Perşembenin Konusu: HASTANE

GAZETECİ GÖZÜYLE

Hastanelerden sağlıklı söz edebilmek için, insan sağlığı ve tedavinin yani sağaltımın geçmişine kuşbakışı göz atılabilir.

İnsanların sağlık sorunlarına çözüm aramaları hangi tarihte başladı?” sorusunun karşılığı tam verilemez. “Tarım devrimiyle yerleşik düzene geçince başladı” gibi ortalama yanıt olabilir.

Deneme yanılma yöntemiyle önce bitkilerin sağlığa yararlı yanlarını gözlemledi insanlar. Yerleşik düzene geçince de uzmanlaşma başladı.

Bu uzmanlaşmaya “şifacılığın tek kişide kurumsallaşması” denebilir.

Sözgelimi Aztekler’de şifacılık ileri düzeydeydi.

Sözgelimi Mayalar. Yarayı dikmek için insan saçı kullandı. Kemik kırıklarını iyileştirdiler. Yetenekli diş hekimleri vardı.

Sözgelimi İnkalar. Kafatası cerrahisinde çok gelişmişti. %80'e varan oranlarda hastaların yaşamı kurtarılabiliyordu.

Sözgelimi Çin’de akupunktur. Akupunktur, belirli vücut bölgelerine ince iğnelerin batırılmasını içerir. Latince kökenlidir Akupunktur. İğne “acus” ve batırmak “punctio” sözcüklerinden türetildi. Akupunktur, cilt üzerindeki belirli noktalara çok ince iğnelerin batırılması ve bu noktaların uyarılması ilkesine dayanıyor.

Akupunktur yaklaşık 3000 yıl önce Çin’de geliştirildi. Savaşlardan sonra belli yakınmaları olan askerlerin iyileştiği gözlendi. Kılıçlar belli yerlere değdikten sonra iyileşiyorlardı. Askeri doktorların dikkati akupunkturu doğurdu.

Deneysel çalışmalar da, akupunkturun sırt ve eklem problemlerinden kaynaklanan ağrılara karşı etkili olduğunu bilimsel olarak ikinci kez kanıtladı.

Ve şifacılık ilk kez dünyanın bilinen ilk hastanesi Asklepyon’da bir büyük eve kavuştu; hastane. Hastane Sağlık Tanrısı Asklepyos adına MÖ 4. Yüzyıl’da yapıldı. 900 yıl hizmet verdi. Asklepyon toplu tedavi anlayışının bilinen ilk örneği. Döneminin algısına göre değerlenebilir. Hastalar at veya eşek sırtında binlerce kilometre uzaktan geliyordu Sağlık Tanrısı Asklepyos’un tapınağına. Doktorlarsa, algılarında tapınak rahipleri. Tepeye varıyorlardı güç bela. Ve bir yazı vardı giriş kapısının üzerinde: “BURAYA ÖLÜM GİREMEZ”.

Hastalar ilk gece yeraltı geçidi olan Kryptoporiktus’ta bırakılıyordu.

Üstteki deliklerden içeriye garip ve korkutucu sesler geliyordu sabaha kadar. Sabah çıkarılıyorlardı. Sinirleri bozuk olanlar ayrılıyordu. “Tanrı iyileşmenizi istemiyor” denilerek gönderiliyordu.

Gönderilmeyenlerdeyse iyileşme umutları, yaşama sevinciyle harmanlaşıyordu. Su verilse yarayacaktı. “Şifalı kutsal su” ve çamur banyoları, yakınmalarına göre yararlı otlardan yapılan ilaçlar veriliyordu. Tiyatroda törenler, müzikle uygulanan telkinler hastaların iyileşmesine katkıda bulunuyordu. Aynı zamanda psikologdu doktorlar. Yüz yüze iletişim.

Öteki deyişle “hasta – hastalık – tanrı (rahip doktor) – tedavi” algısı işliyordu. Böylece doktorların telkinleri de hastalara, hastalığın haplarından oluyordu.

Hasta – doktor arasında birebir, yüz yüze iletişim kuruluyordu. Bu iletişim, hastanın doktoruna güvenmesinin temelidir. Bilindiği gibi hasta, doktoruna güvenmezse aldığı ilaçlara karşı direnebilir. Derdine derman bulamamış olabilir.

Özetle ilk kez her biri “kurum olan şifacı”lar, bir kurum olan hastanede buluşmuştu.

Asklepyon’da bir sütunda kasenin çevresinde iki yılan görseli, ölmekte olan hastanın iki yılanın zehrini içtikten sonra iyileştiği ile ilgili söylenceyi anlatır. Daha sonra iki yılan tıbbın ve eczacılığın simgesi oldu.

Sırası gelmişken medico ve doktor sözcüklerini de anmalı. Kökenbiim olarak medico, Latince medicus'tan “hastalıkları tedavi ediyorum”dan türetildi. Doktor ise, hastayı eski durumuna getiren, onaran veya ince ayar yapandır; iyileştirme sanatlarında uygulama ruhsatı olana denir.

Doktor kurumu”nun gelişmesi ve yetkinleşmesi hakkında daha çok şey söylenebilir. Uzatmadan varalım Hipokrat’a, Hipokrat (MÖ 460 – 370) doktorluk mesleğini, bizdeki biçimli yeminle kurumsallaştırdı;

Ve çağdaş hastanelerin kurucusu ve çağdaş tıbbın babası İbn Sina. Neler yapmış diye bakılınca göze çarpanlardan bazıları saymalı.

Bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu düşünmüş. Yani mikroplar. Bakteriler. Mikroskop olmadan ayırdına varır.

El-Kanun fi’t-Tıb tıp ansiklopedisi. Kanûn diye anılıyor. Fizyolojiye, hıfzıssıhhaya, tedaviye ve farmakolojiye (ilaç bilimine) ayrılır.

Hastalarının bakımında bitkisel ilaçlar ve kötü enfeksiyonları önlemek ve tedavi etmek için antiseptikler kullanarak daha sakin bir yaklaşımla daha fazla ilgilenir. Böylece halkla ilişkilerci kimliğimle İbn Sina’nın doktorluğun aynı zamanda iletişim sanatı olduğunu kanıtladığını söyleyebilirim.

Kızamık gibi hastalıkların insandan insana bulaşabileceğinin ilk ayırdına varan İbn Sina karantinayı yani yalıtımı ilk kez önerendi de. Alkolün antiseptik özelliklerini tanımlar.

Hastalığı ruh sağlığı ile ilişkilendiren ilk doktorlardan biriydi ve bu yöntemi hastalarda depresyonu önlemek ve tedavi etmek için kullandı.

İbn Sina’nın dünyanın ilk hastanesi Asklepyon’daki toplu tedaviler içeren hastane kurumunu, doktor kurumuyla bilimsel niteliğine kavuşturduğu söylenebilir.

Önceki tıbbi devrimler tartışılabilir veya tartışılmaz ancak doktorla hastanenin bilimsel bütünleşmesinin tıptaki son devrim olduğunu halkla ilişkilerci olarak söyleyebilirim.

Gel gelelim bir dizi; dünyada 900 milyon izleyicili bir dizi; doktor - hastane bütünleşmesinin öyküsünü anlatıyordu ister istemez eleştirerek de:

Mesih Kompleksli veya kendisini Hastalık Tanrısı sanan Dr. House'un dizisi. Böyle tanımlanıyordu Dr. House.

Hastanın öyküsünü araştırmak, yaşadığı yerin gezilerek hastalığıyla ilgiler ve bağlantılar kurulması ve gereken tüm öteki tıbbi işlemler aslında İbn Sina anlayışının günümüzde yaşatılmasıydı. İbn Sina tipini anlatıyordu; karakter değildi. Öteki deyişle tüm doktor - hastane bütünleşmesinde olması gereken anlatılıyordu House dizisinde.

Aynı sıra Mesih Kompleksini de bir tip olarak eleştiriyordu; karakter değil. 350 milyonluk nüfusa karşılık bir milyon yatağın bulunduğu bir ABD’de anlatıyordu bunları…

Dr House, hastalığın hastanın yaşamıyla ilgili olabileceğini de düşünen ve araştıran İbn Sina’yı anlatıyordu epik yani destansı öykülerle.

Aynı sıra Asklepyon’da da olan “HASTA – HASTALIK - Tanrı’nın DOKTORU – TEDAVİ” denklemindeki “Tanrı’nın Doktoru”nun dönüştüğü, eleştirilen Mesih Kompleksi’nin anlatıcısıydı epik dizide. Yani “HASTA – HASTALIK - MESİH DOKTOR – TEDAVİ” olmuştu sıralama.

Mesih Doktor” bazan da “Mesih Aygıt”a dönüşür. Tıbbi aygıtların insancıl ilişkiler kurabildiğini kim duymuş olabilir?

Dünyadaki doktorların eleştirdiklerinden belki de en önemlisi bu olabilir. Tıbbi aygıtlar hastalığın yalnızca tıbbi değerlerini, sonuçlarını veriyor. Hastanın içini gösteriyor. Hastanın o hastalığa neden yakalandığının öyküsünü yazamıyor. Doktorla hasta arasına giriyor Mesih Aygıt.

Ağrının şimdilik 40 ayrı nedeninin saptandığı tıp biliminde, hastalığın kaynağını bilmek önemli vargısı, eleştirilerin omurgası denebilir. Ve soruluyor; “Tanıyı aygıt koyacaksa, biz doktorlara ne gerek var?”. Hasta da öyle yakınıyor; “İyi doktor değil.” yargısı oluşuyor.

Oysa kötü doktor, kötü hemşire yok. Bir belli düzeyin üstüne çıkamayanlar doktor, hemşire olamıyor. Sorunun nedeni iletişimde aranabilir.

Şu da önemli: Hastanın değerlerinin öteki tıp dallarıyla ilişkisi nedir? Yanlış tanı da konulabiliyor. Sorulabilir; “Gözdeki benekler hangi hastalığı gösteriyor?”. Bu ve benzerleri hastaneyi sorgulatıyor eleştiren doktorlara.

Çok iyi bir doktor olmak, iyi yöneticilik için yeterli koşul değil. Bu anlamda iletişimsizlikler yaşandığını gene doktorlar söylüyor.

Bir örnek. Bir ülke. Bir kent. Bir hastane;

Abuk gelebilir ancak yaşandı. Sonra anlaşıldı ve tabela asıldı. Doktor eğitimi sağlık üzerine; yöneticilik değil.

Hastaneler endüstri de değil. “Hasta – Doktor – Hastalık – Hastane” denkleminde işleyen girift çiftli kurumdur. O nedenle böylesine karmaşık yapı işlevlerini de gene endüstri mühendisi kurgulayabilir.

Zincirin son halkası olduğundan sırası şimdi geldi. Denklemde eczane de var; “Hasta – Doktor – Hastalık – Hastane - Eczane”.

İlaçları sağladığımız ve açıklamalarında “ilacı kullanmadan önce doktorunuza veya eczacınıza danışınız” diyerek yönlendirildiğimiz eczaneler. Denklem zincirinin en sarsılmayan halkası eczaneler. İlaçları nasıl kullanacağımızı söylerler. Alırız reçetedekileri. Sonra evde yutarız hapı.

* * *

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?