30 Ağustos Benim Bayramım!..

Evet, farkındayım; 30 Ağustos’u (ve 23 Nisan’ı, 19 Mayıs’ı, 29 Ekim’i!) kutlamayı neredeyse düşmanlık derecesinde reddeden laiklik, demokrasi, modernite karşıtlarının yanı sıra, birçok konuda benzer dünya görüşlerini paylaşsak da, bu günleri kutlamayı 'duruşlarına' uygun bulmayan, eleştiren ya da şöyle yarım ağızla geçiştiriveren bir kesim de var...

Haklılar mı peki?..

Onlar öyle görüyor, öyle düşünüyorsa söyleyecek bir şey yok, haklılardır kendilerince...

Kutlayanların da kutlamak için haklı gerekçeleri olduğunu -onlar öyle düşünmese bile!- kabul ettikleri müddetçe tabii...

Herkes fikrini söyler, diğerlerinin fikri üzerine yorum yapar, tartışılır ve sonuçta hepimizin görüş ufukları biraz daha açılır...

Bu konuda benim (laik, aydınlanmacı, eşitlikçi, barışçı, çevreci ve paylaşımcı bir insan olmaya çalışarak!) durduğum nokta şudur:

Elbette birçok hatalar, yanlışlıklar yapılmıştır. Olmaması mümkün mü? 'Zamanın ruhu'nun ötesinde, bütün dünyanın birbirine girdiği, kimin hangi hesapların peşinde koştuğunun anlaşılamadığı, can pazarının yaşandığı belirsiz, toz duman içinde bir dönemden bahsediyoruz. Gizlemek, üstünü örtmeye çalışmak hem yanlış, hem de mantıksız; yaşanmış olayları -ve bugün bize ulaşan sonuçlarıyla birlikte!- doğru, gerçek, tarafsız, soğukkanlı, bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirmek gerekmektedir elbette, en azından bugün ve gelecekte aynı hataları yapmamak ve aynı tuzaklara düşmemek adına...

Ama ne yazık ki, istisnasız her ulus/ülke/devlet kendine kendince bir tarih inşa ediyor (etmeye çalışıyor!) elinden geldiğince, gücü yettiğince. Ve görünen o ki; arada sınırlar (çıkar, egemenlik bölgeleri!) varolduğu müddetçe, bu böyle devam edecek...

Kutlamak, kutlamamak meselesine gelince...

Ben kendime şu soruyu soruyorum öncelikle:

Atatürk ve arkadaşları verdikleri karar doğrultusunda sonuçta başarıya ulaşan bir kurtuluş hareketi başlatmasalardı ya da başlattıkları hareket başarıya ulaşmasaydı eğer, sonrasında neler olacağına, neler yaşanacağına dair hepimiz -tarihi veriler doğrultusunda!- kafamızda bazı senaryolar oluşturabiliriz herhalde. Peki, o -olası!- senaryolar mı benim tercihimdir, yoksa Atatürk'ün Samsun'a çıkarak başlattığı ve 30 Ağustos zaferiyle taçlandırdığı süreç mi?..

Benim -kişisel- yanıtım; kesinlikle ikinci şık!..

Ve işte, tam da bu yüzden, 30 Ağustos (23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim!) ‘ama’sız, ‘fakat’sız benim bayramımdır...

(Ve ayrıca, yine tam da bu yüzden, o günden bugüne gelinen noktada, tüm artıların da ve eksilerin de, bizden önceki nesillerin ve bizim tabii... hepimizin... ama az, ama çok payı, katkısı, sorumluluğu vardır mutlaka!)

Böyle düşünüyorum...

30 Ağustos Zafer Bayramı hepimize kutlu olsun!..

(Haa, eğer gelecekte tüm sınırlar kalkar, bir taraf refah içinde yüzerken, diğer taraftakiler açlıktan ölmezse... tüm kaynaklar eşit paylaşılır, herkes dünyanın istediği yerinde istediği gibi bir hayat kurma hak ve özgürlüğüne kavuşursa... kimse için 'insan' olmanın ötesinde başka hiçbir kimlik tanımına gerek kalmazsa... o zaman böylesi 'milli' bayramlar da tarih kitaplarında birer anı olarak kalacaktır sanırım!)

Murat Hiçyılmaz / [email protected] yahoo.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?