Dur!

Kadınlara yönelik şiddet dünyanın pek çok yerinde hala çözülememiş sorunlardandır. Kadınlar toplumun her alanında çeşitli şiddet biçimleriyle karşı karşıya kalırlar. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edilmiş özel ve anlamlı bir gündür. Bu anlamlı günde amaç; uluslararası bir dayanışma yaratmak, kadına yönelik şiddete karşı mücadelenin etkin ve sürdürülebilir olmasını sağlamaktır.

Zira, ilgili kurum ve kuruluşların, devletin rolü bu noktada son derece önemlidir. Ülkemizde, “şiddet” kavramı 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile hukukumuza girmiştir. Bahsi geçen kanunda şiddet şöyle tanımlanmıştır; “Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranış,”

Bu hükümden de anlaşıldığı üzere şiddetin birçok farklı görünümü mevcuttur. Kadına yönelik şiddet, dünya genelinde kanayan bir yaradır. Bu durumun temelinde yatan kavram ise şiddettir. Zira, şiddet gören şiddet gösterir gibi bir sorunla karşı karşıya kalınmaktadır. Şiddet öğrenilen bir davranıştır. Kişi, çocukken tanık olduğu veya maruz kaldığı şiddet sonucu ileriki hayatında şiddet gösterme eğilimi artar. Savunmasız ve güçsüz olmak, şiddete karşı ses çıkaramamak bir süre sonra alışılagelmiş bir çaresizlik durumunu alır. Bu durumdan çıkmak için yeniden güçlü hissetmek, söz geçirmek uğruna şiddete başvurulur. Her ne kadar aksine pek fazla örnek olsa da birçok araştırma şiddet gören bir bireyin ileriki yaşamında şiddet uyguladığını göstermektedir. Aksine örneklerde ise, kişi buna “dur” demek, bu zincirin bir parçası olmamak adına destek almak, tedavi olmak gibi yöntemlere başvurabilir veya kendi kendini iyileştirebilir. Zira, görülen şiddetin yaralarının da sarılması kişinin topluma iyileşerek katılması önem arz edecektir.

Oysa, şiddet sorunu yarattığı sonuçlar bakımından sadece şiddet göreni değil; ailesini, yakın çevresini, tanıdıklarını hatta toplumu etkilemektedir. Zincirin halkalarındaki her birey, gelecekte yaşanabilecek toplumsal travmaları tetikler. Toplumsal gelişmenin, ilerlemenin ve hatta güvenliğin sağlanması için şiddete göz yumamamak, mücadele etmek gerekir.

Ne yazık ki, şiddet sorunu en çok kadına yönelik olarak ve aile içinde yaygın olarak görülmektedir. Artan kadın cinayetleri de kadına yönelik şiddete müdahalenin yetersiz kaldığının sonucudur. Alınan koruma tedbirleri etkin bir şekilde uygulanmamakta, kadınların maruz kaldıkları şiddete ilişkin şikayetleri takipsiz kalmaktadır. Yasal olarak alınan önlemler etkin bir şekilde hayata geçirilemedikçe, hayatını kaybeden kadınlar sayısı artmaktadır.

Hukukumuzda, somut durum açısından Anayasa’da ve Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu gibi temel kanunlarda çeşitli değişiklikler yapılmış; 6284 sayılı Ailenin Korunmasi Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Kanunu ile birlikte de önlemler alınmaya çalışılmıştır. Zira, bu kanunun (6284 sayılı) 1.maddesinde 1. Ve 2. Fıkralar uyarınca kanunun amacı ve bu amaç doğrultusunda esas alınacak temel ilkeler belirtilmiştir. Nitekim, bu kanun kapsamında önleyici koruma yöntemleri hayata geçirilmiştir. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) kurulmuştur. Psikolojik, hukuki ve mesleki destek hizmeti verilmesi düzenlenmiştir. Kadın konuk evlerinin tesisi sağlanmıştır. Destek hattı olarak Aile, Kadın, Çocuk ve Özürlü Sosyal Hizmet Danışma Hattı” Alo 183, 7/24 hizmet vermektedir. Geçici koruma tedbirleri talep üzerine ve şartlar oluşmuş ise verilmektedir. Mağdurun işyeri adresi, ikametgâh adresi ve kimlik bilgilerinin değişikliği ise tehlikenin devam ettiği halde çözüm yolu olarak başvurulabilir. Bu hususta kadınlara hakları öğretilmeli, başvurabilecekleri her türlü sosyolojik, psikolojik, hukuki ve ekonomik yöntemden haberdar olmaları da sağlanmalıdır. Ve beraberinde bu koruma önlemlerinin etkin bir biçimde uygulanması, kanunda yer aldığı şekilde hayata geçmesi ve korumacı olması gerekmektedir.

6284 sayılı kanunun oluşturulmasında temel alınan uluslararası sözleşme, İstanbul Sözleşmesidir. 2011 yılında Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi tarafından Avrupa Konseyi Sözleşmesi diğer bir adıyla İstanbul Sözleşmesi birçok ülke tarafından imzalandı, ilk imzacı devlet ise Türkiye idi. Sözleşme’nin giriş kısmında; “kadına yönelik şiddeti toplumsal cinsiyete dayalı şiddet şeklindeki yapısal niteliğinin ve bu şiddetin, erkeklerle kıyaslandığında kadınları ikincil konuma zorlayan temel sosyal mekanizmalardan biri olduğunun bilincinde olarak;” ibaresi bulunmaktadır. Buradan hareketle, 3. Maddesinde “kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet” kavramına yer vermiş, yani kadına kadın olmasından dolayı uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet biçimi olarak ifade edilmiştir. Ayrıca bu Sözleşme kapsamında kadına yönelik şiddet, bir insan hakkı ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak belirtilmiştir. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, kadınların toplumda uğradıkları bu eşitsizliğin önüne geçilmesi için devletlerin üstlerine düşen görevi yapmaları ve bu yasayı etkin olarak hayata geçirmeleri gerekmektedir. Ancak ülkemizde usule ilişin oldukça tartışma yaratmış olan İstanbul Sözleşmesi; 19 Mart 2021 tarihli ve “3718” sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin, 20 Mart 2021 tarihli ve “31429” sayılı Resmi Gazetede yayımlanması üzerine feshedilmiştir. Tüm tepkilere rağmen 1 Temmuz 2021 tarihinde Türkiye resmi olarak İstanbul Sözleşmesinden çekilmiştir. Zira, Sözleşmenin yeniden yürürlüğe girmesi ve eksiksiz uygulanması için ısrarlı mücadele devam etmektedir.

Kadına yönelik şiddet ve aile içi kadına yönelik şiddet ile mücadelede kapsamında farklı içerikte uluslararası metinler bulunmaktadır. Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Sözleşme (Kadınların İnsan Hakları Bildirgesi olarak da tanımlanmaktadır); kadınların haklarını düzenlemekte, kadın erkek eşitliğine dayanan insan hakları çerçevesinde bütün kadınlara tanınması gerektiğinin ve ihlal edilen haklarının tespiti yapılıp bu hususta ayrımcılığın önlenmesi amaçlanmıştır. Bu sözleşmeye ilişkin, Kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi komitesi’nin 12 ve 19 nolu genel tavsiye kararları ve kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın önlenmesine dair sözleşme’ye ilişkin ek ihtiyari protokol uyarınca yeni hükümler uygulama alanı bulmuştur.

Dünyada ve ülkemizde kadına yönelik şiddetin durdurulması, bir son bulması adına çalışmalar sürmektedir. Kadına yönelik şiddet tüm toplumların ortak sorunudur. Bu mücadele kapsamında gerek ulusal gerek uluslararası hukuki metinlerde kadınlara yönelik şiddeti önlemek için önemli adımlar atılmıştır. Ancak ne yazık ki, bir insan hakları ihlali olan kadına yönelik şiddeti durdurmak için mücadele yetersiz kalmaktadır. Kadın cinayetleri bunu göstermektedir.

Yasaların etkin olarak uygulanması, alınacak önleyici tedbirlerle birlikte kadınların toplumsal hayatta maruz kaldıkları eşitsizliğin daha etkin politikalar izlenmelidir. Zira, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi Devletlerin sorumluluğundadır. Bu hususta, toplumda kadına biçilmiş roller olduğuna dair anlayıştan tamamen uzaklaşılması gerekmektedir. Kadına yönelik şiddetin önüne geçilmesi için eğitim müfredatlarında kadın erkek eşitliğine dair eğitimler verilmeli, cinsiyet ayrımlarının önüne geçilmesi için daha küçük yaştan bu eğitimlere başlanmalıdır. Filmlerde ve dizilerde toplumsal cinsiyet rollerinin olması gerekenden farklı şekilde işlendiği; çoğu zaman kadının her türlü şiddete maruz kalması, toplumsal hayatta erkeğe nazaran daha geride kalması gibi işlemeler son derece sakıncalıdır. Toplumun bazı gerçeklerini yanıtsa dahi, örneğin kadının aile içinde maruz kaldığı şiddet gibi, bunun olmaması için daha öğretici ve önüne geçilmesi için toplumu bilinçlendirici şekilde işlenmelidir. Kadına yönelik şiddetle ilgilenmesi gereken her kamu görevlisinin uzmanlaşmasına ilişkin gerekli eğitimler verilmelidir. Şiddet gören bir kadını anlamayan, yaşadıklarını hissedemeden süreçte yeterli desteği sağlayamayacaktır. Ancak kadına yönelik şiddetin önlenmesi için hem ulusal hem uluslararası mevzuatların yanı sıra toplumsal zihniyetin değiştirilmesi de en temel değişiklik olmalıdır. Toplum ancak bir bütünlük sağlayıp bu şiddete “dur” derse, mücadele etkin olacaktır. Toplumsal düzeyde genele yayılacak bu mücadelenin aynı zamanda kararlı bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Kadına yönelik şiddetin yüksek olduğu ülkelerde, toplum gerektiği şekilde ilerleyemez ve gelişemez. Kadınlara toplumsal olarak yüklenen roller eşitlikçi bir şekilde değişmedikçe, zihniyet değişmedikçe mücadele sonuç veremeyecektir.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında dünya genelinde bir dayanışma sağlanması; baskılanan, korkutulan, şiddet gören sesini çıkaramayan kadınların sesi olmak için son derece önemli ve anlamlıdır. Ancak bir gün değil her gün bu mücadele devam etmelidir. Kadına yönelik şiddete son vermek, “dur” demek için devletin etkin uygulayacağı yasalar beraberinde toplumdaki her bir ferdin rolü de olukça mühimdir. Kadın ve erkeklerin toplumsal cinsiyet rollerinden sıyrılarak asıl olan birey olduğu ve eşit haklar ışığında toplumda eşit değer, eşit yer ve eşit haklara sahip varlıklar olarak kabul edilmelilerdir. Kadına yönelik şiddetin karşısında durmaya, mücadeleye ve sessiz kalmamaya ihtiyacımız vardır. Kadına yönelik şiddet kabul edilemez ve normalleştirilemez. Bu özel gün vasıtasıyla kadına yönelik şiddetle mücadele etmek için; daha sağlıklı, gelişen, her bireyin eşit haklara sahip olduğu ve daha yaşanabilir bir toplum için “dur” demeliyiz.

Av. Çiler Nazife Koşar / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Çiler Nazife KOŞAR - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2022’nin en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?
Tüm anketler