50 yıl önce biz böyleydik...

Hep söylüyoruz...
Önce saygıyı, sonra da sevgiyi kaybettik..Bu kayıplar bizim toplumsal kültürümüzü, toplumsal belleğimizde yitip gitmesine neden oldu...
Bu kaybın bedelini çok ağır ödüyoruz..
Bu dejenerasyon sonucu toplumsal ahlakımız, , ticaretteki değer anlayışımızı da kaybettik...
Bugünlerde; bu toplumsal ticari ahlak kaybının bedelini fakir fukara çarşı pazarda tezgahlara uzaktan bakarak ödüyor...
Bu ahlak yozlaşması öyle bir hal aldı ki; neredeyse  tezgahtaki ürünlerin tadı ile değil, kokusuyla yetinir olacağız...
Çözüm ne?
Kısa ve net çözüm; önce bir önceki tüccara suç at, sonra; ara malların (tarımda gübre, akaryakıt, zirai ilaç, sanayide ise hammadde fiyatlarının) yüksekliği, kredi faizlerinin anormalliği gerekçesini öne sür...
Hatta hatta ABD'deki  yüzde 10'luk enflasyonun Türkiye'ye yansımasının yüzde 80'lik bir sonuç verdiğini öne sür...
Hani biz biraz "aptal" toplumuz ya; bu söylenenlere inanıyoruz...
Oysa bu toplum zeki ve demokratik hasletlere sahip; hesaplaşmayı sandığa bırakıyor...
Tabi bu sandık işi; sonuçta "deli kızın herşeyi sıkıştırdığı çeyiz sandığına" dönüşüyor  ama temelde  toplumsal bellek eski sevgi dolu saygı dolu günleri anımsıyor......
Laik ve demokratik Cumhuriyetimiz 2023! de 100 yaşına girecek... 
Yani yeni bir yüzyıla başlayacağız...
İlmik illmik oluşturduğumuz sevgi ve saygı toplumunu yeniden inşa edebilir miyiz.
tek umut son 50 yılın toplumsal deformasyonunun yeni yüzyılda yerini özlemini çektiğimiz eski hasletlerine dönmemek ...
Yeni yüzyılda insani değerleri yüksek yeni bir Türkiye  için kolları sıvamalıyız...
Son günlerde bu arzunun sosyal medyada yeniden filizlenmeye başladığını görüyoruz...
Zengin bir adamın, orta halli bir ailenin çocuğu için gösterdiği insanlık dersi. gözlerimizi yaşartıyor, umutlarımızı tazeliyor.
En değerli varlığımızı yani çocuğumuzu tanımadığınız birine emanet ediyorsunuz ve  sonrada o kişinin elini öpmek için fıldır fıldır onu arıyorsunuz...
Bu bir insanlık öyküsü; okuduğunuzda bir daha düşünecek ve neler kaybettiğimizi  bir kez daha  hatırlayacaksınız...
Biz böyleydik, şimdi neden böyle olduk...
Şimdi temel soru
Alıntı olduğu belirtilen imzasız öykü sosyal medyada yayınladığı gibi, noktasına virgülüne dokunmadan okuyalım. 
Bu artık nasıl yorumlayacağınız size kalmış bir yaşam öyküsü. İşte o öykü;
***

Yıllar önce İNSANMIŞIZ..

1963 yılının bir sonbahar günü… Varan Turizm'in o zaman Ankara'da bulunan Küçük Tiyatro’nun hemen bitişiğindeki terminalinden İstanbul otobüsü hareket etmek üzere. Terminalde bir hareketlilik var. 

14-15 yaşlarında, Çocuğunun elinden tutmuş bir baba, otobüse yaklaşarak kaptan şoföre:"Oğlum Galatasaray Lisesi’ne gidiyor, yatılı okuyacak. Onu yalnız gönderiyorum, İstanbul’da güvenilir bir taksiye bindirip okuluna yollar mısın?” deyip ekliyor: “Valizini de unutmasın."

Kaptanın cevabı "Elbette siz hiç merak etmeyin," oluyor. Endişeli baba, nemli gözlerle, hareket eden otobüsün arkasından el sallıyor.

İki gün sonra baba, telaşlı bakışlar ve heyecanlı adımlarla terminale geliyor. "Oğlumu Taksim'den Galatasaray Lisesi'ne götüren şahsın kim olduğunu öğrenmek istiyorum" diyor.

İstanbul terminalimizi arayıp soruyoruz; fakat ilginçtir ki arkadaşlarımız bize bu şahsın kim olduğunu söylemek istemiyorlar.

Babanın telefon numarasını alıp ona sonucu bildireceğimizi söylediğimizde ise daha fazla dayanamayan baba gözyaşları içinde anlatmaya başlıyor.

"Yahu kardeşim, o kişi kimse, oğlumla beraber idareye gitmiş. Kayıt işlemlerini tek tek tamamlatmış. Bavulunu taşımış, teslim edilen eşyaları almış. Sonra yatakhanede onun çarşafını sermiş, nevresimini takmış, dolabını yerleştirmiş." Baba hıçkırarak anlatmaya devam ediyor.

"Ben ya da annesi gitseydik biz de aynısını yapardık," diyor. Derin bir “oh” çekiyoruz. Oysa ki hiç de alışık olmadığımız bir şikâyet dinleyeceğiz korkusunu yaşıyorduk…

Bu kez daha ısrarlı bir biçimde çocuğu okula götüren şahsın kim olduğunu öğrenmeye çalışıyoruz. Epey uğraştan sonra da hayretle öğreniyoruz kim olduğunu.

Çocuğu Galatasaray Lisesi'ne götüren şahıs Nevzat Hüseyin Pekuysal… Şirketin sahibi.

Yıllar sonra kendisine "Nevzat Bey, bu olayı anımsıyor musunuz?" diye sorduğumuzda, gözleri doluyor ve insanın içine işleyen bakışlarını üzerimizde gezdiriyor.
"O baba bana dünyadaki en değerli şeyini, oğlunu emanet etmiş. Ben bu emaneti başkasına nasıl emanet edebilirdim ki?" diyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Aycan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?