Son Dakika
19 Ağustos 2018 Pazar

KOMÜNİST BAŞKAN İLE;

Makam masasının arkasında Atatürk fotoğrafı. Odadaki en büyük poster bu. Masada küçük bir Che portresi. Ama yan duvarda daha büyük bir Che var. Karşı duvarda ise yabancı bir ressamın sadece sekiz adet olarak basılmış olan sayıdaki Nazım Hikmet kara kalem resmi.

18 Mayıs 2018 Cuma, 13:06
KOMÜNİST BAŞKAN İLE;

DERSİMDEYİZ…
Bu isim bazılarımıza sempatik ama bazılarımıza da oldukça antipatik gelebilir. Gezimiz sırasında yöre halkının ısrarla bu adı tercih ettiğine tanık olduk. Dersim şehir olarak isyanlarla ve sürgünlerle hatırlanan bir yer olduğu için, yine bazılarımız için romantik bir şehir bazılarımız için şüphe ve güvensizlikle anılan bir yer.

Gözlemlerimizi yazmaya devam edelim biz yine.

Dersim’e girerken Munzur’un mavisi ilk gelenleri çok etkileyecektir bu kesin.

Bu ne güzel bir renk. Bu ne güzel bir doğal peyzaj.

Şehri dolanan bu nehir en az 70 km mesafede Ovacık ve oradan da Munzur gözelerine kadar adeta görsel bir şölen gibi.

Şehrin girişinde billboardlarda Gürsel Erol’un afişleri karşılıyor bizi.

“Anneler gününüz kutlu olsun” CHP Tunceli Milletvekili.

Sonra şehrin içinde de devam ediyor aynı afişler.

Şehrin sokaklarında şöyle üstün körü bir kısa gezintiye vaktimiz var.

Ovacık yolu zorlu olduğu için karanlığa kalmayalım istiyoruz.

Ama karnımız da bir hayli aç.

Elazığ’dan tembihliyiz üstelik.

Şimdi mantar zamanı ve mutlaka mantar yiyin diye.

Şehrin çıkışında Munzur nehri kenarında ve hatta biraz da üzerinde bir restorana giriyoruz tesadüfen.

Sonra tanıdık ve buraları bile eş dostu arayıp soruyorum.

”Doğru yerdesiniz” diyorlar.

Yanımızdan ve altımızdan Munzur akıyor. Oturduğumuz yer camla kaplı olduğu için altımızdan akan nehrin görüntüsü ve sesi ayrı bir keyif veriyor doğrusu.

Hayatımın en pahalı ve en lezzetli mantarını yiyoruz. Memnunuz.

Şehre gelince, değerlendirmesi biraz zor. Doğa çok cömert davrandığı halde, Dersim de birçok şehrimiz gibi, mimari açıdan keyifli bir yer gibi gözükmüyor. Belki de yeterince gezemediğimiz için bu izlenimdeyiz.

Ovacık’a 60 km mesafedeyiz. Ama dikkatli gidin, yavaş gidin uyarıları bizi tedirgin ediyor. Bir an önce yola koyulmaya karar veriyoruz.
Ülkemizin en görülesi yollarından biri bana göre. Bu yolda araba kullanmayı istemem. Kullanmadım da nitekim. Teoman sağ olsun. Ona sen önüne bak biz etrafı seyrederiz dedik. Öyle de yaptık.

Dağların arasından Munzur’u takip ederek 60 km. Muhteşem bir görsellik. Bazen nehir coşuyor bazen dağlar hırçın kayalıklara dönüşüyor. Yolda en az dört beş asma köprünün yıkılmış olduğu dikkatimizi çekiyor. Bazı bölgelerde nehri geçmeyi engellemeye yönelik bir güvenlik önlemi olduğunu düşündürüyor.

Nihayet uzaktan Ovacık gözüküyor. Geniş bir yeşil çayırın ortasında küçük bir kasaba. Solda bir benzinlik. Petrol Ofisi. Duruyoruz. Benzinlik eski Amerikan filmlerindeki gibi. İki pompa. Küçük bir bina. Ovacıklılarla ilk temasımız benzinlikte çalışan gençlerle. Buyurun çay ikram edelim diyorlar. Samimi ve sıcak insanlar.

Biz bir an önce çoğu mavi galvanizle kaplı çatılarıyla farklı bir fotoğrafa dönüşen bu küçük kasabaya girme heyecanındayız.

MERHABA OVACIK
Nihayet Ovacık’tayız. Beklemediğim, öngörmediğim kadar küçük bir kasaba Ovacık. Tabelada nüfus üç bin gözüküyor. Ama 64 adet de köyü varmış.
Doğal çevre ön planda. Yeşil çayırlar, Munzur suyu, başı dumanlı dağlar. Hatta Munzur’un doruklarında halen kar var. Eski deyim ile tam kartpostallık görüntüler.

Sokaklarından ve mekanlarından yoksul bir yerde olduğunuz anlaşılıyor. Sokakların bir kısmındaki beton bloklar ve dikenli tellerden, o binaların asker lojmanları olduğunu anlıyoruz. Ayrıca sokak başlarında askeri araçlar bulunuyor.

Çöp konteynerleri hemen dikkatimizi çekiyor. Üzerinde Ovacık Belediyesi yazan yok gibi. Çiğli Belediyesi, Maltepe Belediyesi ve diğerleri. Okul bahçelerindeki banklardaki durum da aynı. E tabi bir de Gürsel Erol bankları var. CHP Tunceli Milletvekili.

Tohum Takas etkinliği ertesi gün başlıyor. Sabah kalkınca ilk iş belediye binasında alıyorum soluğu. Komünist Başkan Mehmet Fatih Maçoğlu, ülke genelinde sempati kazanmış biri. Onunla da tanışacağız elbet. Ama önce binayı bir gezeyim istiyorum. 
Belediye binası dört katlı bir bina. Girişi kütüphane olarak düzenlemiş. İki duvar boydan boya kitaplık. Onun önünde koltuklar var. Birinci kata çıkıyorum. Duvarlarda fotoğraf sergisi. Yerel halka ait portreler. Bu katta da hem kütüphane hem de öğrenciler için bir çalışma salonu var. Masalar, bilgisayarlar ve kitap rafları. Bir de kitap raflarının üzerinde Deniz Gezmiş fotoğrafı.Bir kat daha çıkıyoruz. Orada da çeşitli ofisler ve kooperatif odası var. Kooperatif üyelerinin ürünleri pek rağbet görmüş ülke genelinde. Nohut ve fasulye kalmamış. Sadece bal ve Pülümür tuzu var stoklarda. Balı soruyorum ‘denetimli mi’ diye. İkna edici açıklamalar duyuyorum.
Dördüncü kat çok amaçlı salon. Yani düğün salonu ama toplantılar da orada yapılıyor. Yoksul bir belediye görüntüsü buranın koltuklarına da yansımış.

Başta Seferihisar, Tekirdağ, Nilüfer Belediyeleri ve Tohum Takas toplulukları ile Eko-Der masalarını kurmuşlar. Yerel tohum ve çeşitli ürünler sergilenmeye başlıyor.

Bir saat sonra etkinlik başlayacak. İnsanlar yavaş yavaş toplanıyor. Bizim de konuşma ve panel yöneticiliği görevimiz var. Ama önce biraz daha çay içmeli. Dışarı çıkıyorum.

Binadan çıkar çıkmaz Tunç Soyer ile karşılaşıyorum. “Hocam burada buluşmak ne güzel.” Aynı duyguları paylaşıyorum. Önce CHP İlçe başkanlığına uğrayalım deniyor. Hadi ben de gideyim. Çayı orada içerim.

CHP İlçe binası ve içerideki mobilyalar belediyedekinden daha hallice. Çay sohbetinde öğreniyorum. Gürsel Erol göndermiş.
Anladım ki, ışgın gibi Gürsel Erol da gezi boyunca bize eşlik edecek.

KOMÜNİST BAŞKAN İLE…
2014 yılında Ovacık Belediye Başkanı seçilen Mehmet Fatih Maçoğlu, kısa sürede Türkiye’de tanınır hale geldi. Belediye yönetimindeki çeşitli uygulamaları ve sosyal medya aracılığıyla da olsa aldığı muhalif tavır, bir anda onun en sempatik politikacılar arasında yer almasını sağladı.
Türkiye Komünist partisinden aday olarak seçime girdiği için, “Komünist Başkan” olarak tanındı. Aslında komünist ama TKP’li falan değil. Başka bağımsız aday da olunca, karışıklık olmasın diye bir partiden aday olmaya karar veriyor.

Tunç Soyer ve Seferihisar belediyesinden diğer arkadaşlarla CHP İlçe binasından çıkıp, Ovacık Belediyesine yöneldik. Bizi kapıda karşıladı. Pos bıyıklı ve güler yüzlü bir adam. İçtenliği her halinden belli. Gözleri gülüyor.

Hoş beşten sonra çaylar söylendi. Ben odayı tarıyorum gözlerimle. Makam masasının arkasında Atatürk fotoğrafı. Odadaki en büyük poster bu. Masada küçük bir Che portresi. Ama yan duvarda daha büyük bir Che var. Karşı duvarda ise yabancı bir ressamın sadece sekiz adet olarak basılmış olan sayıdaki Nazım Hikmet kara kalem resmi.

Panele geçiyoruz. Salon dolu. Komünist Başkan da Tunç Soyer de güzel birer konuşma yapıyorlar. Sıra bende. Ama toplantıyı da yöneteceğim için hakkımdan bu hakkımı panelde kullanmayı yeğliyorum.

İzmir’den ve Ovacık’tan kooperatif yöneticileri. İzmir Yerel Tohum Topluluğundan (ve toplantının organizasyonunda büyük çabası olan) Göknur Yumuşak arkadaşımız ve bir de Antakya Vakıflı Köyünden (Anadolu’daki son Ermeni köyü) kooperatifçi arkadaşlar konuşmacı.

Her biri kendi tecrübelerine dayanarak tarımsal kalkınma, kooperatifçilik ve dayanışma konusunda güzel konuşmalar yaptılar. Türkiye’de tarım köylülüğün durumunu değerlendirdiler. İzleyicilerin dikkati ve tartışmalar katılması da dikkate değerdi doğrusu. Konuşmalarda ister istemez 94 yılında boşaltılan, yakılıp yıkılan köylerden de söz edildi elbet.

Bütün bunlar bende ister istemez nostaljik duygular da yarattı. Devrimcilik, kolektivizme olan inanç ve dayanışma…vb hep geçmişte kalmış değerlerdi sanki. Belki de bu yüzden Komünist Başkan birçok kişiye duygusal olarak iyi geliyordur. Bakmayın siz büyük şehirlerde bazı toplantı ve mitinglerde sağ yumrukların sıkılmasına, Che ve Deniz Gezmiş posterlerinin taşınmasına. Aslında büyük şehir siyasetinde, himayecilik, mezhepçilik, bölgecilik ön plandadır. Ayrıca kooperatiften ziyade taşeron şirket yönetmek ve ihale almak önemlidir.

Tartışma konusu ama bu yazıyı aşar ama Ovacık’ta ya da Tunceli’de devrimci olmak ile buradan büyükşehirlere gidince olunan şey bambaşka bir şey. Tıpkı Erzincan’dan, Diyarbakır ve Sivas’tan ya da Balkanlardan büyükşehirlere gelip siyasallaşan topluluklar gibi. Herkes böyle değil elbet ama siyaset pratiğine damgasını vuran pre modern ilişkiler böyle üretiliyor.

Nostaljiye devam edelim en iyisi. Çünkü bu konu biraz detaylı açıklama ve tartışmaları gerektiriyor.

Tarih öncesi diyelim. Lise yıllarımda ve üniversiteye başladığımda sempatizanı olduğum sol fraksiyondan Ovacıklı bir arkadaşım vardı. Ziraat Fakültesinden mezun olup gitmişti. Bir daha görüşmedik. Adı ve soyadı ile sordum Başkana bilemedi. Küçük bir yer Ovacık. Demek ki geri dönmemiş. Ya da 64 köyden birindeydi ailesi.

Yılmaz adında bir arkadaş da vardı o sıra yanımızda. O daha iyi biliyor sanırım yöreyi. Arkadaşımın soyadına dayanarak “Aydoğdu ailesi dede ailesidir” dedi ipucu olur diye belki. Ama dedim bu o kadar eski ve o kadar devrimci bir dönemdi ki, “kimsenin mezhebini bile bilmezdik bırakın dede ailesinden olup olmamayı.” Hatta dedelik öyle itibarlı bir kurum da değildi o zaman. Devrimciler bu türden yapıları feodalizmin kalıntısı olarak görürler ve hoş karşılamazlardı.

Ovacığın doğası da insanları da iyi geldi bize.

Biraz daha yazarız belki. Biraz daha düşünmek için Ovacık üzerine.

ENGİN ÖNEN

18 Mayıs 2018, İZMİR

eskisehir escortankara escortescort samsunescort bayan bursa

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir