"Köpeği Isıran Adamın Peşinde" iken... Yaşıyormuş Meğer Üstat

Tanıdığım dört gazeteci Nedim var, gazeteci. Nedim Demirağ, Nedim Bubik, Nedim Atilla, Nedim Gürsel. Nedim Demirağ ağabeyim Hürriyet'in en büyüğü idi, çok iyiliğini gördük Allah rahmet eylesin. Nedim Atilla, sosyal projelerde var, bir de bu kütüphane olayına el atsa. Nedim Gürsel, kitaplarından bıraksa. Nedim Bubik, Hürriyet Haber Ajansı Büro Müdürü, haberlerin efendisi.


Öncelikle, üstadım Yalçın Pekşen'den özür dilerim.
Meğer yaşıyormuş, Allah sağlıklı ömür versin.
Hay benim aklıma.
Nasıl kaldıysa.
Son anda yırttım.
İyi ki asparagas ötesi, uydurma, gerçek dışı bir yazı olacaktı, ucuz atlattım.
Zaten Yalçın ağabeyimi, araştırmadan yazsam.
Olmaz ya, olsaydı.
İbrahim Irmak ustam, yakalardı.
Yazılarını, haberlerini, röportajlarını bilirdim, okudum.
Kitaplarının da çoğunu yaladım, yuttum.
Para vererek kitap aldığım dönemlerdi.
Sonra kitaplarını bulamaz oldum, raflarda göremedim.
Ya az basıldı ya da tükendi.
İbrahim Irmak ustamın gözü gibi baktığı Çağlayan Irmak Kütüphanesi'nde karşılaştım.

Bir baktım masanın üstünde kitaplar, yeni gelmiş.
Sağ olsunlar evlerindeki kitaplarını getirmişler, en büyük iyilik, hayır.
Hem de bu zamanda.
Olmuş kitap 95 TL.
Küçücük lahmacun, ayran 55 TL ise, olacak o kadar.
Artık kitaplara para vermem, veremem.
Verdiklerime sayılsın.
Bu okumayı bırakacağım anlamına gelmez ki.
Okumaya devam, durmak yok.
Okumazsam, hiçbirini yazamazdım.
İbrahim Irmak ustam 'Nedim abin verdi bu kitapları'.
'Hangi Nedim ağabey' diye sormadım, gerek yok.
Nedim Bubik'tir.
Gönderen gazetecidir mutlaka.
Diye düşündüm şartlanmışlıkla.
Önyargının en güzeli.
Öyle ya.
Öğretmen, gazeteci, avukat, mühendis getirenler.
Okuyanlar evhanımı, öğrenci, işçi, bu böyle.
Tanıdığım dört gazeteci Nedim var, gazeteci.
Nedim Demirağ, Nedim Bubik, Nedim Atilla, Nedim Gürsel.
Nedim Demirağ ağabeyim Hürriyet'in en büyüğü idi, çok iyiliğini gördük Allah rahmet eylesin.
Nedim Atilla, sosyal projelerde var, bir de bu kütüphane olayına el atsa.
Nedim Gürsel, kitaplarından bıraksa.

Nedim Bubik, önce Hürriyet Haber Ajansı İzmir Büro Müdürü, sonra Yazıişleri Müdürü, haberlerin efendisi yani.
Şimdi emekli, yazmadan duramıyor Hürriyet'te.
Kitaplarının içinde birini gördüm, gözlerim fal taşı gibi açıldı.

'Köpeği ısıran adamın peşinde - Yalçın Pekşen, Cep Anlatı Cep Kitapları 1989'.
Okudum hem de tam zamanında ama.
Geçmiş aradan 33 yıl.
Tazelemek de fayda var.
Baktım Yalçın Pekşen serisi.
''Nur Peygamber'in seyir defteri'' ile ''Suya Sabuna Dokunarak'' da yan yana, kuzu gibi yatıyor.
Kalem erbabı gazeteci Mustafa Mutlu'nun 'Sonra hayat yeniden başlar' kitabı var, o da cepte.
Biraz görgüsüzlük, görmemiş gibi oldum ama.
Söz okuduktan sonra, her zaman olduğu gibi.
Yerine koyacağım.
Herkes okusun diye.
Kaleminize, yüreğinize sağlık, ömrünüze bereket sevgili Yalçın Pekşen, duayenim, avukatım.
Teşekkürler Nedim Bubik müdürüm, düşünen beyniniz, taşıyan ayaklarınız, elleriniz dert görmesin.
Bana hem yazma hem de okuma fırsatı veren, tanıyan.
Güzel insan, ustam, başımın tacı İbrahim Irmak ağabeyime de yıllardır kütüphane için verdiği emek, katkı, çaba için minnettarım.
Sadece ben değil çocuklar, gençler de yararlanıyor.
Tam bir hizmet.
Okumak güzeldir.
Okutmak, vesile olmak, destek olmak, yardımcı olmak.
Daha da güzel.
'İnsanlar yaşarken anılmalıdır' gibi bir üsluba döndü, olay ama.
Okumak kadar yazmak güzeldir.
Haddim olmayarak gasteci değil gazeteci Yalçın Pekşen'i yazayım dedim.
Hayat bu.
İyi olmuş mu ?
Becerebilmişim mi ?
Tuz artık zararlı olarak kabul edilse de.
Amiyane tabirle.
'Çorbada tuzum olduysa' ne mutlu bana.
Yazma adına okutma adına okuma adına...

YALÇIN PEKŞEN'İ TANIYALIM...

Yalçın Pekşen-Fatih Güllaoğlu
Münire Nimet Pekşen ile Hüseyin Murat Pekşen’in evladı. 1940 İzmir doğumlu. Darüşşafaka Lisesi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.  1966'da (doğduğum yıl) Cumhuriyet Gazetesi'nde başladı. Bir süre spor muhabirliği yaptıktan sonra, muhabir, röportaj ve köşe yazarı olarak çalışmalarına devam etti. Nokta Dergisi'nin genel yayın yönetmenliğini üstlenmiştir. Daha sonra sırası ile Milliyet, Güneş, Hürriyet ve Akşam gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nden mizah, röportaj ve köşe yazısı dallarında ödüller aldı. Eserlerinden bazıları;  Suya Sabuna Dokunarak (2 cilt, 1980), Nuh Peygamberin Seyir Defteri (mizah hikâyeleri, 1985), Dilin Kemiği Yok (konuşmalar, 1986), Nevşehir’den New York’a (gezi yazıları, 1986), Ye Kürküm Ye (1988), Köpeği Isıran Adamın Peşinde (1989). Oğuz Aral’ın Mizah Yolcuları adlı programına konuk olarak katılan Pekşen, lisede yıl sonundaki komedi müsameresinde başrol oynayarak tiyatroya yöneldiğini, İstanbul Konservatuarı'nın giriş sınavında gülmesi istenip de gülemediği için oyuncu olamadığını ve gülemediği için güldürmeye karar verdiğini, orada gülebilseydi yaşamının çok farklı olacağına inandığını anlatmıştır (Aral: 1995).  1961’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmiştir. Fakültenin ikinci sınıfında okula ara vererek çalışmak için Almanya’ya gitmiş, 1964 yılında yurda dönerek askerlik hizmetinden sonra fakülteden mezun olmuştur (1964). 1966’da Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başlamış, köşe yazarlığı, çevirmenlik, muhabirlik ve spor yazarlığı yapmıştır. Hürriyet, Sabah, Milliyet, Güneş, Nokta ve Akşam gazetelerinde yazmıştır. Nokta dergisinde bir süre genel yayın yönetmenliğini üstlenmiştir.  Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden üç kez gülmece (1975, 1976, 1981) dalında iki kez de röportaj (1977, 1984) dalında Yılın Gazetecisi ödülünü almıştır (Işık, 2006: 2987; Yalçın, 2010: 855-856). Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından 2014'te Burhan Felek Ödülü'ne layık görülmüştür.
Eserlerinde güncelin mizahi yanını ortaya çıkarmaya çalışan Pekşen, sıradan bir olayda bile mizahi bir unsur yakalayacak kadar kuvvetli olan gözlem gücünün de etkisiyle başarılı mizah öyküleri yazmıştır. İroni yoluyla oluşturduğu mizah öykülerinde ülkemizdeki olumsuzlukları, çarpıklıkları, haksızlıkları, bencil insanları anlatmıştır. Yazar, gazeteci olarak köşesinde yazdığı haberleri ve güncel olayları da mizahla yoğurmuştur.  Pekşen, Ergin Koparan’ın kendisiyle yaptığı söyleşide mizah hakkındaki düşüncelerini şöyle açıklamıştır: “Mizah güçsüzün güçlüye başkaldırmasıdır bir yerde. Bunu ekonomik, politik yollarla yapamayınca-bu yollar kapalıysa- alay ederek yapmaya çalışıyor. Alay etmek de bir başkaldırmadır çünkü. Çok rahat bir konumda yaşayan bir kişinin mizaha yönelmesi hemen hemen görülmemiştir… Mizah bir yazı türü değil, bir düşünme şeklidir. Düşünceleriniz eğer çelişkileri yakalayacak şekilde gelişmemişse, kendinizi ne kadar zorlarsanız zorlayın, yazdığınız yazı mizah olmaz…” (Koparan, 1987: 28). Yalçın Pekşen, 1980-1990 yılları arasında edebî şahsiyetlerle, politikacılarla, iş adamlarıyla, sanatçılarla yaptığı röportajlarını toplayarak kitap olarak yayımlamıştır. Yazarın kimsenin sormaya cesaret edemeyeceği soruları sorması, söyleşilerini gazeteci kimliğiyle mizahı birleştirerek oluşturması, diğer gazetecilerden farklı ve ses getiren işlere imza atmasını sağlamıştır.  Evli ve bir çocuk babası olan Pekşen, İstanbul’da yaşamaktadır.


www.haberhürriyeti.com / Metin AYDINOĞLU / [email protected]



# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Metin Aydınoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2022’nin en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?