Cennetlik Hakem

Öyle herkes için yazılmaz, yazamam. Olmaz, kalemin çarpılır. Tıynetimde yok, fıtratım da yok. Adaletsizlik olur. Hele ki bu devirde. Boşuna yazmadım, yazmıyorum. Adam gibi adam, dürüst, namuslu, haysiyetli diye. Eğilmez, bükülmez, dosdoğru bir hakemdi, insan evladıydı. Nurlar, ışıklar içinde yatsın.

10 yaşında mahalle arasında, sokakta, arsada.
12 yaşında sahalara adım attım, hasbelkader top peşindeydim.
13 yaşında yazmaya, 19 yaşında haberciliğe başladım.
20 yaşında da hakemliğe.
42 yıldır neler gördüm, neler yaşadım.
Bir bilseniz.
Yaşım 56, o kadarcık hakkım olsun.
Boşa yaşamadım, boşu boşuna yaratılmadım.
Vardır bir hikmeti.
Sporcular, hakemler, gözlemciler, gazeteciler, müdürler, muhabirler, köşe yazarları, başkanlar, yöneticiler, antrenörler, tüm birimler, herkes hepsi hep beraber.
Vesaire vesaire, vs. vs.
Gözlemci olmadım ama iyi gözlemlerim, takip ederim.
Hakemlik ile gazetecilik bu alanda, çok şey kazandırır, kazandırdı.
Öyle sanıyorum.
Ama insan sarrafı olmadım, olamadım.
O, bambaşka bir ihtisas konusu.
Ama, fakat, ancak, emme velakin.
İnsanın dürüstünü, namussunuzu iyi bilirim.
Dürüst sessiz kalır, kendisini belli etmez.
Namusludur çünkü.
Namussuz ise her yerde kendini belli eder.
Yırtık dondan çıkar gibi çıkar.
Yüzünden riyakarlık akar, gözünden, bakışlarından anlaşılır.
***
Böyle bir başlık ilk kez görüyorsunuz değil mi ?
Cennetlik hakem mi olur ?
Diye düşünebilirsiniz.
Allah bilir de en azından, cehennemlik değil.
Burada bile, şu gelip geçici dünyada.
Kayıt, flash bellek, kaset, CD, video, teyp, çipi bipi, AVAR, VAR olduğuna göre.
Bir gün hesabın olacağı yerde, neden olmasın ?
Hesap sorulmayacağını mı sanıyorsunuz ?
Sorulacak, sorulacak.
Emin olun, adımın Metin olduğu kadar eminim.
İman, inanç değil sadece.
Olmalı, olur, olacak.
Başka yolu yok bunun.
Kasten, bilerek, isteyerek yanlış, yamuk yapanlar.
Hak çalanlar, emek hırsızları.
Hata süsü verenler.
Bir gün gelecek, açılacak kara kaplı kitap açılacak.
Yaratan 'Gel bakalım kendini vazgeçilmez sanan kulum' diyecek.
Hatırlatırım 'Karşıma kul hakkıyla gelmeyin' diyen de O'dur, yüce kudrettir.
***

Milli hakem, astsubay emeklisi, sanatçı Rıza Saraç hocama gelince.
Askerdi, eğilmedi, bükülmedi, tam bir Türk askeri sıfatına uygun bir neferdi.
Maça çıktım, yolculuk yaptım, aynı otel odasını paylaştık.
Kahvaltısı, akşamı öğlesi yemeği, gözlemcisi, MHK'si.
Çok dürüst adamdı.
Beynime kazındı.
***
Hakem saha dışında ne ise, sahada da aynısıdır.
Saha aynadır, ayna.
Dışarda, masada yalaka olan, sahada da eyyamcıdır, kıvırır, nabza göre şerbet verir.
Kim mi ?
Ne bileyim ?
İçime sinmeyenler var.
Çok farklı sıfatlardan.
İspatlayamam, his çünkü.
Yazılmaz da.
Ama Rıza hocamdan, eminim, şahidim, kefilim.
Şahidim ya Rabbim.
Kişi kendini bilir.
'Aynası iştir kişinin lafına bakılmaz
***
Kanser illetiyle boğuştu.
Sahneye çıktı, tiyatrocu oldu, oyunda rol aldı.
'Hakemim, askerim' demeden.
Onu da iyi becerdi, layıkıyla yaptı.
Sordum dedi ki, meğer Güzelbahçe'de paralı olmuş bu işler.
Tanıttılar ya koca ilçeyi, işlem tamam.
İşleri bitti yani.
İyi satılan ürüne zam yaparlar ya, anında.
Onun gibi bir şey.
Son görüşmemizde dert yandı, o yaşta, o durumda olan, hastalığıyla adeta boğuşan Rıza Saraç hocam.
'Bizden para istiyorlar, biz bir şey istemiyoruz ki. Para için yapmıyoruz ki, üzdüler beni, bizleri' dedi.
Vefatından 15 gün önce yine Güzelbahçe'deki DESYİH toplantısında.
Yetkililerden selam bile veren olmadı.
Cebimizden karşılık, kimseye ihtiyacımız yok ki bizim.
Sonra tırmalar çünkü.
Böyle biliriz.
***
Son görüşümmüş meğer.
Evinde kahvesini içtim, hatırını unutmam.
Ama acısı hemen çıktı.
El etek öpmedi, elini de öptürmez ki.
'Hocam' dedim 'Elinizi öpmek istiyorum'.
'Olmaz' dedi yine o asker, o şahin gibi bakışıyla.
Malum oldu sanki.
Aptal değilim, Abdal hiç değilim.
İki kelime karıştırılır ya.
Nermin öğretmenim, eşi de hazır kapıda iken.
Valla ne yaptım, ettim.
Öptüm o mübarek ellerini.
Helalinden kazanan, helalinden yiyen o elleri.
Adamdı, tıpkı rahmetli babam Mehmet Aydınoğlu gibi.
***
30 Ekim 2022'de sosyal medya, facebook sayfasında, duvarı denen yerde.
Aynen şöyle yazdı Rıza hocam;  
'Ege'de ikinci lig maçı yönetiyorum. İlk yarının ortalarına doğru saha içinden hıçkırık sesi geldi: Baktım misafir takımın kalecisi hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Oyunu durdurdum, yanına gittim. Ne olduğunu sordum. Bir yıl önce ev sahibi takımın kalecisi imiş. Seyirci onun aleyhinde kötü tezahürat yapmışlardı. O nedenle ağlıyordu. Sağlıkçıyı çağırdım. Elini yüzünü yıkattım ne zaman kendini iyi hissedersen o zaman oyunu başlatacağımı söyledim. Onun tedavisi sürerken tribünün önüne gittim. İşaretlerle, susmalarını istedim. Maçı bitirdik. o kaleci soyunma odama geldi. Boynuma sarıldı ağladı. Teşekkür etti. Ben ona o ağladığı anda ağlama gerekirse maçı tatil ederim senin sağlığın her şeyden önemli demiştim. Çok etkilenmiş bu sözlerimden. Bir yıl sonra Marmara'da bir ikinci lig maçına gittim. Soyunma odasının kapısı çaldı. Bir futbolcu girdi, direk elime sarıldı hocam beni hatırladınız mı dedi. Baktım o idi, bu takıma transfer olmuş. Hakemlik hayatımda yaşadığım ilginç olaylarından biri idi'
***
2 Kasım'da son kez kahvemizi içtiğimiz, elini öptüğüm gün. 
Bunu sordum. 
Tıpkısının aynısını anlattı. 
Eklemeden, ballandırmadan. 
Ee dürüst adam ne de olsa. 'Hocam bunu yazabilir miyim' dedim, 'Sana güvenim tam, ne istersen yapabilirsin' dedi. 
Kısmet vefat ettikten sonra imiş. 
Dün, 17 Kasım 2022 Perşembe günü toprağa verdik. 
Bugün İzmir'i sel götürüyor resmen. 
Gökler bile ağlıyor.
***
Toparlarsak...
***
İlahi emrin vakti gelince, yaşam sona eriyor. Tıpkı maçlar gibi. Son düdük çalınca. Tekrarı yok bunun. Belki de biten bir şey yok. Devamı başka bir boyutta, zaman diliminde, inanıyorum. Bu şarkı bitmeyecek. Adına ne derseniz deyin, gideceğimiz yerin. Adına ne derseniz deyin, Yüce Yaratan'ın. Bir ve tek çok büyük güç var, yaşama getiren de O, son veren de.  Bambaşka bir başlangıç bizi bekliyordur belki de. Kim bilir ? Gidip de dönen yok ki ? Bakmayın bildiğini sananlara. Allah akıl, fikir vermiş. Kullanmak, düşünmek, sorgulamak için. Biz ise 'at gözlüğü' ile bakıyoruz. Hep kendimizi düşünüyoruz. Hep bana hep bana, bu kadar da olmaz ki. Dünyanın en zengini, en ünlüsü, en güzeli, en yakışıklısı, en muhteşemi olsan ne olur ? Kaç yazar ? Gideceğimiz yer, konum belli. Kıyafetimiz de belli. Natürel, gösterişsiz. Cebi olmayan, 2,5 metrelik bembeyaz bir bez, o kadar. Ertelemeyin, hiçbir şeyi. Ara, sor. Öpeceksin o eli.
***
Hayat fani, ölüm ani. Kalp kırmaya, cana kıymaya, haram yemeye, hak yemeye, emek sömürüsüne. Gerek yok ki, paylaşsana. Allah aşkına. Sayısını bile hatırlamadığım, aykırı veya özgü kitaplar okudum. Düşündüm. Felsefe, metafizik, psikoloji, insan, Kuran-ı Kerim'in Türkçesi. Çarpıtılmamış, Yaratan'ı öcü olarak göstermeyen, iyiliği hoşgörüyü gösteren kişisel, okunası kitaplarla bugüne geldim. Kulaktan dolma her duyduğuna inanan, dayatılan her şeye gözü kapalı olan 'he valla' diyen biri olmadım. Şükürler olsun. Okudukça ne kadar cahil olduğumu görüyorum. Sınırları fazla zorlamıyorum. Olduğu kadar elimden, bu kadar geliyor. 
***
Hayatın, yaşamın ta kendisi. Özü, özeti bu. Kaçınılmaz konular. Spor varsa, insan var, geliş gidiş var.  Başlangıç ve son var. Video gördüm utandım, insanlığımdan. 10 genç (!) bir hakeme acımasızca vuruyor, gaddarca. İnsanlık dışı, hayvan yapmaz bunu. Delikanlılığa sığar mı bu. Yerde yatana vurmak, 1'e 10. Utanın. Ne için ? Puan için, para için, kupa için, şampiyonluk için. Batsın sizin kupanız da başarınız da. Hakem hatasıyla kazandıklarında alın teri, birlik beraberlik. Hayal ettikleri, istedikleri olmayınca vur abalıya. Yok ya, edep yahu.
***
16 gün önce buluşmuştuk. İlkti DEYSİH, Diyarbakır'ın ekmeğini yiyen suyunu içen hakemler olarak. Meğer son görüşmemizmiş. Ertelememek gerek hiçbir şeyi. Anı yaşamak, sevdiğini söylemek gerek. An bu an. Güzelbahçe'de oturuyordu, evinden aldık, 'aracımla gelirim' demesine rağmen. Beyefendi, asil insan, kimseye minnet etmezdi. Güzel bir akşam oldu. Evine davet etti, eşi Nurten öğretmenim yaptı, birlikte kahvemizi içtik. Acı kahveymiş. Hem de çok acı. Sonuncuymuş meğer. Deplasman maçlarında, sahada, masada, araçlardaydık, aynı odada kaldık. Çizgisi hep doğruydu. Dün sabaha karşı kaybettik Milli hakem Rıza Saraç hocamızı, ikindi namazına müteakip de defnettik. 
*** 
Uzun lafın, kısası.
Gidince değer bilen çok çıkar, ancak.
Bilinse ne olur ?
Ne fark eder ?
Geçmiş olsun.
Ancak.
Arkadan laf söz edilmemesi en büyük velinimettir.
Güzel kelimeler, kula, bireye, insana
Yakışır, gidince de.
Allah gani gani rahmet eylesin, mekânın cennet olsun.
Güzel hocam, canım hocam, sevgili hocam.
Denizli Güney'den Rıza hocam.
Nurlar, ışıklar içinde kal.
Cennetlik adam...

www.haberhürriyeti.com / Metin AYDINOĞLU / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Metin Aydınoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

02

Faruk Ukunc - Kardeşim ellerine sağlık meslektaşım hakemlikte kader abimizi çok güzel yorum yapmışsın teşekkür ederim selamlar

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 19 Kasım 16:45
01

Nevzat Demir - Allah rahmet eylesin mekanın cennet olsun güzel insan....

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 19 Kasım 13:27


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2022’nin en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?
Tüm anketler