Ben olsaydım...

Bu yazı biraz benim yazım olacak. Son zamanlarda sıkça ‘’ teşkilattan mısın’’ sorusu gelmeye başladı. Biraz kendimden bahsedeyim istedim.

İzmir’in Hatay semtinde büyüdüm ben. Bazen Hatay Karakolunun önünden geçerek biraz aşağıdaki sinemaya giderdik. Giderken karakolun önünde gördüğüm polisler, biz sinemayı seyredip dönerken de orada olurdu. Ben bir gün dayanamayıp ‘’ siz hep burada mı bekliyorsunuz ‘’diye sorduğumda, yüzünde kocaman gülüşle polis bana ‘’ sen rahat uyu diye biz hep burada olacağız’’ demişti. Yüreğime ilk dokunuştu bu.

Ben liseyi 80 li yılların başında, yani sağ sol kavgalarının olduğu dönemde İzmir Eşrefpaşa Lisesi'nde okudum. Neredeyse her gün bir olay olur, her gün kapının önünde polisler görev alırdı. Bir grup boykot kararı alınca, biz okulun içinde hapis kalırdık bizi dışarı bırakmazlardı. Polis müdahale eder okulu boşaltırdı. Ama bu öyle kolay olmazdı. Polisler, havada uçan taşlardan bizi korumak için kalkanları ile koridor oluştururlardı. Yine bir gün okul önünde polisler koridor hazırladı anons başladı, ‘’okulu boşaltın’’ Koşarak dışarı çıktık. Polisler sürekli ‘’çabuk evlerinize’’ diyordu. O sırada bir polisin kafasına koca bir taş geldi. başından aşağı süzülen kanı görünce ‘’abi kafan kanıyor’’ diyerek durdum. Polis bana ‘’BIRAK BENİ, ÇABUK EVİNE KOŞ’’ dedi. (Bu satırları yazarken hala gözlerim doluyor) Bu yüreğime ikinci dokunuştu.

Sonra Üniversite yılları başladı. 9 Eylül İktisat Fakültesi önce Alsancak’taydı sonra Buca’ya taşındı. Bildiğiniz dağın tepesi. Otobüse binmek için yürümemiz gereken baya bir mesafe vardı ve kışın karanlık olurdu. İşte o yolu bazen polislerin bize eşliğinde giderdik. Bizi durağa bırakmazlardı, otobüse binene kadar bekler sonra dönerlerdi. Bu da üçüncü dokunuştur. İşte benim polise olan sevgim ve saygım o dönemlere denk geliyor. Ben kendime bir söz verdim ve hep beni koruyan kollayan polisi bir gün gücüm yettiğince ben de koruyup kollayacağım dedim.

Canım babamın bizi yetiştirirken ‘’en değerli olgunuz şeref, namus ve onur olmalı’’ dediği değerlerden hiç ödün vermedim.

Empati yeteneğim her zaman çok güçlüydü çünkü ben değerleri olan bir insan olarak yetiştirildim.

Bu yüzden ‘’ben olsaydım’’ sorusunu çok sık sorarım kendime.

Mesela ben olsaydım, emekliliğine aylar kalmış bir polisi 2. şark saçmalığı altında bakmakla yükümlü olduğu ailesinden binlerce km uzağa yollamazdım.

Mesela ben olsaydım, Emekliliğine aylar kala 2. şarka yolladığım 3 çocuk babası, canına kıysa kahrımdan, utancımdan insan içine çıkamazdım.

Mesela ben olsaydım, psikolojik baskı sonucu hayatına son veren polisin gördüğü zulmü amirlerine anlattığı için sürgüne yollanan polisten haberim olurdu. Sürgüne giden polis de canına kıyınca bunu namus, şeref meselesi sayar ‘’basına sızmasın’’ demek yerine ‘’sorumluları bulmanız için size 24 saat veriyorum, yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim’’ diyebilme onurunu gösterirdim.

Mesela ben olsaydım, Sorumluluğumdaki kurumda birden fazla cana kıyma olunca,bahaneler arayıp, verilen soru önergesine saçma sapan açıklamalar yapmak yerine, elimdeki yetkileri sonuna kadar kullanır, nasıl şeref ve namus eksikliği içeren gizli aşk olayına bir gecede çözüm buluyorsam, cana kıyma olaylarına da saatler içerisinde çözüm bulurdum.

Mesela ben olsaydım, devletin polisine kendisinde olmadığını düşündüğü sıfatla ‘’şerefsiz’’ diyebilme cesareti gösteren kişi babamın evladı olsa en azından ‘’kişi karşısındakini kendi gibi bilir’’ derdim ve olaya müdahil olan polisi açığa almayı ne şerefime, ne namusuma ne onuruma ne haysiyetime yediremez, şerefsiz diyene o lafı yedirme cesareti gösterirdim.

Mesela ben olsaydım, tek sıfatı bir partinin bir ilçesinin yönetim kurulu üyesi olan eğer benim sorumluluğumdaki polise ana avrat küfür etme cesareti gösteriyorsa ben de bu makam için namusum ve şerefim üzerine yemin ettiysem, o yemini tutar o küfürleri edeni anasından doğduğuna pişman ederdim.

Mesela ben olsaydım, tüm kurumlardan daha az promosyon alan bir teşkilattan sorumluysam, bu promosyon neden bu kadar az diye ortalığı birbirine katar, pastanın büyük dilimi kimin midesindeyse ona bunu kustururdum.

Mesela ben olsaydım, sınav ile alım yapılıyorsa, REFERANS diye isimlendirilen namussuzluğa asla izin vermezdim ki , dayısı olan ayılar değil, sınavı başarıyla geçen hakkı olan rütbeyi alsın.

Mesela ben olsaydım, Ömrünü bu kurum için harcamış emekli polislerime annem babam gibi sahip çıkardım. Emekli olunca bari rahat etsinler diye, emekli olduktan sonra aile yardımını kesip, onları çalışmaya muhtaç etmezdim.

Mesela ben olsaydım, Adı üzerine POLİSEVLERİ’ni SADECE VE SADECE polisin yararlanabileceği hale getirirdim. Eğer adı Polisevi olan yerde, boş yer yok diye polis kalamıyorsa adını Polisevi değil YOLGEÇEN HANI koyardım.

Mesela ben olsaydım, ‘’bırakın sıralı amirleri, ne derdiniz varsa korkmadan, çekinmeden bana ulaşın’’ der, duyduklarım karşısında eğer hala kalabiliyorsam bulunduğum makamın hakkını verir çözüm üretirdim.

Mesela ben olsaydım, şerefime, namusuma, onuruma laf getirecek olan ‘’ sen benim kim olduğumu biliyor musun’’ cümlesini asla kullanmazdım. Şerefim, onurum ve haysiyetim olduğu için beni tanımadı diye bir insanın ve onun ailesinine hayatını zindan etmezdim.

Bu liste öyle bir uzar ki TVlerde seyrettiğiniz saçma dizilere taş çıkartacak saçmalıkları okur, ‘’yok artık daha neler’’ dersiniz.

Belki bu yüzden lütfen, arada sırada ‘’BU POLİSLERİN YERİNDE BEN OLSAYDIM’’ sorusunu sorun kendinize. Belki o zaman onları daha iyi anlayabilecek, yaşadıklarının taşınması zor bir yük olduğunu göreceksiniz.

Ve son söz yüreği yorgun poliscanlarıma. Haysiyet, onur, namus, şeref gibi olgulardan bi haber olanlar için sakın, ama sakın çok değerli olan hayatınızdan vazgeçmeyin. Hatta onlara inat hayata gülümseyin. Bırakın onlar kendi pislikleri içerisinde boğulsunlar.

Birisinin dediği gibi işime geldiği için her birinizin alnından değil, sizi canı yürekten sevdiğim için her birinizi güzel yüreğinizden öpüyorum. iyi ki varsınız hep var olun inşallah.

Can gazilerimi, yürek yangınım şehitlerimi, can babamı, canım Burağımı sevgi, saygı ve minnetle anıyorum.

Beyhan Kozanoğlu Biçkin / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Beyhan Biçkin Kozanoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

04

Hasan Küçükyıldız - Ablam benim ne güzel de yüreğimize dokunmuş bizi anlamışsın ???

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 12 Ağustos 06:35
05

Beyhan Kozanoğlu - @Hasan Küçükyıldız 04 nolu yoruma cevabı: Teşekkür ederim ablam sağol.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 13 Ağustos 12:36
06

Beyhan Kozanoğlu - @Garip 03 nolu yoruma cevabı: Teşekkür ederim ablam sağol.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 13 Ağustos 12:37
07

Beyhan Biçkin Kozanoğlu - @Poliscan 02 nolu yoruma cevabı: Teşekkür ederim ablam sağol.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 13 Ağustos 12:40
01

Mustafa Kemal Tongur - Ben de sizin yazdığınız gibi hırsız olmamı istediler şerefimle 10 takdirname aldım 37 yaşında emekli oldum büyüklerim sormadı neden 37 de emekli oluyorsun demediler Polisevleri ise her gittiğimde her yerde yer buluyorum kimse yer yok demiyor emekliye saygı duyuyorlar Saygı ve Sevgiler

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 10 Ağustos 17:42


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?