Meçhule Giden Gemi…

Bugün televizyonda evrendeki kara delikler üzerine bir belgesele rastladım.

Evet, benim epeyce ilgi duyduğum konulardan biridir ama, illa ilgili olmak gerekmiyor, öylesine ilginç -ve hatta gizemli!- bir oluşum ki bu kara delikler, hemen kaptırıyorsunuz kendinizi.

Neyse, bahsetmek istediğim şey kara delikler değil, daha çok kendimle ilgili.

Bu belgeselde tek bir bir hedefin peşinde onyıllarını, dahası hayatlarını veren insanları seyrediyorsunuz.

Büyük bir tutkuyla, heyecanla, özveriyle, sabırla, emekle…

Çok zor, hatta neredeyse imkansız bir amaç uğruna tek başına, gruplar halinde ve hep birlikte yaşanan olağanüstü bir macera…

Doğrusu, çok etkilendim. Özendim. Hatta azıcık da kıskandım sanki.

Söylemiş miydim; hayattaki en büyük 'keşkem', tam da girmişken, akademisyenlik yolundan çıkmış olmamdır.

Tabii, o zamanlar kendimce geçerli nedenlerim vardı.

Ama bugün geriye dönüp baktığımda, o nedenler ne olursa olsun, her şeyi göze alıp o yolda gitseydim eğer, çok daha tatmin edici bir hayat yaşamış olacağıma dair güçlü bir kanaate sahibim.

Yaşamadan bilinmez. Belki de öyle olmayacaktı.

Ama dedim ya, uzunca bir süredir o kanaatteyim.

Ve bu belgeseli seyrederken, bir zamanlar önümde sonuna kadar açık olan o yolun artık tümüyle kapandığını, ona ulaşmak için hiçbir şansımın kalmadığını duyumsadım iliklerime kadar.

Yok, hiç yok artık. Geçti, bitti...

Ben de -kendi alanımda!- onların yaşadığına benzer şeyler yaşayacağım, deneyimleyeceğim bir hayat isterdim. Hem de çok...

Ama olmadı. Ve olmayacak!..

Diğer bir sürü şey gibi.

Tren kaçtı.

Sonsuza değin.

Aslında pek de yabancı bir duygu değil bu. Hepimiz hayatımızın çeşitli dönemlerinde hissetmişizdir benzer şeyler.

Yine de, öylesine yoğun, öylesine derinden hissettim ki o duyguyu seyrederken, paylaşmak istedim.

Vakit çok geç olmadan yapın -gerçekten!- yapmak istediklerinizi.

Birçok şey için ikinci şans yok ne yazık ki.

Geçti mi, geçiyor işte!..

Ve bazen, sadece yapıyor ya da yapabilecek olmanın hayali bile avutmaya yetiyor insanı...

Fakat, çoğu zamanda yetmiyor.

Murat Hiçyılmaz / [email protected] yahoo.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

03

Abdurrahim Çokgüngör - 1*İnsana hayat niçin verilmiş? Daha doğrusu insan niçin yaratılmış? Eski deyimiyle tekamül etmek içindir. Yani yaratılan vücudun kemali hayat ile mümkündür. Peki hayat nedir? Her şeyin başı ve esası olmasıdır. Hayat vücudun ışığı ve nurudur. Onun da ışığı ise şuurdur, ruhtur. Peki bu ruh nedir? Bir şeyin görünmemesi onu inkara sebep değildir. Madde ve cisim asıl değil ki vücud ona yani maddeye tabi olsun. Madde bir anlam ile vardır. İşte o mana da hayattır, hayatın da menşei ruhtur. Ölüm ile insanın maddi vücudu yok olur, ama bir esas baki kalır, o da ruhtur. Çünkü ruh madde ve cisim gibi tahrip edilemez ve dağılmaz. Demek istediğim ruh emrin bir kanunu olduğu için cisim gibi terkip olmadığı için dağılmaz. Suretini değiştirir ve ölmez. Niçin? Ruh İlahi bir emirdir. Şuurun ve hayatın kanunu olduğu için İlahi kudret ona harici bir vücud giydirmiş. Ve ebedi saadet yani hayat olmazsa bu tek kalır. Bu da yalancı temelsiz bir düzen olur. Sözün kısası ruhun dolayısiyle hayatın ebediliği insana sonsuz fırsatlar veriyor. Bilindiği gibi bir iğne başı büyüklüğündeki bir hücrenin patlaması ile oluşan enerjinin art arda değişim göstererek cisim yani madde oluşmuş ve bundan göklerdeki cisimler ortala çıkmıştır. Yani evrenin ilk maddesi tek elektronlu hidrojendir. Hidrojen helyum ve diğer atomlara dönüşerek maddeyi meydana getirmiştir. Big Bang teorisi.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Ağustos 03:51
02

Abdurrahim Çokgüngör - 2*İnsanın ruhunun cevherinde yerleştirilen sayısız yetenekler ve o yeteneklere içine konulmuş sınırsız kabiliyetler ve onlardan doğan sayısız eğilimler ve onlardan çıkan sayısız emellerden doğan fikir ve tasavvurlar yaşanan şu şahadet aleminin arkasında ebedi saadete bakar, ona işaret eder. Yani insan yaşadığı bu alemde kabiliyeti nisbetinde gerçekleştiremediği emeller ve tasavvurlar ebedi alemde mümkün olacak. Yani mülk olan bu alemde sebepler muvacehesinde hikmetle oluşan her şey kudret alemi olan ebedi alemde melekut sırrı ile Allah’ın eseri olduğunu gözle bihakkın gözleyecek. İnsan bu dünyada ruhunda yer alan sayısız yeteneklerin tamamının filizlenmesine müsait değil. Demek oluyor ki başka bir aleme gönderilecek. İnsanın cevheri büyüktür ve ebede namzettir. Esası yüce ve değerlidir. Tabi cinayeti, yani suçu da büyüktür. Öyle olunca cennet ve cehennem yonunu gözlüyor. İnsan Alemlerin Rabbi olan Allah’ın isim ve sıfatlarının aynası olduğu için ulvi bir mahiyette yaratılmıştır. Ve kainat sarayının en mükemmel misafiri. Ve de yüzer fenler ve binler sana’atla donatılan bu alemin sorumlu bir nazırıdır.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Ağustos 03:50
01

Abdurrahim Çokgüngör - 3*İnsan çok geniş bir ubudiyetle yükümlü külli bir kuldur. Yani ona verilen sayısız yetenekler ile bu dünyaya bir memur olarak gönderilirken önemli görevler verilmiş. Ve bu uğurda çalışması için hem teşvik hem de tehditler yapılmış. İşte o insan bu dünyaya gelince önce yüze yüze gelmeden gizlice bir kulluk sonra da huzurda bur kulluk ve münacaatı var. İlahi isim ve sıfatlarla Rububiyetin saltanatı tanıyıp tasdik etmektir Mükemmellikleri ve güzellikleri hayretle seyretme. Göklerde gezegenlerin, birer güneş olan yıldızların, karanlık deliklerin sanatkarını ibret nazırı ile gösterip dellallık ve ilan etmektir. Çünkü ezeli bir kudretin eseri olan bu kainattaki sanatları görerek Yaradan’ı tanıyıp önce iman etmek arkasından marifetlerinin ihtişamı ile onu sevmektir. Alim. Kadir, Musavver gibi isimlerin bilinmesi ilimle ve tefekkür ile mümkün olmaktadır. İşte bu sebeple insan kainat ağacının son meyvası olarak kainat Kur’an’ın ayet-i kübrası ve Allah’ın ism-i azamını taşıyan ayet-ül kürsisi ve kainat sarayının en mükerrem misafiri olmuştur. İnsan bu dünyadan ayrılarak meçhule değil kabir ve haşir yoluyla ebedi alemin yolcusudur. Ve bunun hayatta olarak yapacaktır.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Ağustos 03:50


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?