Son Dakika
17 Ağustos 2018 Cuma

03 Ağustos 2018 Cuma, 16:00

Köpek deyip geçmemeli insan. Kediler ne kadar evlerine bağlıysalar, köpekler de o denli bağlıdır sahiplerine.

Gelenek, yöresel söylence birikimi ve mistik inanış ve deyim, gibi özellikler gündelik hayata adapte ediliyor. Bitmeyen, dinmeyen yağmurların yerinden kopardığı kaya parçası/parçaları, sonrasında bir sahilde, birbirine benzeyen kum birikimleri ve ‘Kum Tanecikleri’…

“… Şimdi ona baktıkça, o eski günleri anımsıyordu Kâtip! Nasıl sokağa atabilirdi ki… Köpek deyip geçmemeli insan. Kediler ne kadar evlerine bağlıysalar, köpekler de o denli bağlıdır sahiplerine. Yaradılışının, doğasında vardı bu bağlılık hayvanın! Co da öyle bağlıydı işte sahibine! Gündüzleri Kâtip nereye, köpek de arkasından tin tin tin oraya…” (*)-(44/51).

           “… Önce bir avuç kum alıyorum yerden. Kuvvetlice sıkıyorum avucumda, sonra bırakıyorum. Hepsi dökülüyor. Elimde kalanları üşenmeden oturup saysam on binleri bulur. Belki de daha fazla… Bir süre onlara ve yerdekilere bakıyorum. İrili ufaklı her biri rengârenk! Hangi dağın, hangi taşın izlerini taşıyor her biri kim bilir…” (**)-(111).

           Herhangi bir olayı, fiziksel dünyada oluşan herhangi bir değişmeyi, salt fiziksel bir olgu olarak niteleyemeyiz. Her şeyden önce insan olma özelliğimiz bunu engeller. Dışımızda oluşan bir şeyi, en büyük bir nesnellikle, tutkusuzlukla gözlemlediğimiz zaman bile, bu “şey” in iç dünyamızda oluşturduğu değişimlerin etkisini sıfıra indiremeyiz. Gerçekliğe tanıdığımız her türlü anlam, iç dünyamızın kendiliğinden bir katılımını (iştirakini) önsayar…

Olgusal anlamda, duyularımız, olguyu bize, salt olarak veriyor. Yani karşılıklı ilişkinin tek yönü, nesne özne yönü söz konusudur. İfadesel anlamda ise duyularımızın aynı zamanda özneden nesneye doğru işlediğini görüyoruz. Ama bu karşılıklı ilişki, bu nesne ilişkisi, yine pratik deneyimlerimizin sınırları içinde kalıyor ve doğal olarak kendiliğinden oluşuyor.

İncelediğim kadarıyla ve betimlediğim paragraflarda şunları gördüm; yazar ‘Ali Kaya’, yazmış olduğu bu öykü tadındaki kitabında, düşüncelerini anlatırken bir yandan da şiir tadını okura aktarmış. Bu arada da yansıttığı öykülerinde, yaşanılan toprakların, yaşanılan objelerin ve birçok değerin salt bir görünüş değil, dağarcığımızda sürekli dönen bir film şeridi olduğunu da yansıtıyor! Dağların, tepelerin, deniz kıyısında varlığını idame ettiren kum taneciklerinin, varsıllıklarından öte bilmediğimiz bir görsellikle yaşadıklarını aktarıyor. Kısaca, yıllar önce yazdığım bir kitabımda yazarın, pencerenin ötesini görmesinden söz etmiştim. Çünkü yazar, anlattığı öyküsünde-romanında kısır düşüncelerden çok ufkunu açacak ve bilhassa okura telkininde geniş ve görsellikleri uzak boyutlara yönelmelidir…  Açıkçası, yılların öykü düşünüründe ben, bu varsıllıkları birbiri ardına betimledim. Bu sözlerimi şuanda daha geniş boyutta anlatmaktan öte, ‘Kum Tanecikleri’ kitabının okur tarafından okunması, anlatımlarım için daha vurgulayıcı olur sanırım…

Yukarıya aldığım ilk paragrafta (*); yazarın aktarmış olduğu naif düşünce, bir kez daha içimizdeki hayvan sevgisini adeta benliğimizde metalaştırıyor! Bir anlamda bizimle özdeşleşen bu hayvana karşı, kendimizi yakın, hatta yakından öte hissediyoruz… İkinci paragrafta ise yazarımız (**); bastığımız yerlerin bile, düşünümüzde kimliğinin varsıllığını vurguluyor! Her türden varlığın ve nesnelerin, muhakkak bir değerinin varolmasını vurguluyor…

Tüm bunların ötesinde, yazar,  okurken kendisinin bile varmak istediği ve çoğunlukla düşlerimize sunulan bazı realitenin, dağarcığımızı yeni boyut düşüncelere yönelmesini de sağlıyor…

Öykücülüğümüzün son on yıl içinde yaşadığı canlılığın aynı düzeyde kesintisiz biçimde sürmesi beklenemez. Nasıl ki bu canlanmanın başlangıcında yeni yazarlara yapılmışyeni yazarlara yapılmış erken eleştiriler kuşağın sonradan gitgide artan pırıltısıyla yanıtlanmıştır, sonunda zaman yaşanması da olağan sayılmalıdır. Kaldı ki öykücülüğümüz, yeni ve çok yetenekli yazarlarını her kuşak içinden art arda çıkarırken geleceğe doğru adımlarını da daha sağlam atıyor…

Ve burada, bu sayfanın okurlarının bilhassa dikkat etmesi, ustalığını bir biçimde aktaran bir ismin öykülerden oluşan, birçok öyküsü olduğu gibi ‘Kum Tanecikleri’ ismiyle anılan ‘Ali Kaya’nın kitabını okumalarını öneririm.

Meraklısına; Yazarımız 1944 Isparta/Aksu doğumlu. Dikili Lisesi Edebiyat Öğretmenliğinden emekli olduktan sonra yazım üretimlerine daha da ağırlık vermiştir. Birçok dergi yazımları, öykü kitapları olan ‘Ali Kaya’, yaşamını Dikili’de sürdürmektedir…

 Yorumlanan öyküler;

(*)     ; “Kâtip Hüseyin”

 (**)   ; “Kum Tanecikleri”

 

eskisehir escort ankara escort escort samsun escort bayan bursa

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir