Perşembenin Öyküsü: BENZERSİZ

BİR TANE

Alman, Fransız, İngiliz, İspanyol, İtalyan ve Türk biyolog ekibi araştırma için kutuplara gider. Zorlu kızaklı yolculuktan sonra üstüne üstlük bir de iglo kurarlar akşama dek.

Girerler içeri. Yorgundur hepsi. “Kaslarımızla kafalarımızı da dinlendirelim der.” Alman. “Herkes üçer fıkra anlatsın. Ben başlıyorum.”. “Afrikalı sığınmacı Nürnberg'te sokakta ilk karşılaştığı kişiye;

- Sevgili Alman, beni ülkene kabul ettiğin ve bana destek, barınma ve sağlık sigortası verdiğin için teşekkür ederim.

Konuşulan kişi şaşırmıştır.

- Ben Alman değilim, Arnavut'um.

Afrikalı yürür ve ilk gördüğüne;

- Güzel Almanya'nızda olmama izin verdiğiniz için teşekkür ederim.

- Yanılıyorsunuz, ben Mısırlıyım.

Yine devam ediyor ve başka birine seslenir:

- Güzel Almanyanız için teşekkürler.

Cevap yine çok benzerdir:

- Ama ben Rumen’im.

Sonra Afrikalı hoş, sevimli, çok yaşlı bayan görür ve sorar;

- Alman mısın?

- Hayır ben Türk’üm.

Alnını kaşıyarak sorar:

- Garip... Almanlar nerede?

Yaşlı bayan gösterir saatini;

- Çalışıyorlar.”.

Bu ikincisi;

İrlandalı, Danimarkalı ve bir Alman barda duruyor. Kapı açılır ve İsa girer.

- Ellerimi koyarak iyileştiriyorum.

İrlandalı hemen;

- İşte tenisçi dirseğim.

İsa elini, koluna koyar.

- Harika acı gitti.

Danimarkalı;

- Boynumda fıtık var. Konuşmasam da ağrıyor.

İsa elini dokundurur boynuna.

- Ağrı geçti!

İsa bakar Alman'a.

- Bana dokunma! Altı hafta hastalık iznindeyim!

Ve sonuncusu;

Bir grup bilim insanı 5 bin yıllık buz adam Ötzi'nin kökeni konusunda kafa yormaktadır…

Avusturyalı:

- Avusturyalı olamaz, beyni bulundu.

İtalyan;

- İtalyan da olamaz, yanında aletleri vardı.

İsviçreli;

- Belki de buzul tarafından ele geçirildiği için İsviçrelidir.

Alman;

- Alman. Çünkü bir tek Almanlar sandaletlerle yüksek dağlara gider.”.

Beyler, Almanya fıkra zenginidir!

Başlar anlatmaya İtalyan;

- Bir İtalyan bisiklete binen Çinli’yi ezer. Çinli hastaneye. Ertesi gün İtalyan ziyarete. Sorar hafifçe eğilip;

- Nasılsın?

Yanıtlar Çinli inleyen sesle;

- Oncin ciava cinin!

Ve hemen ardından ölür.

İtalyan evde eşine anlatır:

- Bana ne söylediğini korkarım bilemeyeceğim.

Üç ay sonra İtalyan, Çin lokantasına gider ve Çinli garsona sorar;

- ‘Oncin ciava cinin’ ne demek?

Şaşkındır garson. Çevirir İtalyanca’ya;

- Oksijen borusunu sıkıyorsun!”.

Şimdi ikincisi…

Bir Fransız, bir Alman ve bir İtalyan, sineklerle dolu bir odada en çok kimin direnebileceğini görmek için yarışır. Fransız girer ve beş dakika sonra çıkar. Sonra Alman girer, on dakika sonra çıkar. İtalyan içeri girer. Yarım saat sonra çıkar. Sorar Fransız;

- Bunu nasıl yaptın?.

İtalyan;

- Birini öldürdüm.

Alman;

- Peki ne oldu?

İtalyan;

- Ve sonra hepsi cenaze için uğraştı.".

Ve üçüncüsü;

Üç kardeş, Amerika'ya yerleşmek ve başarılı olmak için İtalya'daki evlerini terk eder. Daha sonra buluşurlar ve İtalya'daki yaşlı annelerine gönderdikleri armağanları anlatırlar.

Marco;

- Annem için büyük bir ev inşa ettim.

Angelo;

- Ona şoförlü bir Mercedes gönderdim.

Marcello gülümser;

- İkinizi de yendim. Annemin İncil'i ne kadar sevdiğini biliyorsunuz. Çok iyi göremediğini de biliyorsunuz. Ona İncil'in tamamını okuyabilen bir papağan gönderdim. Bir manastırda 20 keşişin İncili öğretmesi 12 yıl sürmüş. 1.000.000 dolar ödedim.

Tam bu anda postacı annelerinden mektup getirir. Başlarlar okumaya…

- Marco bana yaptırdığın ev çok büyük. Sadece bir odada yaşıyorum ama bütün evi korumak zorundayım!

Angelo gezmek için çok yaşlıyım. Sürekli evde olduğum için Mercedes’i kullanmıyorum. Ve sürücü çok sıkıldı!

Marcello annenin ne istediğini gerçekten anlayan tek kişi sensin. Sağol. Tavuk gerçekten çok lezzetliydi.”.

Beyler pizzalarımız karnınızı, fıkralarımız yüzünüzü güldürür.

Söze girer Fransız.

- Üç fıkra da benden. Birincisi. Biz Fransızlar kendimizle acımadan dalga geçeriz.

İkincisi;

Auvergne'de bir yürüyüş sırasında bir Parisli kaybolur. Uzun süre dolaştıktan sonra bir kulübe görür. Yaklaşır. Kapıyı çalar:

- Var mı birisi?

- Evet! Sen kimsin?

- Kayboldum. Parisli’yim. Başlangıç ​​noktasına nasıl geri döneceğimi söyler misin?

- Bilmiyorum. Ben küçük bir çocuğum ve sana kapıyı açamam.

- O zaman babana sor.

- Soramam. Annem gelince gitti.

- Annene sor o zaman.

Abim geldiğinde annem dışarı çıktı.

- Peki abine sor o zaman...

Soramam. Ben geldiğimde dışarı çıktı…

- Sen hiç ailenle birlikte olmaz mısın?

Evde birlikte oluyoruz. Burası tuvalet!”.

Ve sonuncusu…

Memur taşındığı odadaki masanın tozunu alıyordu. Kutuların arasında eski kandil görür. Silerken odayı duman bulutu kaplar ve bir cin belirir:

Ben lambanın ciniyim ve sana üç dilek hakkı veriyorum.

- Güzel olmak istiyorum.

Cin onu hemen yakışıklı bir adama dönüştürür. Sorar ikincisini

Sadece güzel kadınların yaşadığı bir adada yaşamak istiyorum!

Ve tek bir parmak şıklatmasıyla memur kendisini bir plajda bulur. Çevresinde güzel kadınlar.

Cin sorar son dileğini.

- Keşke bir daha çalışmak zorunda kalmasaydım!

Ve memur kendini masasında otururken bulur.”.

Şaraplarımız damakta, fıkralarımız zihinde tat bırakır.” der Fransız.

Top bende.”. der.” İspanyol;

Düğüne iki gün kala, Katolik damat rahibi bulur:

Baba, buraya bir iş önermeye geldim. Sana bin avro. Ama karşılığında o düğün konuşmasından birkaç şey kesmesini istiyorum: “Sevgi, onur, sadık ol…”. Sadece bu sözleri söyleme!”.

Rahip alır parayı.

Düğün günü geldiğinde başlar konuşmaya. Şöyle der son bölümde;

Sadece onun için yaşayacağına, her emrine itaat edeceğine, her gün yatağına kahve getireceğine ve başka bir kadını asla görmeyeceğine Tanrı’nın huzurunda söz veriyor musun?

Damat şaşırarak ‘Evet” der.

Daha sonra parti sırasında rahibi bir köşeye çağırır:

Affedersiniz baba, anlaştığımızı sanıyordum.

İkincisi…

Çok cesurdu Kaptan Bravo. Asla düşmanından korkmazdı. Gözcü korsan gemisinin yaklaştığını söylerdi. Kaptan Bravo bağırırdı;

- Kırmızı gömleğimi getir! Giyerek adamlarını yüreklendirirdi. Korsanları yenerlerdi. Birkaç gün sonra gözcü iki korsan gemisi gördü. Kaptan yine kırmızı gömleğini istedi ve zafer yine onların oldu.

Adamları savaşa girmeden önce neden kırmızı gömleği istediğini sordu.

Kaptan:

- Yaralanırsam kırmızı gömlek kanımı belli etmez, askerlerim savaşmayı sürdürür.

Bir gün gözcü on korsan gemisinin yaklaştığını söyler. Tüm mürettebat gözlerini kaptana çevirir. Kaptan bir güçlü sesle korku göstermeden bağırır;

- Bana kahverengi pantolonumu getir!”.

Sonuncusu…

Yargıç Noel için yumuşak olmaya söz verdiği için kibar konuşur sanıkla;

- Mahkemeye hoş geldin. Kahve ister misin? Mübaşir getirir. Neyle suçlanıyorsun?

- Efendim, beni Noel alışverişimi önceden yapmakla suçluyorlar.

- Dostum bu bir suç değil. Ne kadar önceden satın aldın?

- Mağaza açılmadan önce.”.

Beyler… Bir fıkra gösterisidir İspanya!

Sırası gelen İngiliz başlar…

- Havaalanına giderken şoförüne, öldürecek zamanları olduğu ve papa olduğundan beri araba kullanmadığı için bir süre araba kullanıp kullanamayacağını sorar.

Doğal olarak biraz paslanmıştır, bu yüzden kötü sürüyordu. Arkasında polis ışıklarını görür. Kenara çeker ve memur pencereye geldiğinde gözleri faltaşı gibi açılır. Papa'ya;

- Bir dakika bekleyin.

Şefle telsizle görüşmek için döner arabasına.

- Şef bir durumumuz var. Önemli birisini yakaladım.

- Ne kadar önemli? Vali falan mı?

- Hayır efendim. O daha büyük.

- Ne yani? Ünlü falan mı?

- Daha önemli efendim.

- Önemli bir politikacı mı?

- Hayır efendim, o çok daha önemli.

- Peki kim?

- Ben de onu soracaktım. Papa onun şoförü.".

Ve ikincisi…

Öğretmen odaya girdiğinde iki çocuk tartışıyordu. Sorar öğretmen;

- Neden tartışıyorsunuz?

Yanıtlar biri;

- On dolarlık banknot bulduk ve onu en büyük yalanı söyleyene vermeye karar verdik.

- Kendinizden utanmalısınız. Ben sizin yaşınızdayken yalanın ne olduğunu bile bilmiyordum.

Çocuklar on doları öğretmene verir.”.

Ve bitiyor…

- Baba, bugün okula gitmek istemiyorum.

- Neden?

- Okul çiftliğinde tavuklardan biri geçen hafta öldü ve ertesi gün öğle yemeğinde tavuk çorbası içtik. Üç gün önce domuzlardan biri öldü ve ertesi gün domuz rostosu yedik.

- Ama neden bugün gitmek istemiyorsun?

- İngilizce öğretmenimiz dün öldü!".

İngiltere’de güneş gibi fıkralar da batmaz!

Hepsi bakar Türk’e. “Sıra sende.” der gibi.

Önceden belirtmeliyim. Biz Türkler de Fransızlar gibi eleştiririz kendimizi…

Ama üç fıkra anlatmayacağım. Ama fıkra anlatacağım. Bunlar yaşandı…

- Yakaladıkları kapkaççıyı dövelim mi dövmeyelim mi diye kavga ettiler.

- Adam eşini korkutmak için arabanın altına sahte bomba düzeneği koydu.

- Alkol denetiminde yediği armudun alkolünü yükselttiğini savundu.

- ‘Deve sidiğini içmek yararlı’ diyene içmesi için deve sidiği verildi.

- Dört erkekle fırında basılan hayat kadını: ‘Hamur açmayı öğreniyordum.’.

- Maden suyu şişesinin üzerine oturup ölmeyi bekledi.

- Çakmakla tüp yanıyor mu diye bakan iki kişi öldü.

- Çobanın gaz kaçırmasını yargıç bilirkişiye gönderdi.

- ‘Uyuşturucuya hayır’ eylemine katılan muhtar 4 kilo esrarla yakalandı.

- Mercedes'in fiyatına kızınca arabaya kafa attı, başı yarıldı.

- Borcunu ödememek için sevgilisini rögar deliğine attı.

- Birisi yuttuğu sineği öldürmek için zehir içti.

- Öteki yuttuğu sineği öldürmek için böcek ilacı içti.

- Uyuşturucuyla Mücadele Derneği Başkanı bonzaiden tutuklandı

- Rayların üzerinde giden sarhoş sürücü trenden yol istedi.

- İki ayrı yerde iki kişi ‘Ben Pokemonum’ diyerek 4. kattan atladı.

- Ders vermek için tavuklarını yiyen şahini üç gün hapiste tuttu.

- Tavuğuna tecavüz eden komşusunu bıçakladı.

- Taşınırlarken çatı katından kardeşine tutsun diye buzdolabı attı.

- ‘Cin çıkaracağım’ dediği evin altınlarını çarptı.

- Düğünde istek şarkı kavgasında 22 kişi yaralandı.

- Düğünde ‘Siz bizden daha fazla oynadınız’ kavgasında 50 yaralı.

- Lokantada ‘sucuklu yumurtanın sucuğu neden az’ diye cinayet.

- ‘Keskin nişancı var’ denildi, mahallede bir hafta kimse dışarı çıkmadı.

- Birlikte hazırladığı yemekten fazla yiyen arkadaşını pompalı ile öldürdü.

- Nüfus kayıtlarında annesinden bir yaş büyük çıktı.

- Zamansız gelince karısının sevgilisini eşek taklidi yaparken yakaladı.

- Yargıç, çocuğunun velayetini almak isteyen anneye avukatınınkini verdi.

* * *

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?