Perşembenin Öyküsü: GÜNAH

ÇIKARTMAK İSTİYORUM

Konuşuyordu papaz Pazar Ayini’nde;

Günahlar ahlak yasaları çiğnendiğinde Tanrı'ya karşı işlenen suçlardır. Biz Hristiyanların günahlarının cezası çoktan ödendi. Tanrı'nın oğlu İsa çarmıhta bizim yerimize çekti. Ama bu kurtulduğumuz anlamına gelmiyor. Günah çıkartma yani itiraf pişmanlık değildir. Tövbe, günahtan yüz çevirerek Tanrı’ya yönelmektir. Dürüst olmak ve bir kurtarıcıya gereksinimimiz olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Günah çıkartmak kişiyi Tanrı ile barıştırır. Sofrasına katılma isteğimizi belirtir. İtirafla ettiğimiz tövbe günahı bir daha işlememek için kararlılığımızdır.”.

Sürer ayin İncil’ den alıntılarla… Ve sözleriyle İsa’nın. Ve biter Pazar Ayini. Boşaltır kiliseyi kasabalılar…

Birisi görünür kapıda. Yaklaşır kendisine. Kasabalı değildir. Yabancıdır. İlk kez görüyordur.

Konuşur üzgün sesle sabit bakışlı adam; “Günah çıkartmak istiyorum. İtiraf etmek istiyorum.”.

- Buyrun geçelim içeriye.

Zor ayakta durmaktadır genç adam. Zor ve ağır ağır yürümektedir. Dura yürüye dinlene iki dakika sonra içeridedirler.

- İtiraf edebilirsiniz… Dinliyorum sizi…

Gelgezgörgit Müzesi’ni biliyorsunuz.

- Biliyorum.

- Gelgezgörgit Müzesi’ndeki haçı da biliyorsunuz. Şu eşi benzeri olmayan. Taşlarının cinsi bilinmeyen. Hani şu değer biçilemeyen.

- Kim bilmez! Ne olmuş o benzersiz haça?

- Ben onu çaldım.

- Ne!!!...

- Çaldım.

- Nasıl olur? On gün önce yerindeydi.

- Çalındığına ilişkin bir tek haber bile yok yayım organlarında.

- Çaldım!

- He zaman çaldın?

- 7 yıl önce.

- Demek bulup yerine koymuşlar.

- Yerine koyamazlar!

- Hem çaldım diyorsunuz. Hem yerinde duruyor. Anlamadım!

- Vitrindekini sahtesiyle değiştirdim.

- Kimse anlamadı mı?

- Çalındığını kimse bilmiyor.

- Gelgezgörgit Müzesi’nden alınıp birçok müzede de sergileniyor. O kadar uzman anlamamış mı?

- Anlayamazlarmış.

- Neden?

- Sahtesini yapan çok ustaymış. Sonradan öğrendim adına Mücevher deniyormuş. Gören olmamış. Bağışlanmayı diliyorum.

- Tanrı sizi duydu. Artık gidebilirsiniz.

- Teşekkür ederim.

Bir saat kadar sonra çalınır kapısı odasının. Açar. Bir genç adam. Konuşur bakarak gözleri yere.

- Günah çıkartmak istiyorum. İtiraf etmek istiyorum.

- Buyrun geçelim içeriye.

Girer içeriye bir anda.

- İtiraf edebilirsiniz… Dinliyorum sizi…

- Gelgezgörgit Müzesi’nden haç çaldım. İtiraf ediyorum. Çok pişmanım.

- Birçok haç var müzede. Hangisini çaldınız?

- Şu değer biçilemeyen eşsiz haçı çaldım. Çok pişmanım.

- Ne zaman çaldınız? Dün gece mi?

- 6 yıl önce çaldım. Çok pişmanım.

- Haç yerinde duruyor. Geri getirmişlerdir.

- Çalındığını kimse anlamadı.

- Nasıl anlamadılar?

- Yerine sahtesini bıraktım. Çok pişmanım.

- Sahtesini mi?

- Evet. Sahtesini bıraktım. Çok pişmanım.

- Kim yapmış sahtesini?

- Bilmiyorum. Çok pişmanım.

- İtiraf ettiniz. Tövbe ediyorsunuz. Bir daha çalmayacaksınız.

- Tanrı’nın sofrasında olmak istiyorum. Çok pişmanım.

- Tanrı sizi duydu. Artık gidebilirsiniz.

- Çok teşekkür ediyorum. Rahatladım. Çok pişmanım.

Karışmıştır kafası. Düşünmektedir ‘bu ne iştir’ diye. Çalınır kapısı yarım saat sonra. Durmaktadır karşısında saçı beyazlamış adam. Allak bullaktır yüzü. Dokunulsa ağlayacak cinsinden. Konuşur sanki derinliklerden gelen ses tonuyla.

- Günah çıkartmak istiyorum.

- Buyrun odaya gidelim.

- İtiraf edebilirsiniz… Dinliyorum sizi…

- Ben Gelgezgörgit Müzesi’ndeki haçı çaldırdım. Çok üzgünüm. Yaptırdım sahtesini. Çok üzgünüm. Bir hırsız tuttum. Çok üzgünüm. Değiştirdi gerçeğini sahtesiyle. Çok üzgünüm. İtiraf ediyorum. Tanrı’nın sofrasından dışlanmak istemiyorum. Çok üzgünüm.

- Ne zaman çaldınız?

- 3 yıl önce.

- Gerçeği sizde öyleyse.

- Artık bende değil. Çok üzgünüm.

- Sattınız mı?

- Satmadım. Çok üzgünüm.

- Demek kayboldu.

- Kaybolmadı. Çok üzgünüm.

- Ne oldu?

- İki gün önce yerine koydurmaya karar verdim. Çok üzgünüm. Hırsızı da ayarladım. Çok üzgünüm.

- Yerine konuldu mu haç?

- Haçı kışlık villadan getirmiştim bir gün önce. Gece yarısı eve geldim. Haç ve kasadaki 500 bin dolar çalınmıştı. Çok üzgünüm.

- 500 bin Dolar az para değil. İnsan üzülür.

- Paralara üzülmedim.

- Üzülmediniz mi?

- Onlar sahteydi. Hırsızı yanıltmak için.

(“Üzülmeyin! Haç da sahteydi.” diyecekti ki, tuttu çenesini. Tanrı’nın işine karışılamazdı.)

- İtiraf ediyorum. Tanrı’nın sofrasında olmak istiyorum. Çok üzgünüm.

- Tanrı sizi duydu. Artık gidebilirsiniz.

Adam bölmeden çıkarken bir bayanla karşılaştı.

- Günah çıkartmak istiyorum.

- Buyrun…

Aynı anda girerler içeri.

- İtiraf edebilirsiniz… Dinliyorum sizi…

- Gelgezgörgit Müzesi’ni biliyorsunuz.

- Çok iyi biliyorum.

- Müzede ne zaman ve kimin yaptığı bilinmeyen bir haç var. Değer biçilemiyor. Hangi malzemelerden yapıldığı da bilinmiyor. Taşların ne olduğu bilinmiyor.

- En iyi bildiğim konulardandır.

- Ben o haçı Gelgezgörgit’ten çaldım.

- Dün mü çaldınız?

- Hayır. Sekiz yıl önce. Haç bulunup müzeye konulduktan bir ay sonra.

- Şu anda yerinde duran sahtesi.

- Sahtesini de ben yapmıştım.

- Hanımefendi baştan anlatır mısınız? Kafam karıştı.

- Haç müzeye konuldu. Malzemelerin niteliği belli değildi. Bu kadar değerli bir tarihi eseri mutlaka çalmak isteyenler olacaktı.

- Çalmak isteyenler olabilir...

- Sahtesini yaptırmak için bir usta gerekli. O da bendim.

- Siz mücevher ustası mısınız?

- Aynen. Ve mesleki meraktan.

- Mesleki merak mı?

- Önce sahtesini yaptım. Sonra gerçeğiyle değiştirdim. Hangi malzemelerden yapıldığını öğrenmeliydim.

- Öğrendiniz mi?

- Öğrendim. Malzeme bilgisinde yelpazem geniştir. Ve benzer malzemelerle incelenince anlaşılamayacak sahtesini yaptım.

- Sonra?

- Sonra benzerini ilk yaptığım tam sahtesiyle değiştirdim.

- Gene müzede mi?

- Gelgezgörgit Müzesi’ni çok severim. Ve…

- Ve…

- Her yıl iki üç istek geliyor.

- Neden?

- Çalmak için. Benzerini üretip veriyorum.

- Sahte haç, sahte haçla mı değiştiriliyor?

- Sahte değil benzeri. Çalındığı belli olursa, karışır ortalık.

- Gerçek haçı sattınız mı?

- Gerçek haç bende. Gerçek haç benim meslekte onur diplomam. Ve çalınmasını da önlemiş oldum.

- Şimdi itiraf ediyorsunuz?

- Günah çıkartmak için itiraf etmiyorum.

- İlk başta günah çıkartmak istediğinizi söylemiştiniz.

- Psikolojik olarak birisine anlatmalıydım. Sizin güvenilir ve dürüst birisi olduğunuzu öğrendim.

- Beni psikolog yerine mi koydunuz?

- Bir bakıma öyle de oldu. Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Ben gidiyorum.

Çıkıp gitmişti bayan. Durdu kaldı öylece. Karışıktı kafası. İki dakika geçti. Uyandı birden. Mücevher idi bayan. Yöneldi kilisenin dışına sanki bir şeyin değişeceğini umut edercesine…

* * *

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?