On Yedi Eylül

1961'de Eylül'ün 17'sinde bir başbakan asıldı.

Bir gün önce, intihara kalkışarak kendisi ölmek istemişti.

Dilinin altında günlerdir biriktirdiği hapların hepsi, o gün bir anda yuttu.

Midesi temizlenip ancak bir gün sonra kendine geldiğinde, hazin sona giden yolculuğu daha yeni başlamıştı.

Biraz sonrasında, üzerine kefen giydirilip elleri arkadan bağlanınca, koluna giren iki zabitin onu nereye götürdüğünü anladı.

Artık metanet zamanıydı. Mahkeme süresince belli edemediği için en yakınları tarafından eleştirildiği o sağlam duruşu şimdi göstermeliydi.

Birazdan her şey zaten sona erecekti.

Onu alıkoyanların hakaretleri, alaycı bakışları, bağrışmaları, yuhalamaları.!

Ama içinde kor gibi bir acı vardı. Hiç mi sevilmemişti?

Daha bir sene önce çeşitli mitinglerde halkın tezahüratı, alkışları, sevgi gösterileri yalan mıydı?

Sahi o halk şimdi nerede idi? Hiç değilse, bu memleket için bir şeyler yapmıştı.

Görmemişler miydi?

Bunu, son zamanlarında muhalefetin "hücumları" karşısında radyo konuşmalarında ve mitinglerde çok söylemeye başlamıştı.

Eski yazıyla birkaç satır yazdı ve bıraktı.

Şöyle başlıyordu veda mektubu:

"Kimseye dargın değilim".

"Yine de merhametim sizinledir" diye bitiyordu mektup.

Sonra...

Boynuna yağlı ilmek geçirildi.

Bu esnada geriye doğru taranmış saçları hafif dağıldı.

Gözlerini kapadı. Dudaklarında, dualar mırıldandı.

Menderes’in son sözleri;

“Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda, devletime ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum…” oldu.

Adnan Menderes'e idam sehpasında son arzusu soruldu.

Menderes, “Şerefle yaşadığımın ve suçsuz olduğumun bilinmesidir” diye cevap verdi.

Son sözü “Vatan sağ olsun” du.

Menderes’in altındaki tabure çekildiğinde, saatler 13.30’u gösteriyordu.

" Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını ihlalden maznun, Ethem’den olma Tevhide’den doğma 1899 doğumlu Adnan Menderes’in Yüksek Adalet Divanı’ndaki muhakemesi sonunda verilen 15 Eylül 1961 tarih, E.1960/1 sayılı kararla, TCK 146/1 maddesine göre ölüm cezasına çarptırılmasına karar verilmiştir."

Yaftanın altında Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol’un ve sekiz üyenin imzaları vardı. Fatin Rüştü Zorlu’nun ve Hasan Polatkan’ın ölüm fermanındaki imzalar da aynıydı.

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını ihlalden maznun” deniyordu suç olarak.

15 Eylül 1961: Yassıada Mahkemesi, kapatılan DP'nin 15 üyesi hakkında ölüm, 32 üyesi hakkında müebbet hapis cezası verildiğini açıkladı.

16 Eylül 1961: Yassıada Yargılamaları neticesinde idama mahkûm edilen Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın cezaları infaz edildi.

17 Eylül 1961: Adnan Menderes idam edildi.

Milli Birlik Komitesi, 65 yaşını aşan Celâl Bayar ile idam kararları çoğunlukla alınan öteki hükümlülerin cezalarını müebbet hapse çevirdi.

Peki 27 Mayıs darbesini yapanlar, Cumhurbaşkanı ve Başbakanı tutuklayıp yargılayanlar, idama mahkum edenler, hatta Başbakanı ve iki bakanı idam edenler, ‘Anayasa’yı ihlal suçu’nu işlemedi mi?

38 askerden oluşan Milli Birlik Komitesi, 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri darbeyi gerçekleştirmelerinden, 15 Ekim 1961 tarihine kadar ülkeyi yönetmiş; bu süre zarfında adeta bir hukuk katliamı gerçekleştirmişti.

Dönemin başbakanı Adnan Menderes’in, herşeyden habersizce, Kütahya yolunda tutuklanmasıyla hukukun ayaklar altına alındığı süreç başlamış oldu.

O dönem yürürlükte olan, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 104. maddesinde; tutuklamanın ancak “suçluluğu hakkında kuvvetli şüphe bulunan kişilerin, kaçma şüphesi uyandıracak vakıalar bulunması yahut delillerin yok edilmesi, değiştirilmesi, gizlenmesi, şeriklerin uydurma beyana veya tanıkların yalan tanıklığa veya tanıklıktan kaçmaya sevk edildiğini, bilirkişilerin etki altına alınmasına çalışıldığını gösteren hal ve davranışların bulunması halinde gerçekleştirilebileceği” hüküm altına alınmıştı. Üstelik, aynı kanunun 105. maddesine göre, “sanığın tutuklanmasına ancak hakim karar verir”di.

1924 Anayasası’nın 17. maddesine göre , “Seçiminden gerek önce ve gerek sonra üstüne suç atılan bir milletvekili Kamutay’ın kararı olmadıkça sanık olarak sorgulanamaz, tutulamaz ve yargılanamaz. Cinayetten suçüstü yakalanma hali bu hükmün dışındadır. Ancak bu halde yetkili makam bunu hemen Meclise bildirmek ödevindedir. Seçiminden önce veya sonra bir milletvekili hakkında verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi milletvekilliği süresinin sonuna bırakılır. Milletvekilliği süresi içinde zamanaşımı yürümez” di.

1924 Anayasası’nın 61. maddesine göre ise, “Bakanları, Danıştay ve Yargıtay başkanları ve üyelerini ve Cumhuriyet Başsavcısını görevlerinden doğacak işlerden dolayı yargılamak için Yüce Divan kurulur” du.

Başbakan Adnan Menderes’in, Meclis kararı olmadan sanık olarak sorgulanması veya tutuklanması mümkün olmadığı halde; bir gecede halkın iradesine el konulmuş ve Meclis’in tüm yetkileri askıya alınarak, tüm yetki Milli Birlik Komitesi’nde toplanmıştı.

Oysa Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Meclis’in millet nezdindeki önemine ithafen: “Millet ve memleket adına ve hesabına tek başvurulacak yer burasıdır; yani Yüksek Meclisinizdir. Bu yasal hakkı, bu milli hakkı, bu doğal hakkı hiçbir sebep ve bahane ile ve hiçbir düşünce ile, hiçbir kimseye ve hiçbir kurula terk edemeyiz.” açıklamasını, bu yaşananlardan sadece 39 yıl önce, sanki geleceği öngörerek yapmıştı.

Başbakan Adnan Menderes’in Meclis ve ardından hakim kararı olmadan tutuklanması ile başlayan korkunç süreç; Yüce Divan’dan yetki gasp edilerek, meşru bir mahkemeymişçesine yargılamalar yapan Yüksek Adalet Divanı’nda verilen idam kararlarıyla son buldu.

Anayasa’da güvence altına alınan, temel hak ve özgürlüklerden en önemli hak olan “yaşama hakkı”; hukuk çerçevesinde uygulanabilecek yasal yaptırımlar olmasına rağmen, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın elinden alındı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ve hatta Türk Hukuk tarihinde on yedi eylül günü kara bir leke olarak kaldı.

Av. Çiler Nazife Koşar / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Çiler Nazife KOŞAR - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2022’nin en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?