Saçma Yazı...

Olması gereken, olacak olandır...

Olacak olan ise, olması gereken!..

'Neden böyle oldu?' sorusu, olacak olan olduktan sonra, o günü değil, sadece geleceği ilgilendiren (tarihi anlamda, bir de ders anlamında belki!) bir sorudur...

Oldu, çünkü bizler karşımıza çıkan tüm seçenekler arasından birini seçerek sürekli, adım adım vardık o noktaya...

Sadece tek bir farklı seçim yapsaydık geldiğimiz o yolda; yıllar önce bir gün işe giderken bir arkadaşımıza rastlasaydık mesela (ya da rastlamasaydık!), okuduğumuz bir kitap yerine bir başkasını okusaydık (ya da hiç okumasaydık!), veyahut herhangi bir gün kapıdan on dakika geç veya erken çıksaydık sadece, belki farkedilmeyecek kadar az, belki de tümden değişecekti hayatımız...

Kimse kendisi için kötü olanı istemez elbette, her seçimimizi en doğrusu olduğuna inandığımız için yaptık hep...

Ve şimdi, buradayız...

Ve aynen bizler gibi, başkaları da başka seçimler yaptı an be an... Ve onlar da o seçimlerin kendilerini getirdiği noktadalar şimdi...

Eee, hepimiz en doğru seçimi yaptıysak -yapmaya çalıştıysak yani!- kendimiz adına, neden çok çok farklı noktalardayız peki?..

Bazılarımız diğerlerine göre çok daha akıllı, bilgili, bilinçli, öngörülü, sezgileri güçlü vs olduğu için mi?..

Zeki, bilgili, donanımlı olmak büyük bir artı tabii, ancak tek başına yetmediği de apaçık ortada...

Söylesenize, neden?..

Tesadüf mü?..

Bu kadar basit bir açıklaması olabilir mi her şeyin?..

Hatta, saçmalık derecesinde basit!..

Tesadüfler sonucu bugün bu şartlara haiz bir evren oluşuyor, o evrende tesadüfler sonucu oluşan bir galaksinin kenarında köşesinde tesadüfler sonucu oluşan bir yıldız sisteminin üçüncü gezegeninde sayısız tesadüfler sonucu bir canlı yaşam formu ortaya çıkıyor ve yine bir sürü tesadüfler sonucu bizlere, farkındalığının farkında olan bir türe kadar evriliyor ve o türün ortaya çıkmasından milyonlarca yıl sonra, sıradan bir üyesi tesadüfler sonucu oturup bu satırları yazıyor şimdi (ve bir başkası da okuyor!)...

Hımmm...

Acaba diyorum; makul, mantıklı (!?) bir başka açıklaması daha var mıdır tüm bu saçmalıkların?..

Olabilir mi?..

Ne dersiniz?..

Murat Hiçyılmaz / [email protected] yahoo.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

09

Abdurrahim Çokgüngör - “Olabilir mi?” diye sordunuz. Tabi olur hem de bal gibi olur, kalplerimiz yolları bulur. Yeter ki isteyelim. Bilir misiniz, insan mahiyet itibariyle kainatın çekirdeği hükmündedir. O çekirdeğin çekirdeği de kalptir. O kalp yürek değil Rabbani bir latifedir. (Ki insandaki latife sayısı Ruhla birlikte 10 kadardır) Bütün güzelliklere, kemalata yani olgunluklara özlem duyar yani müştaktır kalp. Öyle ki o bu dünyaya razı değil ebediyet arzusu içindedir. Kalp aynı zamanda ilhamın da mahallidir. Kalp bir kumandan gibi hislerini ve fikirlerini vicdan ve akıl veriyor. Vicdan insanın fıtratı yani yaratılışı ifade eder. Alem/i gayb ve şahadetin kesişme noktasıdır. Daima yüzü doğrulara dönüktür. Kalbin hissiyatının yansıdığı yerdir vicdan. Aklın nuru da kalptir. Kalp göklere, uzaya çıkmak isterse hemen hayale biner. Hayal aklın bir hizmetçisi ve hazinesi hükmünde. Kalpten gelen kuvvet ve ışığı alan akıl yetişemediği yerlere hayal ile uçar. Bütün mesele kalbin imanın makamı olarak temiz ve saf fikirleri akla vermesidir. İşte bizim hikayemiz de burada başlar. Akıl bozulmamış kalbin sinyallerin alınca doğruları arar. Yansıyan düşünceleri araştırır. Kainat çapında bir doğruyu hakikati bulamak için bir anahtar yeterli olur. Kalb ve aklın yani iman ile delilin imtizaç etmesi ile hakikat tecelli eder. Kalbin günah ve hatalarla karardığında aklın ne dereceye kadar doğruyu bulacağı şüphelidir. Bu ön bilgiden sonra esasa gelelim.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 24 Ağustos 16:26
08

Abdurrahim Çokgüngör - 2- Şimdi bakalım bu kainat ve içindekiler tesadüfün mü yoksa üstün bir irade ve kudretin sahibi sanatkarın eseri mi? İnsanın kendisinden bakalım. Meşhur sözdür “Nefisini bilen Rabbini bilir.” Burada insan İlahi isimlerin bir nevi fihristesi olduğundan yani kendisine tanınan sınırlı kudretine bakarak Yaradan’ın sonsuz kudretin bilir. Ve bir şeyin vücuda getirilmesi ancak ve ancak bir irade ve kudret sahibinin eliyle olacağını ilmen anlar. Bir eserin meydana gelmesi için ne lazım?. İlim, tasarım, irade, kudret, yaratmak gibi sayısız isim ve sıfat lazım. Ve ortaya çıkacak yaratılmış eserin belli bir kural ve kanunlar dahilinde oluşur. Şimdi kendimizi ele alalım. Biz kimiz? Maymuncuları bir tarafa bırakırsak kutsal kitapların ve 124 bin Nebi ve Resulün haber verdiği gibi Hz. Adem ve Havva’nın çocuklarıyız. Onlardan tevarüs eden yaratılış şifreleri ile oluşuyoruz. Bir insanın hücresinde 46 kromozom var. Her biri 20 bin sayfalık 46 ciltlik dev bir ansiklopediyi dolduracak kadar bilgi depolanmış. Ve bu bilgilerin hangi irade ve ilimle yaratılışla kişiyi oluşturuyor?. Yani kör tesadüf olamaz. Hz. Adem ve Havva’nın biyolojik genlerinde kudret-i İlahi’nin takdiri ile gelecek bütün nesillerin yaratılış haritaları bilgileri yer alıyordu. Ve o genlerdeki bilgiler zamanı ve yeri geldiğinde insan veya kişinin değil İlahi takdirle hayat buluyor. Hem de mucizevi bir şekilde. Biyoloji ve benzeri ilimler bunu doğrularken bu tesadüf olabilir mi?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Ağustos 16:25
07

Abdurrahim Çokgüngör - 3* Bitmedi. İnsan o biyolojik hücredeki bilgiler ışığında kişiye özel suret ve özellikler dahilinde muhteşem bir tasarımla bütün organları ile yaratılıyor. İnsan adete cihazlar, makineler, rafineler, laboratuvarlara sahip bir bedene sahip oluyor. Yani o kainatın küçük bir örneği değil miydi? Ve ana rahminde bu oluşum hiçbir beşeri etki olmazken, işçi melekler kaderin kitab-ı mübinde kayıtlı yaratılış kanunlarına göre şekil ve suret veriliyor, organları oluşturuluyor. Hatta o kişinin hayatta seçeceği meslek ve meşrebine yardımcı kabiliyetler veriliyor. Ve sonra insan dünyaya geliyor. Ki o insan bir manada Rabbani bir mektup olurken avuç ve yüzüne kaderinin çizgileri bile çiziliyor. O bir küçük kainat yani kainatın küçük bir nümunesi olarak evrende ne oluyorsa onda esma-yı İlahi’nin tecellisi ile oluşuyor. Bakalım. Gözünü açınca cismani yani madde alemi yani dünyayı görebilmesi için ışığa duyarlı ve kendi kendine odaklanan bir kamera veriliyor. Buna göz denir. Gözden geçen ışıklar retina tabakasında sinir uçlarına ulaşıyor ve oradan da beyne gidiyor görüntüler. Peki beyin nedir? Güçlü bir bilgisayar. Ve ondaki mikro işletmecinin bilgi aktarımını sağlayan 4.5 milyon transistörün işini tek başına yapıyor. Bu sayı beyindeki elektrik alış verişini yapan 10 milyar hücrenin sinir uçları ile karşılaştırıldığında çok zayıf kalıyor. Üstelik bu beyin koku ve tadları da algılıyor. Peki beyindeki bu faaliyet ne içindir? Esas kontrolör olan ruha hizmet ediyor.Daha doğrusu yöneten odur. Beden ruh içindir.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Ağustos 16:25
06

Abdurrahim Çokgüngör - 4*Hücrelere bakalım. Her biri küçük bir fabrika gibidir. Yaşamamız için enerjiyi üretir. Onlarca ara işlemde devreye giren yüzlerce farklı enzim ve sayısız kimyevi reaksiyonlarla besinlerde depolanan enerji hücrelerin işine yarayacak hale getirilir. Yani hücre mini bir fabrika gibidir. Hatta mini bir enerji santralı. Peki bu hücreler enerjiyi üretirken öğrenme kabiliyeti olduğunu öne sürmek elbette akıl dışı değil mi? O bir işçi. Vücutta muhteşem bir iletişim ağı vardır. Mesajlar hücrelerde oluşan hormonlardan oluşur. Hormonlar dolaşım halinde iken organlarda bulunan özel alıcılar sayesinde taşıdıkları mesajlar yerini bulur. Yani her bir hücre küçük bir fabrika olmanın yanında güçlü bir iletişim ağını oluşturur. Tabi bir de bütün bu işlemler sırasında oluşan sanayi artıkları gibi zararlı maddeleri vücuttan atacak arıtacak böbrekler var. Ayrıca kimya laboratuvarı gibi çalışan mideyi ve pankreası unutmayalım. Midedeki sindirim yapısı enzimler ve hangi besinin nasıl sindirilir hale getirildiğini bilmek mucize ile karşılaşmak gibidir. Hele pankreas. Yediniz içtiniz. Bunların sindirimi sırasında gerekli farklı enzimlerce işleme tabi tutulduğunu bilir misiniz? Bunu o bilir ve eksiksiz yapar. Kandaki şeker molekülü sayısını kim ayarlar? O. Bağırsakların mide asitleri tarafından parçalanmasını engelleyen enzim onun üretimi. Uzatmayayım Pankreası gizli bir kimyagerdir. Görevli işçidir, tesadüfün eseri değil

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Ağustos 16:24
05

Abdurrahim Çokgüngör - 5*İnsan küçük bir kainat dedik. O kainatta ne oluyorsa insanda olur. Çünkü insan kainat aynasında tecelli eden esma-yı İlahiye’nin tamamına mazhardır. Yani ayynadır. Hiçbir varlık insandan daha üstün ve kıymetli değildir. Bunu takdir eden kim?. Bütün bu alemler ve kainat insan için yaratılırken insan kimin için yaratıldığı? Sadece Rabbi olan Cenab-ı Allah için. Çünkü insanın çok önemli bir vazifesi ve ubudiyeti vardır. (Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz bunda iman edenler için bir ayet vardır” (29/44) İşte bu her bir ayeti okuyacak olan insandır. O ona verilen yetenek ve kabiliyetlerle bunu yapacak irade ve güce sahiptir. Bilir misiniz insan neden yaratıldı. Topraktan. Yani çamurdan. Su ve toprağın yani elementlerden oluşan bu çamur bir ayette belirtildiği gibi kurutulur. Kur’an’ın deyimi ile çınlayan çamur olarak nitelenen bir madde haline gelir. Ve insan ondan yaratılır. Çınlayan çamurdan yani kuru bir cisimden bir şey yapmak mümkün mü? Evet. O çamurun içinden kurutularak insanlığın asırlar sonra keşfedeceği çipler gibi çipler hazırlanır. Ve çamurun içine konur ve kimyevi reaksiyonlar elektriksel işlemlerle bir hücrenin inşa edilerek onunun da mucizevi bir şeklide bölünüp çoğalarak insan bedeni yaratılır. Yüzde 70’i su geriye kalan ise çeşitli elementlerin oluşturduğu cisimler. Bu bir sanat harikası değil mi? Ve sonra ruh üfülür.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Ağustos 16:24
04

Abdurrahim Çokgüngör - 6*Evet Cenab-ı Allah insan için bu kainatı cisimden yani madden yaratmasının sebebi insanın algılama ve anlaması için. İnsan bu aleme geldiğinde kainatı içindekilerle devamlı yaratılıp insanın önüne sergileniyor. Ona “oku” deniyor. Bu kainat kitabını oku. Bak seni bir hücreden yarttığımız gibi kainatı da bir hücreden iğne başı büyüklüğündeki bir hücreden yarattık. Çünkü Allah ilim sahibi, kudret sahibi, irade sahibi, fatir yani şekil verendir. Bilir misiniz? Hz. Adem-Havva’nın gördüğü cennetteki o ağaç nedir? O ağaç Hz. Adem ile Havva’nın karşılaştığı ağaç ne anlam taşır?. O ağaç insanlığın soy ağacıdır. Dünyaya gelecek bütün insanların soy ağacı. Hz. Havva annemiz anne şefkatiyle çocuklarını görünce onlara kavuşma hissine kapılır. Ve Hz. Adem’e o ağacın meyvasından yemeyi teklif eder. Burada aldatma yoktur. Hz. Adem’e teklif vardır. Cahillerin Hz. Havva annemizi suçlamaları gerçek dışı. Hz. Adem de babalık hissi ile çocuklarına kavuşmak ister. Ama cennette üreme olmadığı için insan dünyaya yani esfel-i safiline indirilir ve insan olmayı ispatlaması istenir. Çünkü ebedi alemde yaşamanın bir niteliği vardır. Ve bu olay 126 milyar yılını doldurmakta olan kainatın sonlarında olur. Çünkü insanlık evrimcilerin akıl yürütmesi ile insan hayatını bir hücreden başlatıp hayvan kılığına sokup sonra onu da evremle insanlaştırması safsatası için milyonlarca yılı akılları ile hesap ederler. Yaratılışı dikkate olmazlar. Oysa insanlığın ömrü Hz. Peygamber ile miadını doldurur. Bir nevi bir fert gibi insanlığın eğitim ve yetiştirilmesi ve medeni hale getirilmesi sonrasında bir de ilimlerine konulan sınır dolunca ebedi hayat için düğmeye basılır.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Ağustos 16:23
03

Abdurrahim Çokgüngör - 7*Evet kıyamet ebedi hayatın başlaması kainatın yenilenmesi ve ebedi aleme göre yeniden düzenlenmesinin ilk ayağıdır. Çünkü ilim ve fikir ve akıl ile insan olduğu için bu kainat kitabının artık seyyahı olacaktır. Esma-yı İlahiye’nin tecellisini anında görecek ve sanatkarını hamd ve sena ile takdir edecektir. Gaybi olarak değil şahit olarak. Orada insanın hayatı için gerekli her şey var. Artık çalışması uğraşması lazım değil. Sayısız nimetlerle ödüllendirilmesi zamanıdır. Bilindiği gibi Big Bang teorisinin insanların sayıca çoğalıp medenileştiği bir zamanda ortaya çıktığında bütün İlahi kitapların ve sayısı 124 bin olarak bildirilen nebi ve resullerin haber verdiği kainatın sonradan yaratıldığı hakikatini gözler önüne seriyor. İnsanla yazıya başladım. Ama bu küçük kainatın bir de büyüğü var. Gökler var. Sayısız galaksi ve yıldızların ve gezegenlerin alemi. Orada bizim gibi ahsen-i takvim üzerine yaratılan varlıkları yok. Adeta makamı sabit hizmetçi veya vazifeli sayısız çeşitte varlıklar vardır. Melekler ve ruhaniler. Bizim gibi cisim veya maddeden yaratılmamış. Esir maddesinden, elektrikten, belki yalnız nötron ve kuantumdan oluşan varlıklar. Onların Arş-ı Ala’dan yeryüzüne inmeleri bizim zamanımızla bin yıldır. Yani bir nevi 126 miyar km uzunluğundaki bir mesafeyi bin yılda alıyorlar. Ama Hz. Peygamber çok kısa bir zamanda arş-ı alaya çıkıtı. Bu nasıl oldu?. Bir İslam bilgini zamanın izafiliğini avam için kol saatlerini zamanı ile izah eder.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Ağustos 16:23
02

Abdurrahim Çokgüngör - 8*Sanayiyi gösteren yakovan bir dakika içinde bütün alemi gezer, diğeri ise günde 12 saatte, bir diğeri ise bir saatte. İşte bunun gibi zaman izafidir. Ve her zamana göre bir ulaşım ve hareketlenme olur. Kur’an’da gün için 1000 yıl, 50 bin yıl, yüzyıl gibi rakamlar verilir. Bu alemler 6 günde yaratıldığı gibi ömrü de 6000 bin olarak bildirilir. Tabi aklı olmayanlar hemen dudak büker, alaycı bir ifade ile bakarlar. Oysa Kur’an’ın muhkem ayetlerinin yanında müteşabih denen ve manası kapalı ayetler vardır. Bunları da ancak ilimde çok ileri giden insanların anlayacağı ayetlerdir. Ki ayette bunlara Rasih sıfatı verilir. Dünya hayatı 6 günde oluşmuş ama bir başka yerde 6 bin rakamı verilir. Bir yerde günün 50 bin yıl olduğu belirtilir. İşte o Rasih ilim sahipleri kainatın ömrünün 126 milyar yıl olabileceği yolunda müteşabih olarak rakam verirler. Ve bu 126 milyar yıl sırf insanın okuyacağı bir kainatın olgunlaşması içindir. Bir ayette insan hayatının ebedi alemde bir göz kırpmak kadar olduğu belirtilir. Bu nasıl olur? Bütün mesele zamanın izafi oluşu ile izah edilir. Sebe Suresi’nde insan ilminin sınırı açıklanmıştır. Ahir zamanın son 500 yılı ilimde ilerlemenin son 3 yüzyıl yılında zirva yapması, önce ses, sonra görüntü ve hareketli görüntü nakli en sonunda da eşya naklinden haber verilir. Bu aşama sondur. Ondan sonra kıyametin zamanı gelir. Ki bu dönemde Tevhid önümüzdeki yıllarda görüleceği üzere cihan çapında kabul ve onay görecektir. İşte ilmin bu kadar geliştiği bir zamanda ne oldu bilir misiniz?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Ağustos 16:22
01

Abdurrahim Çokgüngör - 9*1980’lerin başında bilgisayar gelişirken bir ilmi yazı okudum. Bilgisayarların elektronların hareket hızı ile hazırlandığı ama yakı4n zamanda kuantum bilgisayarların icad edileceği haber verilmişti. Ve bu oldu. Şu anda bir iki ülkede kuantum bilgisayarları kullanılmaya başlandı. Bu ne demek bilir misiniz? Günümüzde en hızlı bilgisayarın 10 bin yılda gerçekleştirdiği işlemler 200 saniye gibi çok kısa zamanda olacak. Yan iinsanlık atom elektron derken en küçük zerre olan kuantuma ulaştı ve kullanmaya hazırlanıyor. Bilir misin? Kuantum dünyasında zaman yoktur. Bildiri ve alım aynı anda olur. Öyle olunca böyle bir ilme ulaşan insanlık eşyayı da bir düğmeye basarak evden büroya oradan da arkadaşının evine gönderir. Ki cennet hayatında insanın bir yere anında gideceği haber verilir. Yani zaman kavramı orada maddenin farklı yapısı sebebiyle her şey ebedi zamana göre ayarlı olur. Şimdi ben sizinle haberleşirken aynı anda 10 bin km uzaklıktaki arkadaşımla hologram sırrıyla bir arada olurken aynı anda Hz. Peygamberin sohbetine katılabileceğim. Çünkü ben bir ahsen-i takvim sırrına sahibim. Siz de öyle. Şimdi bütün mesele yaratılış gayesine göre gaybi olarak Allah’a bilmek-tanımak-iman etmek ve bize armağan ettiği sayısız hediyelerle onu sevmek. Ki yaratılışın gayesi budur. Hiçbir şey tesadüf olamaz. Dinde tesadüf yoktur. Ancak tevafuk durumu vardır. O çok uzun bir mesel. Ben kainat sultanlığına aday olan bir insanım. Sizin gibi. Tesadüfe kurban olmayalım, Ebedi alemde mazi ve istikbalin bir arada olacağı haber verilmiş. Bizi çok ilginç bir alem bekliyor. Yakışır da. Ayrıca her bir yazılan yazıda bir ibret vardır. Ders alınır.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Ağustos 16:22


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?