Adil Yargılama Hakkı Nedir?

ADİL YARGILANMA HAKKI NEDİR? HANGİ DURUMLARDA ADİL YARGILANMA HAKKI İHLAL EDİLMİŞ SAYILIR?

Adil yargılanma hakkı, kişiye yargılaması sonucunda verilen kararın haklı olup olmadığı ile ilgili değil, kişinin yargılama sürecindeki usulün adil olup olmadığı ile ilgili olan bir haktır.

Adil yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” olarak düzenlenmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da, “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” hükmü yer almaktadır.

Yargılaması yapılan kişi, yargılamasını yapan mahkemede adil yargılanmadığını düşünüyorsa yani, dosyada bulunan delillerle ilgili bilgi sahibi olamadığını ve bunlarla ilgili görüşlerini ve itirazını sunamadığını, kendi delillerini mahkemeye sunamadığını ya da sunduğu delillerin mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, yargılamanın uzun sürdüğünü vs. iddia ediyorsa, bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesine başvurarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürebilir.

Adil Yargılama İlkeleri

Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına göre, adil yargılama ilkelerine ilişkin kriterler şu şekilde belirlenmiştir;

- Yargılamanın makul süre içinde sonuçlandırılabilmesi ve kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkının tanınması,

- Yargılamanın istisnalar hariç aleni olarak yapılması,

- Hakkaniyete uygun yargılama yapılması,

- Suçsuzluk karinesine riayet edilmesi,

- İsnadı öğrenme hakkının sağlanması,

- Savunmayı hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı,

- Kendi kendine savunma veya bir müdafiinin hukuki yardımından yararlanma hakkı,

- Duruşma sırasında tanıklara soru sorabilme ve delilleri Cumhuriyet savcısı ile eşit koşullarda tartışabilme imkanının sağlanmasıdır.

Mahkemeler tarafından yapılan yargılamalarda bu kriterlere uyulmaması halinde, kişinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiği kabul edilmektedir.

Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin kabul edilebilir olduğu hallerde de, mahkeme tarafından başvurucuya uygun bir tazminat ödenmesine hükmedilir.

Tazminat miktarı her dosyanın kendi koşulları dikkate alınarak belirlenmekle birlikte, örnek kararlar uyarınca başvurucuya, 12 yıl 6 ay süren bir hukuk davasında 19.600 TL, 9 yıl 6 ay süren ceza davasında 14.000 TL, 10 yıl 6 ay süren idari yargı davasında 24.000 TL manevi tazminata hükmedildiğini söyleyebiliriz.

Yargılamalarda Makul Süre Nedir?

Yukarıda ifade etmiş olduğumuz üzere, yargılamanın makul süre içinde sonuçlandırılmaması, adil yargılanma hakkının ihlalidir. Ancak makul sürenin ne kadar olduğu ile ilgili kesin bir süre belirlenmemiştir.

Zira, her davanın kendi özelliklerine göre makul süre değerlendirilmesi yapılmaktadır. Örneğin İş Mahkemesinde görülen bir davanın 10 yılda sonuçlanması ile Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 10 yılda sonuçlanması aynı şey değildir. Ayrı iki mahkemede görülen davanın aynı sürede sonuçlanmış olması adil yargılanma hakkının aynı şekilde ihlali olarak yorumlanamaz.

Makul süre ile ilgili, ortalama bir sürenin belirlenmesi gerekirse de, yerleşik kararlar doğrultusunda, yerel mahkeme ve kanun yolları süreci içerisinde toplam 5 yıl ve üzeri süren yargılamaların makul sürede olmadığı kabul edilmektedir.

Peki, son zamanlarda çok tartışılan ‘hukuka aykırı delillere göre hüküm verilmesi’ adil yargılanma hakkının ihlali midir?

Anayasa’nın 38/6 maddesinde “Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” yer almakla birlikte, CMK 217/2 maddesinde “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

CMK 206/2-a maddesinde de “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş olan delillerin ortaya konulması reddolunur.” öngörülmüş ve bu şekilde yargılamayı yapan mahkemeye, delillerin hukuka uygun olup olmadığını, daha yargılamanın başında değerlendirme ve hukuka aykırı elde edilmiş olan delillerin duruşmada tartışılmasını reddetme görevi verilmiştir.

Bu nedenle hukuka aykırı bir biçimde elde edildiği anlaşılan delillerin, duruşmada ortaya konmaması, okunup tartışılmaması, dosyadan ayrılarak ayrı bir yerde muhafaza edilmesi gerekmektedir.

Anayasanın 38/6, 5271 Sayılı CMK’nın 217/2 ve 206. maddelerindeki bu açık ve emredici düzenlemeler nedeniyle, hukuka uygun bir biçimde elde edilmemiş olan deliller, ceza muhakemesinde delil olarak kullanılamaz ve hükme esas alınamaz.

Görüldüğü üzere Anayasada ve Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan bu düzenlemeler usuli düzenlemeler olup, olayın esasına girilmeden önce usule dikkat edilmelidir.

Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir.

Her ne kadar ‘hukuka aykırı delillere göre hüküm verilmesi’ nin denetlenmesi konusunda mahkemenin vermiş olduğu kararın esasına girildiği düşünülmekte ise de, hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamaması usule ilişkin bir kuraldır.

Bu nedenle yukarıda saymış olduğumuz sebeplerin yanında ‘hukuka aykırı delillere göre hüküm verilmesi’ de, adil yargılanma hakkının ihlalidir.

Nitekim bu hususa ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi bir kararında; “Başvurucu, davasında hukuka aykırı delillerin hükme esas alındığını belirterek, “adil yargılanma” ve özel yaşama saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma talep etmiştir.

... Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte, somut olayda, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği ve aramanın icrasındaki “kanuna aykırılığın” yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Bu bakımdan, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeye gönderilmesine” karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bu karar ile de görüldüğü üzere, hukuka aykırı delillere göre hüküm verilmesi yani hukuka aykırı delillerin hükme esas teşkil etmesi, Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının açık bir ihlalidir.

Zehirli ağacın meyvesi de zehirli olacağından yenilmez!

Av. Çiler Nazife Koşar / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Çiler Nazife KOŞAR - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?