba Yusuf Ziya Gümüşel ile anne Fatma Gümüşel’in zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediklerini belirtti. Ayrıca Savcı, Kadir İstekli’ye cinsel saldırı suçundan da ceza istedi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bir basın açıklaması ile davaya müdahil olduklarını duyurdu. Şimdi nasıl telafi ederiz bunca derin yarayı? Herhalde ondan dileyebileceğimiz en büyük özür, başka çocuklarımızı istismardan koruyabilmek olur.

Hava kapatıyor, usulca yürüyorum sahil boyunca. Karşıyaka ışıl ışıl, içimde küçük bir kız çocuğunun kırgınlığı, yağmur kuvvetli gelecek belli, en sevdiğim. Çocukluğumdan beri. Biraz kitap, biraz müzik, biraz sessizlik, sonrası uyku, o da kısmet olursa.

Altı yaşının ilk mahcubiyeti ile altı yaşındaki başka bir çocuğun utancını iliklerine kadar hisseden bir kadının, kendi dünyasındaki yolculuğu burada bitiyor. Bizi affet çocuk.

Av. Çiler Nazife Koşar / [email protected] 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Çiler Nazife KOŞAR - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2022’nin en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?
Tüm anketler