ONLAR’dan biri

Onlar ki toprakta karınca,

suda balık,

havada kuş kadar

çokturlar;

korkak,

cesur,

câhil,

hakîm

ve çocukturlar

ve kahreden

yaratan ki onlardır,

destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.”

***

Nazım Hikmet Kuva-i Milli Destanı’nın girişinde kullandı bu mısraları.

Çünkü o destanda rütbeli kumandanlara değil, sıradan isimsiz kahramanlara yer vermişti.

Ulusal Kurtulaş Savaşı’nda o isimsiz kahramanlar o kadar çoktu ki, Nazım’ın destanında hepsi yer alamadı.

Örneğin o isimsiz kahramanlardan biri Afyonlu Ahmet Çavuş’tu.

Tarih 2 Eylül 1922’ydi.

Yer Uşak Murat Dağı.

Günlerden Cumartesi.

Saat 22.30.

Düşman darmadağın olmuş,  İzmir’e doğru kaçıyordu.

Yunan Orduları Başkumandanı General Nikolaos Trikopis de henüz yakalanmamıştı.

Gecenin ilerleyen saatleriydi.

Başkumandan Mustafa Kemal komutanlarını toplayıp, Trikopis’in yakalanması emrini verdi.

Tabur Komutanı Fuat Bey hemen Ahmet Çavuş’u çağırdı yanına.

Ve emri verdi.

Bak Ahmet Çavuş” dedi, “bu keşif diğerleri gibi değil. Biliyorsun düşmanı bozduk. Her tepenin ardından, kaçan düşman çıkabilir. Çıkan, düşman komutanı ve efradı, yani karargâhı olabilir. Sakın ha. Çavuşum falan deme. Alay komutanı olduğunu ve etrafınızı çevirdim. Teslim olmazsanız imha edeceğim diyeceksin” 

Gerisini Ahmet Çavuş kendisi anlatsın.

Keşif için üç kişi dağa tırmanmağa başladık. 

Yanımda saatli, tetikli, fitilli olmak üzere 11 bomba vardı. 

Arkamızdan da kırk kişi yollayacaklardı. 

Alaca karanlıkta tepenin bir boyun noktasına vardığımız zaman, 5 - 10 zabitin oturduklarını gördüm. 

Derhal bombalardan birisini yakalayıp davranmayın, teslim olun, diye haykırdım. 

Hepsi, ellerini kaldırdılar. Arkadaşlarım da yanıma gelmişlerdi. Ben önümüzde duran bir zabitin atını yularından yakalayarak çektim. 

Sordular: Ne kadar kuvvetiniz var? dediler.

Üç ordu, dedim. Tamamen muhasara altındasınız. Ya teslim olacaksınız, ya sizi gurup ateşine vereceğiz.

Hangi kıtaya kumanda ediyorsun? dediler.

Alay kumandanıyım, dedim. Rütbemi sordular?

Başçavuş dediğim zaman hepsi hayret içerisinde kalmışlardı. Hayretlerini gidermek için devam ettim:

Bizde onbaşıdan fırka kumandanı bile var, dedim. Onlara, torbalarımızdan peksimet çıkararak verdik. Onlar da bize, bol bol sigara ikram ettiler. 

Ceplerimizi doldurduk. Biz onları böylece esir aldıktan epey sonra Kaymakam Hüseyin Hüsnü Bey’le tabur kumandanımız Fuat Bey geldiler. 

Hüseyin Hüsnü Bey, esir zabitlerin içerisinden birisini, eliyle işaret ederek bana sordu:

Bu zabitin kim olduğunu biliyor musun? 

Ne bileyim, dedim. Elin düşmanı.   Babamın oğlu değil ya!. 

Fuat Bey’in gözleri faltaşı gibi açılmıştı:

-Trikopis, Trikopis, diye haykırdı. Yunan Başkumandanı. 

Trikopis’i Uşak’a kadar getirdik. Orada bana bir İstiklâl Madalyası yazdılar. 

Trikopis’in esvaplarını da bana hediye ettiler. Geçen seneye kadar bu esvapları giyerdim. Şimdi bunlar azıcık eskidi. Sokağa pek gelmiyor. Evde saklıyorum.”

Yunan Orduları Başkomutanı General Nikolaos Trikopis’in teslim alınması savaşın sonu, Anadolu’nun işgalden kurtuluşuydu.

Ve bu zaferde en büyük imzası olanlardan biri de isimsiz Ahmet Çavuş’tu.

Ahmet Çavuş kurtuluştan sonra Ünlü soyadını aldı.

Afyon Hapishanesi’nde İnfaz ve Koruma Başmemurluğu görevini yaptı.

Yıllar sonra yaşlandığı gerekçesiyle işine son verildi.

Aç kalmamak için vilayet kavşağında nokta bekçiliği yapmak zorunda kaldı.

Istiklal madalyası vardı ama parası yoktu.

Ahmet Çavuş 18 Mayıs 1956’da ölünceye kadar çalışmayı

sürdürdü. 

Hayatı hep yokluk içinde geçti. 

Son anında dahi bekçilik yaparak evine ekmek götürdü.

Yıllar sonra  Trikopis’in esir alındığı yerde bir anıt dikildi.

Şöyle yazıldı anıtta.

Ey Türk Evladı!

Burası 2 Eylül 1922 Cumartesi saat 22.30’da Yunan Orduları Başkomutanı General Trikopis ile mahiyetinin muzaffer Türk Ordularının 5. Kafkas Tümen Komutanı Kurmay Albay (Daday’lı) Halit Akmansu tarafından teslim alındığı yerdir.”

Bir Afrika atasözüydü.

"Ormanın tarihini aslanlar yazmadığı sürece avcıların hikayelerine inanmak zorunda kalırız."

Neyse,sözü yine Nazım Hikmet’in Kuvai Milli’deki  mısralarıyla bitirelim.

bir şafak vakti karanlığın kenarından

onlar ağır ellerini toprağa basıp

doğruldukları zaman.

En bilgin aynalara 

en renkli şekilleri aksettiren onlardır.

Asırda onlar yendi, onlar yenildi.

Çok söz edildi onlara dair

ve onlar için:

zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,

denildi..”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sedat Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?