04 Nisan 2013 Perşembe, 21:36

Bu yeni yazı dizimizde Yaşar Aksoy, her gün “kitaplar ve kütüphaneler” ile ilgili olarak sizleri bir kültür yolculuğuna çıkaracak.. Dünya kütüphanelerinden Milli kütüphanelere, özel kütüphanelerden unutulmaz kitaplara ve ünlü yazarların yaşam öykülerine uzanan bu ilginç yolculuğu seveceksiniz.. Sevgili oğlumuz Çağlayan Irmak’a ithaf edilen bu yazı dizisini, her gün hem bilgilenerek sevinçle, hem de hüzünle okuyacağınıza inanıyoruz. İyi okumalar..

NOT: YAZI DİZİMİZDE HER GÜN YENİ BİR BÖLÜM YAYINLIYORUZ. ÖNCEKİ YAZILAR BU SAYFANIN ALTINDA YER ALIYOR.

 

BEŞİNCİ YAZI

KUTSAL KİTAPLAR

Tanrı’nın dinin mesajlarını, kurallarını ve öğütlerini, in­sanoğluna bildiren kitabına, “Kutsal Kitap” denir..

Tek tanrılı dinler olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslü­manlık, kutsal kitapların vahiy yoluyla peygamberlere bildi­ril­diğine inanır. Vahiy, “ani telkin” demektir. Dini terim ola­rak, Tanrı’nın peygamberlerine ilettiği ilahi sözler, emirler, yasak­lar ve önerileri içeren bilgiler demektir.

Vahiy aracılı veya aracısız olur. Aracısız vahiyde, Tanrı’nın mesajı peygamberin yüreğinde aniden ifadesini bu­lur. Aracılı vahiy, ya elçili, ya da elçisiz olur. Elçi ile olursa Cebrail isimli melek, Tanrı’nın mesajını getirip pey­gambere bizzat bildirir. Elçisiz vahiyde ise, Peygamber Tanrı’nın sözle­rini işitir, ancak O’nu göremez.

Tek Tanrılı dinlerde vahiy yoluyla oluştuğuna inanılan dört kutsal kitap vardır: Sırasıyla Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an-ı Kerim’dir.. Tevrat, Zebur ve İncil, hepsi bir arada olursa buna Kitabı Mukaddes denir, genelde bu şekilde ina­nanlara sunulur.

1- Tevrat: Hazreti Musa’ya Tanrı tarafından indirilen kut­sal kitabın ismidir. İbranice bir kelime olarak “kanun ve öğ­reti” anlamına gelir. İbranice yazılmıştır. Tora (Torah), Ahd-i Atik veya Eski Antlaşma gibi isimleri de vardır (Tev­rat adı, İbranice Torah sözcüğünün Arapça biçiminin Türk­çeye uyar­lanışıdır). Musa’nın Beş Kitabı olarak da bilinir. Çünkü içinde 5 kitap vardır. Musevi Kutsal Kitabı Tarah’ı oluşturan 39 kut­sal metnin sadece ilk beşini kapsar. Bu beş bölüm, Tekvin (Ya­ratı­lış), Mısır’dan Çıkış, Levililer, Çölde Sa­yım, Tensiye’dir (Yasa­nın Tekrarı)..

2- Zebur: Kelime olarak “yazılı şey ve kitap” anlamına gelir. Tanrı tarafından Hazreti Davud’a gönderildiğine ina­nılır. Bugün Zebur’un Tevrat içinde yer aldığı belirtilir. Tevrat’ın içinde Mezmurlar adı ile yer alan kısmın, Hazreti Davud’a verilen Zebur olduğu kabul edilmektedir. Zebur, kutsal ki­taplar içinde en küçük olanıdır.

3- İncil: Kitabı Mukaddes’in (Kutsal Kitap) ikinci kısmı olan Yeni Antlaşma (İncil), hem Yahudilerin hem de Hıristi­yanların kabul ettikleri Eski Antlaşma’nın devamıdır. Yeni Ahit veya Yeni Antlaşma olarak bilinir. Kelime olarak “müjde” anlamındadır. Hazreti İsa’ya gönderilen kitaptır. İsa Peygamber, hayatta iken yazıya geçirilmediği için ona inanan havariler tarafından daha sonra, yıllar sonra yazıl­mıştır. Bu yüzden değişik İnciller ortaya çıktı. 325 tarihinde toplanan İznik Konsili, dört kitabı İncil kabul etti, diğerle­rini yok etti ve yasakladı. Bu dört İncil’in toplamı, birlikte arka arkaya basıla­rak günümüzdeki tek İncili oluşturur. Bu dört İncil şunlardır:

a-   Matta İncili: İbranice, “Tanrımızın hediyesi” an­lamındadır. İsa’nın 12 havarisinden biri olan Roma vergi memuru Celileli Matta tarafından M.S.52-68 yılları arasında yazıldı. Yeni Ahid’in ilk bölümüdür.

b-   Markos İncili: Yeni Ahid’in ilk dört bölü­münü oluşturan kanonik İncillerden ikincisidir. Evanjelist Markos tarafından M.S.60-70 yılları  ara­sında yazıl­mıştır. İn­cillerin en eskisidir. Matta ve Luka İncillerine kaynak teşkil etmiştir.

c-    Luka İncili: Luka tarafından M.S.60 yılla­rında yazıldı. Karakteristik özelliği dönemin Yu­nanlılarına hitap ettiğini düşündürtür.

d-  Yuhanna İncili: Yeni Ahit’in son bölümün­deki dördüncü incildir. Kelime anlamı sevgili veya sevilen demektir. Havari Yuhanna tarafından M.S.90’lı yıl­larda Efes şehri civarında yazıldığı sa­nılmaktadır.

4- Kur’an: Tanrı’nın vahiy yoluyla Hazreti Muhammed’e gönderdiğine inanılan son kitaptır. 23 sene içinde ayet ayet, sure sure 114 zamanda indirilmiştir. 114 sure ve 6666 ayet olan Kuran’ın ilk suresi Fatiha, son süresi Nas’tır. Kuran’ın her 20 sayfasına cüz denir. Otuz cüzden oluşan Kuran, Hazreti Mu­hammed tarafından ayet ayet yazdırılmış ve korunmuştur. Ayrıca her gelen ayet, çoğu Müslüman tara­fından (Hafızlar) ezberlenmiştir. Yazı ile ezber yöntemi birlikte kullanılmıştır. Birlikte korunmuştur. Dolayısı ile hiçbir değişikliğe uğrama­mıştır, içine insan sözü karıştırıl­mamış-tır, tamamen otantiktir. Papirüslere, kemik ve tahta­lara, pişirilmiş tuğlalara, deri üzerine yazılmış sureleri bir araya toplamayı ilk düşünen Ha­life Ebubekir oldu. Her sure, kağıt ya da kurutulup işlenmiş deri üzerine yazıl­maya başlandı. Böylece Kuran ilk olarak ya­zılı şekli topluca ortaya çıktı ve buna sayfalar anlamına gelen “Suhuf” adı verildi. Halife Osman zamanında yapılan incele­mede 5 adet güvenilir nüsha olduğu anlaşıldı. Sonunda kesin ola­rak tek nüsha bir kurul tarafından oluşturuldu, diğer şüp­heli nüshalar yok edildi, hattatlar elde kalan bu tek nüshayı çoğalttılar.

Dört kutsal kitap da incelendiğinde, tarihi ayrıntılar ve kompozisyon tabloları bir kenara bırakılırsa, benzer öğüt­leri insanlara sunduğu anlaşılır.

Tevrat’tan Öğütler: Babana ve anana hürmet et, katlet­me­yeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın..

Zebur’dan Öğütler: Doğru adama bak, kamil insana göz koy, kötülerin sonu kesilmektir, mutlu adam düşünceye ba­kar..

İncil’den Öğütler: Ne mutlu merhametli olanlara, ne mutlu yüreği temiz olanlara, katletmeyeceksin, zina etme­yeceksin, çalmayacaksın, yalan şehadet etmeyeceksin, ba­bana ve anana hürmet edeceksin, komşunu kendin gibi se­veceksin..

Kuran’dan Öğütler: Sabret, dürüst ol, Allah dürüstleri se­ver, barışçı ol, sakın şeytanın peşinden gitme o apaçık düşma­nındır, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın, çalma­yın, başkalarının mallarının üstüne konmayın, rüşvet verme­yin, böylece seher vaktinde Allah’tan bağışlanmayı dileyin..

Kutsal kitapların her çeşidinden, birçok nüshasının kü­tüphanemde olduğunu, bunlara ilaveten bir kamyonet do­lusu dini kitabımın, ek olarak gizli bilimlere ait, yani doğa­üstü ve cin-peri kitaplarımın da pek bol bulunduğunu söylersem, bu bölümü kesmemiz gerekir düşüncesinde ol­duğunuzu hissedi­yorum. Kestim.

Gelecek yazı: Kitabın Kitaplığı


DÖRDÜNCÜ YAZI
Mısır’dan başlayan ilk kütüphaneler

İlk kütüphane hakkındaki bilgilerimiz bizi Eski Mısır’a götürüyor. M.Ö.2400 yıllarında Mısır Kütüphanesi hakkında önemli kayıtlar bulunmakta. Hatta kütüphanenin girişinde “Ruhun Şifa Evi” ibaresi bulunuyor. Papirüs üzerine hiyeroglif yazı biçiminde yaratılmış kitaplar bu kütüphanede saklanmaktaydı.
Asur Kütüphanesi, Asurbanibal Kütüphanesi olarak da tarihe geçmiştir..
Eski Yunan Kütüphaneleri ünlüdür..
İskenderiye Kütüphanesi, 2.Ptolemeus döneminde M.Ö. 284246 yılları arasında kuruldu..
Serapeum Kütüphanesi, İskenderiye’de Serapeum Tapınağı içindeydi.
Bergama Kütüphanesi, parşömen kitapları barındırırdı. İnce hayvan derileri olan Parşömen, kitabın ilk ciddi formunu oluşturdu. M.Ö.197158 yılları arasında hüküm süren 2. Attalides tarafından kuruldu.
Eski Roma Kütüphaneleri de önemlidir.
Efes Kütüphanesi, M.S.110 yılında kuruldu. Celsius Kütüphanesi olarak günümüzde bilinir.
Darül Hikme Kütüphanesi, ilk İslam kütüphanesidir. Abbasi Halifesi Memun tarafından Bağdat’da kuruldu.
Mısır İslam Kütüphaneleri de dünya kültürüne hizmet ettiler.
Endülüs Kütüphaneleri’nin en ünlüsü Kurtube’de idi..
Osmanlı Kütüphaneleri, İstanbul’da, Manisa’da, Birgi’de büyük tarihi görevler üstlendiler. Fetihlerle zenginleştiler, geliştiler..

İlk matbaalar, Gutenberg ve
İbrahim Müteferrika..

Genel kabule göre, 1450 yılında Gutenberg tarafından matbaanın bulunuşu, bu icadın müthiş hızla yayılması, kağıdın egemenliğine dayalı kitap özgürlüğünü sonuna kadar ateşledi. Sanayi Devrimi ise, kitabın sınırsız egemenliğini getirdi..
Johann Gensfleish Gutenberg (13941469) yılları arasında yaşamış, kitabın ve uygarlığın tarihine ismini yazdırmıştır. Ancak Gutenberg’in matbaacılığı çırağından öğrendiği de ileri sürülmüştür. Çırak Loures Coster’in, 1430 yılında Hollanda Hoorlem’de ilk matbaanın ilkel halini kurduğu bilinir.
Kitaplar tarihi ileriye götürmüşlerdir, kütüphanelerin yakılmasına rağmen, kitapların yasaklanmasına rağmen, yazarların işkence görmesine rağmen, tarihi geriye götürmek isteyen nice kitaplar tarihin çizmesi altında ezildiler. Martin Luther onun için şöyle dedi:
“Her büyük kitap bir devrim, her devrim ise büyük bir kitaptır..”
Avrupa’da basımevlerinin yaygınlaşmaya başladığı yıllar, 2.Mehmet (Fatih) zamanına (14511481) yıllarına rastlar. “2. Beyazıt döneminde ise Yahudiler, İstanbul’da ilk matbaayı kurdular. Osmanlı İmparatorluğu 18.yüzyıla kadar içine kapanık yaşadı..
Türkiye’de Padişah 3.Ahmet döneminde, Arap harfleriyle Türkçe kitaplar basan ilk matbaanın  kurucusu olarak kabul edilen İbrahim Müteferrika, bir Macar dönmesidir.. Temmuz 1727 tarihli ferman ile matbaa iznini alan İbrahim Müteferrika, Tefsir, Hadis, Fıkıh gibi dini kitapları bastı. 31 Ocak 1729’da din dışı ilk kitabı da bastı. İmam Ebu Nasr İsmail Bin Hammed El Cevheri’nin Vankulu Lugatı’nın 1000 adet basılması bir devrimdi..
Padişahların cehaleti, Ulema ve hattat tepkisi 269 yıl matbaayı ülkemize sokmamıştır..
Matbaa konusunda Avrupa ile aramızdaki 269 yıllık fark, geri kalmışlığımızın en önemli sebeplerinden biri, değil midir?..

GELECEK YAZI: Kutsal kitaplar..

 

BUGÜN ÜÇÜNCÜ YAZI

Bergamalı Parşömen tarih sahnesine çıkıyor

Daha sonra Parşömen (Bergama kağıdı) ortaya çıktı..

Bergama Uygarlığı, bu buluşun merkezidir. Bergama Kralı 2.Eumene zamanında (2.yüzyıl) çok inceltilen kuzu deri­sinden Parşömen kağıt yapıldı. Mısır Firavunu, Ber­gama Kü­tüphanesi’ni kıskandığından Bergama’ya ihraç edilen Papi­rüsü kesince, Bergamalılar yeni bir kağıt türü yaratmak için düşünmeye ve araştırmaya başladılar.

Sardis’li Krates, Bergama Kralı’na keçi derisinden özel bi­çimde hazırlanmış bir örnek getirdi. Krates’in yardımcısı İrodikes, derileri daha ince bir duruma getirerek istenildiği gibi kullanılacak hale getirmişti. Bu iş üzerinde çalışan sa­nat­karlar, çeşitli boyda olan derileri keserek ve istenilen rengi vererek şimdiki kitapların bir proto tipini oluşturdu­lar. Bu kağıtlar üzerine ucu sivri madeni çubuklarla yazı yazılır, sonra bildiğimiz kitap haline getirilirdi. Kağıdın her iki tarafı­nın da kullanılması büyük kolaylık getirdi.

Parşömen sayesinde antik çağın tüm değerli yapıtları ya­zılmış, çoğaltılmıştır. Bilginler eserlerini yaratmış, yazı­cılar kopya etmiş, böylece Bergama Kütüphanesi 200.000 ki­tapla do­lup taşmıştır. Bergama M.Ö.133 yılında Roma yö­netimine geçtiği zaman Romalı bilginler Dünya ve Anadolu kültürünü incelemek için aradıkları eşsiz yapıtları Bergama Kütüpha­nesi’nde buldular. Bu kütüphane, İmparator Antonyus tara­fından Mısır Kraliçesi Kleopatra’ya hediye edilmiştir. M.Ö.47 yıllarında yanan İskenderiye Kütüpha­nesi böylece boşluğunu doldurmuş, Anadolu’nun en eski kütüphanesi yurdundan koparılmıştır.

Parşömenden sonra kumaşa geçildi. M.S.105 yılında Tsai Lun, bitki kabukları, kenevir, pa­çavra, pamuk kalıntı­ları kul­lanarak kağıdı icat etti. Kağıt, Çin’den kalkıp İpek Yolu ile dünyaya yayıldı. İlk kağıt fabri­kası, M.S.794 yı­lında Bağdat’ta Harun Reşit zamanında ku­ruldu. Orta Çağ’ın sonunda kağıt üretimi ve ticareti tamamen Avrupa­lıların eline geçti. Kağıt, Avrupa’da 12.yüzyılda ortaya çıktı, 14.yüzyıla kadar ağaç baskı olan tipografi yöntemi ile kitaplar yaratıldı.

GELECEK YAZI: Mısır’dan başlayan ilk kütüphaneler

İKİNCİ YAZI

Papirüs’ten günümüze kitap..

Bu gezegen üzerinde yürümeye ve düşünmeye başla-yan insan, ilk çağlardan beri uygarlık savaşının inatçı yolcusudur..
En ilkel koşullardan en ileri teknolojilere uzanan ve milyonlarca yılı kapsayan bu mücadelesinde, hiç şüphesiz insanın en büyük yardımcısı ve itici gücü Kitap’ın ta kendi-sidir. Sümer’in kil tabletleri, Mısır papirüsleri, antik Roma’nın tomarları, Bergama parşömeni, Ortaçağ el yaz-maları, bizim basılı kağıtlarımız, kitabın gelişim sürecindeki aşamalardır.. Önümüzdeki yüzyıllarda da insanoğlunun yönünü belirleyecek olan güç, yine kitaptır. Klasik veya e-kitap, ne olursa olsun, insanoğlu yanında kitapla uygarlık mücadelesine devam ediyor..
Şöyle bir benzetme yapabiliriz..
İlk insanların ve en gelişmiş küresel insanların da yer al¬dığı bir orkestra düşünelim.. Her kafadan bir ses çıksın, ama tüm bu sesler gerçekte anlamlı bir besteyi sunuyor olsunlar. Orkestra şefinin elindeki yönlendirici değnek kitaptır. Orkestra şefi kim diye sorarsanız, kimi ona Tanrı diyor, kimi Bilim diyor.. Biz şefin elindeki değnekle ilgiliyiz..
Yazı, kitabın içine gizlenmiştir. Yazı, kitabın kanıdır..
Şöyle bir geçmişe dönelim..
Kitaptan önce “Bellek” vardı, yani eski terimle “Zihin”..
İnsanoğlu, okuma yazmayı bilemediği, kağıdın, kalemin, mürekkebin, daktilonun ve diğer yardımcı kavramların bulunmadığı en eski karanlık yüzyıllarda, tüm bilgiler, yasalar, emirler, efsaneler, destanlar, anlatılar, inanç ve gelenekler, duygu ve düşünceler kitaplarda değil, insanoğlunun belleğinde, o zamanki ilkel insanın küçük zihninde gizleniyordu.. İnsanlar bilgiyi ve dinlediğini, bellek yolu ile birbirlerine aktarıyorlardı, Krallar fermanlarını sözlü olarak halka duyuruyor, şairler çevrelerindeki insanlara şiirlerini aktarıyor, o insanlar o şiirleri başkalarına sunuyordu, babadan oğla, dededen toruna, kabileden kabileye, köyden köye bu böyle devam edip gidiyordu, Orhan Öcal’ın deyimiyle, “İnsan, canlı bir kitaptı” o zamanlar..

İnsanlar önce mağaralara resim yaparak, o resimdeki şeyi aktarmaya başladılar. Eğer kuş resmi çizmişlerse, gördükleri bir kuşu anlatıyorlardı, sonra İdiographic yazı şekli ortaya çıktı; bir adım ilerisine geçmiştik serüvenimizin, artık insanlar mağara duvarına kuş resmi çizerlerse uçmak eylemini anlatmış oluyorlardı, somut şekle düşünsel kavram yüklemişlerdi..
Böylece 7000 yıl önce yazı bulundu.. Yazı ile birlikte artık bilgi kayıt altına alınıyor ve saklanabiliyordu. Kitaba giden heyecan verici serüven başlamış oldu..
Önce Mısır yazısı denilen hiyeroglif yaratıldı. Fransız bilgini Jean François Champollion 1821’de bu yazıyı çözdü ve 3000’den fazla işaret olduğunu belirtti. Bu yazı, resim-lerle kendini ifade ederdi, alfabe daha ufukta gözükmüyordu.
Sonra Çivi yazısı ortaya çıktı. M.Ö. 1200’lerde kullanılmıştı. Hititler, Persler bu yazıyı biliyorlardı. Tuğlalar üze-rine ucu sivri aletlerle yazılan bu yazılar çok ince çubuk biçiminde olurdu.
Fenike Yazısı 26 harften oluşuyordu. Eski Türk Ya-zısı’nın en ilginç örneğini Moğolistan’daki Orhun Kita-besi’nde görüyo¬ruz. Bilge Kağan tarafından diktirilen bu kitabe’yi, Danimarkalı Wilhelm Thomson okudu. Türkler, Soğd Alfabesi, Göktürk Alfabesi, Uygur Alfabesi gibi üç alfabe kullandılar.  Türkler İslam’ı seçtikten sonra bir çeşit hiyeroglif olan Arap Alfabesini seçtiler, 1928 yılında Latin Alfabesini tercih ettiler.
İnsanlar yazıyı fark ettikten sonra, ne bulurlarsa üzerine yazmaya başladılar. Taşlar, mağara duvarları, tahtalar, kil, mum, kurşun, fildişi, koyun köprücük kemikleri, ağaç kabukları, hayvan derileri, daha sonra kumaşlar, bu sürecin içinde insana yazıyı üstlerine yazması için sunuldu..
Örneğin Hazreti Muhammed, Kuranı Kerim’i koyun köprücük kemikleri üzerine yazdırdı.
Papirüs, insanın kullandığı ilk malzemeler içinde en ünlüsüdür. Nil Vadisi’nde özellikle deltada yetişen Papyrus bitkisinden yapılan kağıda benzer ama kolay yıp-ranan bu malzeme Mısır Firavunları devrinde (M.Ö. 3000’den beri) kitap yapmak için kullanıldı. Papirüs kitap, rulo şeklindeydi. Yazı satırları, sütunlar şeklindeydi.

Gelecek yazı : Bergamalı Parşömen tarih sahnesine çıkıyor

+++++

İLK YAZI
Ödemiş’te bir kütüphane..
COŞKU bazen gelir hüzünle buluşur..
Sevinçle çağlayan bakışlar işte o zaman gözyaşının şiiriyle yıkanır..
İnsanlığa hizmet ülküsü coşup çağlarken, tek bir insanın yitirilmesi karşısında işte o zaman bir an çaresiz gibi kalır; ama hemen ardından gözyaşı ırmaklarının bir türkü söylediğini fark edersiniz; bu türkü yine o vazgeçilmez yaşama coşkusu içinde volkanlaşan insanlığa hizmet ülküsünün yeniden ete kemiğe bürünmesidir. Ölen kişinin yeniden canlanması gibi bir şeydir..
Hani ne demişti, Nazım Hikmet?.. İster tarlada zeytin toplarken, ister bir bembeyaz gömlekle bir labatuvarda deney yaparken içiniz insanlık acılarıyla burum burum burkulsa bile, o muazzam insanlığa, hem de hiç yüzünü göremeyeceğiniz uzaklardaki insanlara hizmet etmenin gururunu yaşayabilmektir insanlık!..
Ödemiş’te bir kütüphane açıldı..
Mescitli Köyü’nde insanlığa bir kütüphane armağan edildi..
Köy Çocukları Kütüphane Oluşturma Kültür Sanat ve Dayanışma Derneği’nin bir hizmeti olarak anıtlaştı..
“Atatürk Çocukları Çağlayan Irmak Kütüphanesi”, 29 Mayıs 2012 günü insanlığa armağan edilirken, British Museum Kütüphanesi’nden Bodrum Halk Kütüphanesi’ne kadar yeryüzündeki sonsuz sayıdaki kütüphaneye yeni bir kardeş katıldı.
Bilir misiniz?..
Dünyadaki tüm kütüphaneler kardeştir.
Hepsi büyük Kütüphaneler Ailesi’nin birer ferdidir.
Çağlayan Irmak Kütüphanesi de bundan böyle böyle bir insanlık birikiminin bir kardeş anıtı olarak parlayacak, insanlığa hizmet edecek.
Ne güzel..
Ne mutlu onu yaratanlara..
İçimizdeki coşku, Çağlayan hüznü ile yıkansa bile bakışlarımızı çocuklara, ötelerde yüzünü bile göremeyeceğimiz insanlara, muazzam kültür dünyasına çevirdiğimiz zaman, o hüznün yerini yine coşku kaplayacaktır, hem de hiç dinmemecesine..
Kütüphane açılışında çekilen fotoğraflara bakıyorum. Feleğin çemberinden geçmiş yaşamım içinde tanıdığım gerçek bir özverili hizmet adamı olan, gazetecilikten çevreciliğe, arkadaş dostu olmaktan bir gerçek yurtseverliğe kadar örnek bir Ödemiş insanı olan baba İbrahim Irmak’ın açılıştaki çocuklarla birlikte çektirdiği fotoğrafta patlayan göğüs kabartıcı gururun hemen ardındaki o derin hüznü izlerken ürpermedim değil, hele hele Füsun Hanımın mahzun bakışları..
Ne yapsak Çağlayan’ı geri getiremeyiz değil mi?..
Oysa binlerce Çağlayan’ın yeniden yetişmesi için kolları sıvamak, bunu bir kütüphane ile süslemek Çağlayan’ı sonsuza kadar yaşatmanın çok anlamlı bir yoludur.
İşte Ödemiş Mescitli Köyü’nde bu yapıldı.
Şimdilik 3500 kitap, halkımıza sunuldu..
Törene katılan pek sevgili, çilekeş Zeynel Kozanoğlu ağabeyimi, büyük hocam Kaya Çelikkanat ağabeyimi, can dost Attila Sertel kardeşimi, değerli sanat yazarı ve ressam Hülya Sezgin’i ve köy çocuklarına kendini adamış dernek başkanı Mesut Tim’i kıskanmadım değil, ama hemen kollarımı sıvayıp sabaha kadar çalışıp bu yazı dizisini “Haberhürriyeti” okuyucuları için hazırladım, çorbada benim de bir tuzum olsun istedim. Bir yıl önce Çağlayan’ın cenazesinde İbrahim Irmak kardeşimin yanıbaşında, onun alnını hep kolonyalı mendillerle silerken duyduğum acıyı yeniden yaşayarak, ama hemen ardından insanlığa hizmet ettiğimizin bilincini fark ederek, sonsuz bir coşkuya dönüşerek.. Ne demişti Nazım baba?.. Hatırlayın..
İzmir İli Ödemiş İlçesi Mescitli Köyü Atatürk Çocukları Çağlayan Irmak Kütüphanesi tabelasının tam tepesinde gürül gürül dalgalanan bir Türk bayrağı var..
O bayrak dalgalandığı sürece..
Çağlayan yaşayacak..
Nice Çağlayan’lara hizmet aşkıyla o bayrak hep dalgalanacak..

YAŞAR AKSOY

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO