1940’larda bir çocuğun askerlik macerası…

“Okulu bıraktıktan sonra, Sirkeci’de bir handaki kahve ocağında işe girdim. Oturulacak kahvehanelerden değildi. Handaki ve çevredeki iş yerlerine kahve, çay, gazoz götürüyordum. Yanımızdaki Askeri Satın Alma Şubesi’nde başkanlık yapan babacan bir albay vardı. Ona da kahve ve çay götürürdüm. Bir gün bana niye okula gitmediğimi sordu. Ben de babamın durumunu anlattım. ‘Peki, okumak istiyor musun?’ dedi. ‘Hem de çok’ dedim. ‘Bak oğlum, askeriye pilot olmak için talebe istiyor. Eskişehir’e gider misin?’ dedi. Olumlu cevap alınca, bir mektup yazarak bana verdi ve ‘Bunu Fatih Askerlik Şubesi Başkanı albaya götür, benim tarafımdan geldiğini söyle, zaten içinde gerekenler yazıyor’ dedi. İzin alarak, hemen gittim. Şube müdürü albay beni çok iyi karşıladı ve gerekli olan işlemleri anlattı. Resim götürdüm. Hemen Gümüşsuyu Askeri Hastanesi’ne tahkikatım için sevk verdi ve bir de annem veya babamdan vekaletname getirmemi istedi.

Vekaletname hariç, bütün işlemlerim tamamdı. Babam vermezdi. Annemin ise ikiz bebekleri olmuş, sokağa çıkamıyordu. Anneme benzeyen bir kadın bulmam gerekiyordu acilen. Ama babamın şerrinden korktukları için, kimse gelmiyordu. Nedime Hala gelmedi. Allah rahmet eylesin, Senem Hala her şeyi göze alarak geldi. Sirkeci Bahçekapı’da, Şekerci Mustafa’nın karşısında dik bir merdiven ile çıkılan bir noter vardı. Oraya gittik. Annemin nüfus kağıdını, mührünü ve resimlerini almıştım. Tam iş bitmişti ki, noter katibi nüfus kağıdına bakmadan ‘Hanım, doğum yerin neresi?’ dedi. Senem Halam da safiyane dönüp bana ‘Oğlum, ananın doğum yeri neresiydi?’ diye sordu. Katip, belli hoşgörülü idi, durumu anladı ve işimizi bozmadı.

Bütün evraklarım tamamlanınca, Fatih Askerlik Şubesi’ne götürdüm. Bir hafta sonraya gün verdiler. Babamın halen bu işten haberi yoktu. Benimle birlikte yedi kişi idik. Sülüslerimizi verdiler ve trenin sabah beş otuzda kalkacağını söylediler. Annem ve ablam durumu biliyordu. Akşam eve gitmedim. Haydarpaşa’ya giderek, sülüs ile biletimi aldım. Gece de Kadıköy Gazhane’de oturan babamın yeğeninin evinde kaldım. Bütün akrabalar gibi, onlar da babamın durumundan haberdardılar.

Sabah erkenden istasyona gittim. Yedi arkadaş orada buluştuk. Onların yakınları da gelmiş idi. Bizi Eskişehir’e yolcu ettiler.

Hem sevinip ve hem de üzülerek, Eskişehir’e sabah beş sıralarında indik. Okula bir dekavil ile gidiliyordu. Dekavil saat dokuzda idi. O sabah dondurucu bir soğuk vardı. Arkadaşlardan birisi buralı imiş, ‘Gelin, Ilıca Hamamı’na gidelim’ dedi. Giriş on kuruştu. Dışarıdaki ayazdan sonra, içerinin sıcağı çok güzel gelmişti. Havuza girdik, yüzdük. Havuzdan çıkana kadar vaktimiz de dolmuştu.

Çocuk oyuncağı gibi bir şey olan dekavilin on kadar vagonu vardı. Okulun yolu yarım saat kadar sürdü. Tarlaların arasından geçiyorduk. O kadar yavaştı ki, eski talebeler dekavilin baş vagonundan atlayıp, tarlalardan meyva koparıyor, koşarak son vagona yetişiyorlardı.

Okulda bizi çok iyi karşıladılar. Bizimle bir binbaşı alakadar oluyordu. Önce yemekhaneye götürüp yemek yedirdiler. Yemekleri bol etli ve lezzetli idi. Orada geçen üç günün sonunda, binbaşı beni çağırdı ve ‘Oğlum, senin ortaokulu bitirmen için üç dersten ikmalin var. Ancak bu üç dersini verdikten sonra senin kaydını yapabiliriz’ dedi.

Kurduğum bütün hayaller yıkılmıştı. Benimle birlikte bir arkadaş daha geri döndü. Gece on sularında İstanbul’a varmıştık. Karşı yakaya geçmek ise onikiyi bulmuştu. Evde babam olduğu için, korkudan gidemiyordum. Sabaha kadar sokaklarda dolaştım. Beşe doğru bir kahvehane açıldı. Oraya girerek bir çay içtim. Biraz da uyumuşum. Babamın işe gitme saatini bekliyordum. Bu ara Sirkeci’de bir aşçı dükkanına girdim. Çok acıkmıştım. Biber dolması istedim. İki biber dolması ve ekmek on kuruş imiş. Evde pişenler gibi sanarak yemeğe saldırdım, fakat yenecek nesne değildi. Biberin tohumlarını tekrar içine koymuşlar, etsiz, yağsız bir şeydi. Sadece ekmeğimi yiyerek, Sultanahmet’e geldim. Uzaktan babamın gideceği yolu gözlüyordum. Gittiğini görür görmez, hemen eve koştum.

Durumu anneme anlattım. Üzülmedi. Dört günde beni çok özlemiş. Daha henüz ondört yaşında idim.

Babam da kızmadı. Zaten, savcılığa giderek, sahte imza ile oğlumu kaçırdılar diye şikayette bulunmuş. Annem bana bu haberi verince, babama ‘Senin şikayetin üzerine beni okuldan attılar’ dedim ve o da inandı.”

(…)

(Geçtiğimiz ay yayınlanan ‘Geçmiş Hayatların İzinde’ isimli anı-romanımdan kısa bir bölüm. İzmir’de Kıbrıs Şehitleri Caddesindeki Yakın Kitapevinden, Ankara’da Dost ve Turhan Kitapevlerinden, Datça’da La Flaneur Kitapevinden ve kanguruyayinlari.com.tr den temin edilebilir!)

Murat Hiçyılmaz / [email protected] yahoo.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?