Cumhuriyet...

Cumhuriyet kurulana kadar, Osmanlı İmparatorluğu -geriye ne kaldıysa yani!- İslam ağırlıklıydı...

İmparator aynı zamanda halifeydi, şeriat kanunları geçerliydi, medreselerde din eğitimi verilirdi, bilim adamı değil, molla yetiştirilirdi, Müslüman halk ile gayrimüslimler ayrı hak ve kanunlara tabiydi, İstanbul Türklerin değil, İslam'ın başkentiydi vesaire...

İmparatorluktaki Hıristiyan unsurların tek tek ayrılmasından ve üstüne üstlük 'kavm-i necip' Arapların da isyanından sonra, şartlar zorlanarak bir ulus-devlet inşasına girişildi...

Cumhuriyet, bu zorunluğun farkında olan kurucu kadroların 'halka rağmen' oluşturdukları bir yapıydı...

Doğal olarak, hemen kendi halkınıyaratmaya soyundu. Ve yine doğal olarak, din unsuru geri plana itildi, milliyetçilik öne çıkarıldı ve bir ümmetten bir ulus inşasına çalışıldı...

Bir ölçüde başarıldı. Ama halkın büyük çoğunluğu için hâlâ Müslüman olmak, Türk olmaktan çok daha önde gelen bir kimlik, bir kabul, bir tanımdı...

Türk olmanın ne manaya geldiği dahi bilinmiyordu. Herkes Müslümandı ve buna göre şartlanmıştı...

Ayrıca, vatandaş olmanın anlamı da bilinmiyor ve anlaşılamıyordu. Sırasıyla; Allah'ın, peygamberin ve padişahın kullarıydı onlar...

Hep direndiler. Kimi zaman içten içe, kimi zaman açıktan...

Ve hep çoğunluk oldular. Cumhuriyet çocukları -kimi zaman oldukça yaklaşsalar da!- hiçbir zaman çoğunluğu ele geçiremediler...

İçte ve dışta, birçoğunun da işine geldi bu durum. Çünkü, kulları yönetmek, vatandaşları yönetmekten çok daha kolay ve kârlıydı...

Tabii, kontrolün hep elde tutulması (devlet/bürokrasi/ordu!) kaydıyla...

Gün geldi, şartlar değişti ve kontrol onlara geçince, onyıllar boyunca oluşturulan derme çatma sistem de çöküverdi…

Peki ama, bu işin sonu nereye varacak? Hep birlikte bir ortak gelecek inşa etmek, umutlar beslemek, hayaller kurmak, hedefler oluşturmak imkanı var mıdır hâlâ, kalmış mıdır?..

Bence bugün üzerinde düşünülmesi -ve halledilmesi!- gereken en temel meselelerden biri budur...

Ne yapıp edip, bir ortak zemin, gönüllü bir anlaşma/halleşme noktası bulmak zorundayız…

Yoksa yarın çok geç olabilir…

Tam da yüzüncü yıla girerken!..

Ve yeri gelmişken;

Evet, -geçmişte ve bugün!- Cumhuriyet aydınlarının büyük çoğunluğu Batılı değerlerle kodlanmıştır...

Ancak, bu, bir aydının illa 'Batıcı' olmasını gerektirmez...

Aksine, gerçek bir aydının ‘kültürlerarası’ farkı görüp, enine boyuna değerlendirmesi ve kendi özgür/özgün yolunu bulması gerekir...

Aynen dindar bir insanın illa bir 'dinci' olması gerekmediği, hatta onun bizzat dinciliğe karşı durma sorumluluğu gibi...

Murat Hiçyılmaz / [email protected] yahoo.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2022’nin en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?