Yemeğin İçindeki Baharat…

Yazıyorum, yazıyorum sürekli...

Yazmak, yaşamımın en önemli eylemi gerçekten...

Ama...

Aslında...

Ne önemi var ki, birinin aklından geçenleri ve kurduğu hayalleri yana yakıla kağıda döküp paylaşmasının?..

Sonuçta herkes bir sürü şeyler düşünüyor, bir sürü hayaller kuruyor, değil mi?..

Neden ben peki?..

Ve yaşamak... o fikirleri, o hayalleri gerçek kılmak varken...

Neden yazmak?..

Galiba yazdıklarım… ve onca yazılanlar...

'Yemeğin içindeki baharat' bir nevi...

Varlığı yemeği arttırmıyor ama...

Yokluğu eksiltiyor...

Hem de çok!..

Bence tabii...

***

Sakın Bir Romancıyla Evlenme Kızım…

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eşi Leman Hanım, 1934 yılında kendisiyle röportaja gelen kadın gazeteciye dert yanmış:

"Kızım, sakın bir romancıyla evlenme. Çünkü onlar bütün inceliklerini, bütün zarafetlerini okuyucularına harcayıp bitiriyorlar, yakınlarına bir şey kalmıyor. Kendilerini eserlerinin içine döküp, adeta boşalıyorlar.”

Hımmm, peki öyle midir gerçekten?..

Eh, yıllardır hayatının merkezine kurgusal bir şeyler yazmayı oturtmuş biri olarak, -oranını, ölçüsünü bilmesem de!- Leman hanımın sözlerinde bir haklılık payı olduğunu söyleyebilirim. Her kitabın bitiminde bir süre içim tamamen boşalır sanki, tükenirim, hani neredeyse boş bir teneke gibi hissederim kendimi...

Zamanla geçer bu duygu. (Haa, olumsuz, rahatsız edici bir durumdan bahsettiğim düşünülmesin sakın. Evet, 'boş bir teneke' ama, daha önce dopdoluyken, içindekileri kendi isteğiyle ve istediği gibi boşaltmış ve yakında yeniden dolacağını bilen/uman bir teneke. Ne bileyim, sanki tutkulu, coşkulu bir sevişme sonrasında o doygun/huzurlu tükenmişliği andıran bir duygu en çok!)

Öte yandan, doğaldır ki, taa en başından en sonuna kadar tüm yaratım süreci boyunca 'yaşanan' dünyadan bir ölçüde (kişiye göre; ama az, ama çok!) kopuyor insan. Çünkü beyninde yarattığı özel/özgün dünyada (da) yaşıyor aynı zamanda. (Hatta, daha çok o dünyada yaşıyor!) Tabii, bunun en fazla farkına varanlar (ve en fazla etkilenenler!) ise, elbette yazan kişinin en yakınları...

Doğrusu, Leman Hanımın dediği gibi, bazen istemeden 'incelik ve zarafet' de gözardı edilebiliyor olabilir ama, dedim ya, asıl sorun; yazan kişinin -bir anlamda tanrısı olduğu!- bambaşka bir dünyada da yaşaması tüm benliğiyle...

Her iki taraf içinde kolay değil, biliyorum…

Özellikle yakınları açısından!..

Çünkü 'yazan kişi'nin bilinçli tercihidir bu, oysa yakınları bu durumu (gönüllü veya gönülsüz!) kabullenmişlerdir yalnızca...

Sevgili Leman Hanımefendinin anısına kucak dolusu papatyalar, güller, yıldızlar…

***

Murat Hiçyılmaz / [email protected] yahoo.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?