Aydınlık Evler'de Pırıl Pırıl Bir İzmir Gecesi

Hava tam da olması gerektiği gibi...

Sıcak değil, soğuk hiç değil...Tam bir İzmir nostaljisine yakışır ılık bir yaza merhaba esintisinde baharın son demi akşamı...

Sene sanki 1980'ler... Fuar alanına giriş yaptık...

Küçüklüğüm sanki parmaklarımın ucunda...Ben ilerledikçe içimdeki o küçücük, artık yıllar üstüne geldikçe çok iyi tanıdığım Burçin çığlık atıyor yüreğimin o tutamadığım tam da derinliklerinde...Heyecandan yürüdüğüm fuar alanı yine devleşiyor, tıpkı küçücükken yürüdükçe gözümde devleşen fuar meydanı gibi...

Sanki hiçbir şey değişmemiş, bıraktığım yerden devam eden bir güne gelmişim, elime dev bir balon alınıp verilecek ve ben çığlık çığlığa bağırıp koşarak yine ''lunaparka gidelim'' diye tutturan bir küçük kız çocuğu olacaktım...

Küçük bir kız çocuğunun bu kadar bana yakın olmasına çok şaşırıyordum...O aslında kapıyı açtığımda hemen fırlamaya hazır dev bir kız çocuğuymuş...

Her noktasına, her karesine bakıp içimdeki flash belleğime depolıyordum...Sanki bir noktayı görmeden geçsem bütün anılarım bir anda yok olacakmış gibi, nefesimi tutup öyle yürüyordum fuarın yollarını...

İlk durağımız tabii ki LUNAPARK...

Dönme dolap, korku tüneli...Benim lunaparkım bu oyuncaklardan ibarettir... Tehlikeyi, korkmayı göze alamam...Kendimi bir oyuncağa teslim edecek kadar henüz cesaretli olamadım... Kendimi kendime teslim ederek korkularımı yendiğim çok şeylerim oldu, ama bir oyuncağa, bir alete teslim edecek o yüreğin hala kendimde olmadığına bir daha şahit oldum...

Dönme dolaba bindiğimde aslında her şeyin hala ne kadar masum kaldığını görebildim...

Küçüklüğümüzde gözümüzde devleşen oyuncakların büyüdüğümüzde aslında onların ne kadar da ufak olduğunu görürüz... Ama bu sefer her şey aynı...O zaman nasılsa şimdi dev gibi görünüyordu her şey gözüme...

İçimdeki çocuk tamamen, tüm benliğiyle benimleydi...

Çok başka bir dünyanın çok başka bir şehrinde çok başka bir mutluluğun kollarındaydım...

Kendimi akıllı sanarak yine halka atma sahasına giriş yaptım...Bu sefer çocuk değildim...O halka oyunlarının aslında kimseye bir şey kazandırmadığının bilincindeydim ve oynamayacaktım...Sadece atanları izledim...Amaaaaa izlerken içimdeki çocuk bir anda cesaretlendi ve ''ben de oynayacağım''diye haykırdım... Ya tutarsa...

Ya oyuncak ayı, altın ya da para kazanırsam...ya atış yapmadığıma pişman olursam...

Aldım elime halkaları, önce atanları izledim, görevliye bizim olduğumuz yerden atış bile yaptırdım ola ki bir hile var mıdır acaba diye...Akıllıyız ya...

Ondan da atışı yapabildiğini gördükten sonra halkaları bir bir atmaya başladım...

Her seferinde 8 halka atışı...en son elime aldığım halkaların 50. halka olduğunu bana söyleyince durmam gerektiğini anladım...

Kaybetmiştik...Paracıklar gitti :)

Asıl fuara gelme amacımızın tiyatro olduğunu söylemiş miydim en başta? Sanırım o kısmı heyecandan yazmayı atlamışım...

Evet bir oyun ki...Benim için günün anlam ve öneminin asıl burada varoluşunun oyunuydu...

Ayakta alkışladık...Bütün fuar sanki bu tiyatro oyunu için ordaydı ve muhteşem bir hikaye izledik...

Oyunu detaylarıyla yazıp anlatmayı çok isterdim ama herkesin mutlaka izlemesini istediğim için detay vermeden oyunun ne kadar muhteşem olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum...

AYDINLIK EVLER...

Demet Akbağ, Salih Bademci, Burak Dadak, Sinem Ünsal,

Nebi Tolga Yılmaz, Sevda Baş, Caner Alkaya, Barkın Sarp...

Her biri ayrı muhteşem, her biri ayrı yetenek...

Fuar içimdeki Burçin'i dışarı çıkarmıştı zaten...

Onunla el ele dolaşıyorduk...

Bir de üstüne bu oyunun benim doğduğum yıllarda geçmesi, şu andaki Burçin'i tamamen saf dışı bırakmış oldu...

Artık tamamen hatıralarımı ve o yıllarımı sanki bugün yaşıyordum...

Sene 1975...

Zühre, torunu Ayhan, mahallenin ressamı ve delisi olarak bilinen Süreyya ve Süreyya'nın kara sevdalı olduğu mahallenin güzeli 'Sülün'...

Ülke Amerika ambargosu altına girmiş, oldukları yerin dağları bayırları, açık alanlarına golf sahaları yapılmış ve üstüne bu golf alanı ile aralarına bir duvar örülmüş...

Oyunda geçen tek ve çok anlamlı bir noktaya değineceğim...

''Camlarımızı kırdılar, çocuklarımızı dövdüler''...

Aslında bizler masum ve kirlenmemiş olarak yaşarken dış güçlerin bize el uzatmasından yine masumluğumuzu yitirmeden nasıl da güzel insanlarımızın olduğunu anlatan bir hikaye...

Bizler aslında çok mutluyuz...Bizler aslında çok masumuz...Canım ülkemin insanları aslında dünyanın en güzel insanları...Ta ki canımız yanmayana kadar...

Hepimizin içindeki çocukları ortaya çıkarmak o kadar kolaymış ki aslında...

O kadar derin sularda kaybolmak adına kulaç atıyoruz ki aslında farkında olmadan...

Burnumuzun ucundaki güzellikleri görmek, keşfetmek, yaşamak aslında avuçlarımızın içinde...

Sadece avuçlarınızı sıkmayın, onları serbest bırakın...

Bırakın ki dünya masumluğunu yitirmesin, güzellikler bitmesin, yok olmasın sahip olduğumuz değerlerimiz...

Bana bu güzel günümü geçirmeme vesile olan güzel arkadaşlarım Ezgi, Özge ve Gözde'ye çok teşekkür ederim...

Tiyatrosuz, sanatsız bir hayatınız olmasın...

Teşekkür etmek istediğim ve bu konuda minnettar olduğum iki kişiden de bahsetmeden bu yazımı noktalamak istemiyorum...

Canım Annem Nesrin Yarkent ve canım babam Cafer Yarkent...

Bizi tiyatro sevgisi ile büyüttüğünüz için, tiyatroyu sevdirdiğiniz için size çok teşekkür ederim...

Tiyatroya gitmeyi sizinle tattık, yaşadık...

Biz çok şanslıydık...

Umarım bütün çocuklar bizim kadar şanslı doğar ve şanslı büyür...

Sanatsız, tiyatrosuz, içinizdeki çocuksuz ve sevgisiz kalmayın...

Hoşça kalın...

Burçin Yarkent

NOT: Lunapark fotoğrafları:https://www.kulturparkizmir.org/

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burçin Yarkent - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?