Son Dakika
14 Eylül 2019 Cumartesi
”

Kibir ve gazetecilik üzerine (2)

15 Haziran 2019 Cumartesi, 21:42

Hürriyet’in Ankara Haber Temsilcisi, rahmetli Ülkü Arman, 1974 Kıbrıs çıkarması sırasında adaya ayak basan ilk gazeteciydi.
Savaş sırasında adada bir gün kaldı ve çektiği fotoğraflar, topladığı malzemelerle ikinci gün Türkiye’ye dönmüş ve İstanbul haber merkezinde Kıbrıs Barış Harekatı’nın öncesi ve içinde bulunulan durumu kaleme almıştı.
Haberler ve fotoğraflar ilk’ti, adaya çıkan gazeteci ilk’ti ancak Adayı terk etmeden önce yönetime haber vermesi, yani izin alması gerekiyordu.
Arman, Kıbrıs Türk kesiminde kalıp oradaki gelişmeleri anbean izleme fırsatını kaçırmıştı.
Demirkent, buna çok kızmış olmalıydı ama belli etmemişti.
Arman, yazılar bittikten sonra Nezih beyin odasında konuşurlarken “Yapabileceğim bir şey var mı?” diye sormuştu.
Demirkent biraz buruk, biraz kırgın ve biraz da kızgın “Adada bir gün kaldın. O bir günün hikayesini satır satır yaz bari. Hangi duyguları yaşadığını anlat” demişti.
Arman’ın yazdığı notların başlığı da “Bir Günün Hikayesi” olmuştu.
Hürriyet’te yeni bir köşe böyle ortaya çıkmıştı.
Ve Kıbrıs çıkarma notları bittikten sonra aynı başlıkla, Türkiye hikayeleri, haberleri, olaylar kısa kısa ve fıkralar şeklinde ve Ankara notları olarak yazan Arman’ın isimsiz köşesi bir süre sonra orta sayfaya taşınmıştı.
Arman gazeteden ayrılınca köşedeki yazılar imzasız olarak devam etti. Köşe anonim oldu.
Bu köşeye 1974 yılından 1987’ye kadar imzasız fıkralar yazdım. Bini aşkın fıkra.
Ofiste boş kaldığım anlarda bu köşe için malzeme toplardım. Halktan hikayeler, halkın yaşadıkları, gazeteye gelen okuyucu mektupları.. Bazı ihbarlar. Bütün bunlar birer kısa fıkralar halinde merkezde toplanır ve yayınlanırdı.
Bu köşede günde en az iki veya üç tanesi yayınlanabiliyordu.
Sayfanın tepesinde yer alan rahmetli Nehar Tüblek’in karikatürleri ise imzalıydı.
Bu köşenin İstanbul’daki editörlerinin hemen hepsi kıdemli, tanınmış gazetecilerden oluşmuştu. Oktay Kurtböke, Nail Güreli, Orhan Erinç, Seçkin Türesay, Erol Türegün, Çetin Özbayrak ve son olarak Soner Girgin. Merkez Yazı İşleri de son olarak sayfayı gözden geçiriyordu.
Köşe isimsiz, anonim ama çok okunan bir mecraydı.
Köşenin amacı okuyucuyla gazete arasında içten içe bir köprü kurmaktı.
Her zaman halkın sesi, halkın gözü kulağı olan bir köşeydi.
Zaten Hürriyet’in halk gazetesi, bulvar gazetesi olarak bir milyondan fazla satmasının sırrı, halkla bütünleşmiş olması, Türkiye’nin her yerine ulaşmış olmasından kaynaklanıyordu.
Doğru, tarafsız ve yalansız haberler sayesinde Hürriyet Amiral Gemisi olmuştu.
Hürriyet’e “Medyanın Armadası” adı bu nedenle yakıştırılmıştı
1980’li yıllarda bir milyon trajı aşmak çok kolay olmamıştı Simavi ailesi için.
Çok zordu ama Hürriyet zoru başarmıştı.

Bir günün Hikayesi köşesinde fıkralar yazmaya devam ederken, Hürriyet’in Ankara Bürosu’nun hemen arkasındaki Siyah Beyaz Bar’da mesai sonrası Ertuğrul Özkök’e rastladım. Sanırım konyak içiyordu. Selamlaştık ve ben yanına oturdum.
Özkök’ü çeşitli vesilelerle tanıyordum. Samimiyetimiz yoktu. Arayış Dergisi’nde çalışmış olduğunu, sonra Dünya Gazetesi’nde ise haftada bir gün siyaset yazdığını hatırlıyorum.
Laf Hürriyet’ten açıldı.
İstanbul merkezde, Hürriyet’te yapılan yanlışlardan bahsetti. Yanlışların düzeltilmesi için gayret sarf ettiklerini anlattı.
O sıralarda, Hürriyet’in Cağaloğlu’ndaki merkez binasında, Prof. Emre Kongar ile birlikte çalıştığını bildiğim Özkök, sözü Bir Günün Hikayesi köşesine getirdi.
Tam da benim “en güçlü halka” olarak gördüğüm isimsiz köşeye…
Bu köşedeki yazıların “avami” olduğunu vurguladı önce ve “Çok basit ifadeli yazılar, fıkralar, yazı dili çok primitif. Ve Hürriyet’e yakışmıyor. Bu köşedeki yazılar çok iptidai. Oysa, Hürriyet’te yayınlanan her şey, haber makale ve fıkralar her neyse, entelektüel seviyede olmalı. Bu gazete üst sınıf okuyucularına hitap etmeli. Yani fıkralar çok basit ve halk seviyesinde. Yüksek öğrenimli kişilere yönelik dil kullanılmalı”diyordu.
Dondum kaldım.
İçimden “İşte bu, insanlara tam da tepeden acımasızca bakmanın ta kendisi…Küçümsemenin alası…Ve kibrin tavan yaptığı an…” dedim..
Ne denir?
Hak ettiği şeyleri sıraladım arka arkaya:
“Sevgili Özkök, sen Hürriyet okuyucu profili konusunda hiçbir araştırma yapıldığını duydun mu? Duydunsa söyle. Bu gazete bulvar gazetesi. Halk gazetesi. En alt sınıftan en üst sınıfa, sonra da devlet kademesine ulaşan bir gazete. Vurduğu yerden ses getiren, mümkün olduğu kadar tarafsız ve sadece Türkiye’de değil, dışarda da referans gösterilen bir yayın organı” dedim ve aynı hızla devam ettim:.
“Halkın sesi, kulağı ve kendisinin en iyi hissettiği mecra olması önemli. Sadece tırajı ile değil, doğru haber- hızlı haber- inandırıcı haberleri sayesinde oluyor bu. Bu gazete halkın sesi. Bu düzeye gelmesi için geçmişi iyi incelemen gerek. Ben bu gazetede aşama aşama yükselişine bizzat tanık oldum. Bu çatı altında tamı tamına 15 yılımı geride bıraktım”
Hala “Ben Fransa’da uzun yıllar kaldım ve orada okudum. Bu konularda bilgim var” deyince, böylesine kabarmış, böylesine düşündürücü bir kibrin üstüne kılıcı indirme anı gelmişti artık.
Ve dedim ki:
“Sen galiba Paris’te gazete olarak sadece Le Monde ve benzerlerini okumuşsun. Belki hala okuyorsundur. Ama bu entelektüel Le Monde’un trajı 300 binlerin altında, oysa Hürriyet 950 binlerin üstünde.”
(devam edecek)

SEZAİ BAYAR

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


mersin escort

eskişehir escort

mersin escort

mersin escort
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
izmir escort izmir escort ankara escort ankara escort izmir escort ataşehir escort bayan ümraniye escort kadıköy escort hd porno izle ataköy escort bakırköy escort esenyurt escort travesti porno izle beylikdüzü escort ankara escort escort bayan ankara escort bayan sincan escort keçiören escort Ankara escort Antalya escort