Geçmiş Hayatların İzinde…

“Kadırga’da, hemen meydana açılan bir bostanımız vardı. Yani, kocaman bir sebze ve meyve bahçesi! Orası bugünün Manyas Kuş Cenneti’nden bile daha güzeldi. Bostana kapıdan sonra dar bir yol ile girilirdi. Yolun iki tarafında atların ve arabaların bulunduğu ahırlar vardı. Yolun sonunda çepeçevre tahta oturma sıralarıyla çevrili geniş bir meydana çıkılırdı. Bu meydanın sağ köşesinde bostancının evi ve onun önünde de bostan kuyusu olup, kuyudan su çekmek için gözleri bağlı olarak çarkın koluna bağlanmış bir beygir dönerdi. Bostandaki gübre kokuları oranın havasına ayrı bir güzellik katardı. O günleri yaşamayanlar bunu bilemezler.

Yazın mısır zamanı ortada kazan ile bostanın kendi mahsulü olan mısır kaynatılır, üç veya beş kuruşa satılırdı. Marul isterseniz, bostancı, aklımda kaldığı kadarıyla Cemal Efendi’ydi adı, daha evvelden topladığı marullardan hangisini beğendinizse, kuyu suyuyla yıkayarak getirirdi. O da en fazla beş kuruş idi. Hakiki gübre ile olduğundan, son derece lezzetli ve adeta yağlı gibi idi o marullar. Kırmızı ve yeşil erik toplanmış olarak bulunur, isteyen kilo ile alırdı. Yaz sonuna doğru incir ve üzüm sıraya girerdi. Tabii bu arada, istediğiniz sebzeyi de alabilirdiniz. Çiçeği burnunda kabak, domates, biber ve diğerleri… Babam beş kuruş verir, ‘Git salata al!’ derdi. Cemal Ağa çizmeleriyle bostana girip, kökleri ile kıvırcık salata, taze soğan, kırmızıturp ve istersem roka ve tere de toplayıp, onları kuyu suyu ile yıkadıktan sonra, saz ile bağlayıp verirdi. Bugün oradan yediğimiz sebze ve meyvelerin tadı hiçbir yerde bulunmaz. Sabah erkenden gelenler de olurdu, fakat öğleden sonra bostanın meydanı piknik yerine döner, bazen oturacak yer bile kalmazdı.

Kadırga’ya bitişik Kumkapı’da Ermeni vatandaşlarımız çoğunlukta idiler. Bostana gelenlerin de çoğunluğu Ermenilerdi. Hatta bazen yemekleriyle gelirlerdi. Bu bostanlardan İstanbul’un her semtinde vardı. Savaş ertesi İstanbul’un nüfusu az olduğundan, Atatürk mübadelede İstanbul’a gelen Rumeli göçmenlerine bostan olarak kullanılan boş arazileri bağışlamıştı. Gelenler başta tarım olmak üzere mesleklerini yürütmüş, fakat ikinci ve üçüncü kuşaklar arsa fiyatlarının cazibesine kapılarak, buraları satmış ve o güzelim bostanların birer taş yığını haline gelmesine sebep olmuşlardır. O zamanlar dağıtılan bu tapulara ‘satılamaz’ kaydı konmalı idi zannımca. Bugün suni gübre ve hormon ile devleşmiş sebze ve meyveler, o günlere göre hiçbir özelliği olmayan otlara dönüştü.

Kadırga’da bitmeyecek kadar güzellikler vardı.

Yazın okul tatillerinde bütün çocuklar bir işte çalıştırılırdı. O zamanın en zenginlerinden sayılan büyük fabrika sahibi Selanikliler bile çocuklarına iğne, iplik, lastik gibi bir şeyler alarak sattırırlardı. Bu çocuklar Mahmutpaşa yokuşunda ‘İğneler, makaralar’ diye bağırarak dolaşır veya askı satanlar ‘Tek alana beş, iki alana yedibuçuk’ diye bağırarak müşteri ararlardı. Kürkçüler Çarşısı’nın çıkışı, yani Çemberlitaş Camiinin arkası marangozların, ciğercilerin çok bulunduğu bir yerdi. Mezbahadan haftada üç sefer gelen daha soğumaya vakit bulamamış taze sakatat kilosu yirmi kuruşu geçmeyen bir fiyata satılırdı. Bugün lüks olan sakatat fakir yiyeceği olduğu için, zenginlerin ciğerciye gelmesi ayıp sayılırdı o zamanlar. Çemberlitaş Sineması’nın karşı sokağı ise, kasaplarla dolu idi. Karaman otuzbeş, dağlıç otuzbeş, kıvırcık ise otuzaltı kuruş idi. Etler taze gelir, her kasabın vitrininde en az onbeş-yirmi koyun asılı olurdu.

Bir okul tatilinde babam beni beş kuruş haftalıkla Çemberlitaş’taki bir marangozun yanına vermişti. O kış evimizde yakacak parası yetmedi. Tahtakale’nin bir Uzunçarşı’sı vardı. Burada her türlü ağaç eşya yapılır ve satılırdı. Marangozdaki ustadan tahta isteyerek kendime bir araba yaptım. Araba tekerleğinin tanesi bir kuruş, dingilin tanesi birbuçuk kuruş idi. İki dingil, dört tekerlek yedi kuruş ediyordu. İlk haftalığımla satın almaya gittiğimde param eksi kaldı, ama satıcı ‘Haftaya getirirsin’ diyerek hepsini verdi. Üniversite okumamıştı, hatta belki okuma yazması da yoktu ama çocuk psikolojisini bugünün okumuşlarından daha iyi biliyordu ve kalbi sevgi dolu idi. Ertesi hafta haftalığımın tamamını götürdüm ve üç yedek tekerlek istedim. Bir de fazladan, dört tane verdi.

Akşamları dükkanı süpürmek benim görevim idi. Her akşam bir çuval dolusu talaş ve köşebent denilen tahta parçaları çıkıyordu. Hepsi de gürgendi. Onları bir çuvala doldurur, arabama bağlar, eski Belediye’nin önündeki Piyerloti Caddesi’nden aşağı, evimize götürürdüm. En güzel oyunum bu idi.

Bir yandan da marangozluğu öğreniyordum. Zımparalama, gomalak sürme ve yağlama, hatta bazen cila işi yaptırırlardı. Hafta sonunda, biten ağaç işleri en az dört sefer döşemesi yapılmak üzere Çakmakçılar Yokuşu’ndaki Haraççı Kardeşler’e götürülürdü. On veya onbir yaşında idim. Koltuk iskeletlerinin sert köşeleri avuçlarımı keser, acısı dayanılmaz olur, fakat itiraz olamazdı. Evimizin alt katındaki döşemenin altına inilen bir kapak vardı ve bu, döşeme ile temel arasındaki bir boşluğa açılıyordu. O yaz bu boşluğu getirdiğim talaş ve odun parçaları ile doldurdum. Babamın işi bozulduğundan, bu çok işimize yaradı. Kış boyunca çok az yakıt parası verdik.

Pek de önemsenmeyen bu gibi işler çocukları farkına varmadan bir sanat öğrenmeye sevk ediyordu. İşyerimden aldığım düzgünce tahtaları cam parçaları ile kazıyarak çeşitli oyuncaklar yapıyordum. İstanbul’un her tarafında sürekli büyük yangınlar çıktığı için, sokaklar çivi ve cam parçaları ile dolu idi.

(…)”

(Geçtiğimiz ay yayınlanan ‘Geçmiş Hayatların İzinde’ isimli anı romanımdan kısa bir bölüm!)

Murat Hiçyılmaz / [email protected] yahoo.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?