Son Dakika
13 Kasım 2019 Çarşamba
”

Kibir ve gazetecilik üzerine (1)

… Bizim hedefimiz demokrasiye süratle dönmek. Bunun için elimizi taşın altına koymak görevimiz.

14 Haziran 2019 Cuma, 18:59

Galiba bu yıl Kanada’nın havası bana yaradı.

Yazı yazma konusunda bayağı üretkenim Mayıs-Haziran aylarında…

Montreal’e alışmanın, buradaki güzellikleri yaşamanın etkisi de olabilir

Tabii özgürlükler ülkesi toprağında yaşamanın özlemi, bir başka oluyormuş meğer.

Buradan Türkiye’yi seyretmek, izlemek, dış Türklerin içini fazlasıyla acıtsa da, ülke hasreti bir başka.

Ben ülke-vatan-sıla hasretinden çok, Türk medyasının son 20-25 yıl içinde düştüğü durumu, çukuru ve dibe vuruşu, bir davranış ve yönetim biçimine indirgeyerek anlatmak niyetindeyim.

Ülkeyi yönetenlerin; düşünce özgürlüğüne, dördüncü güç sayılan medyaya ve  halkın öğrenme hakkına yönelik hassasiyeti ortada. Bu konudaki uygulamaları ise tüm dünyanın gözleri önünde cereyan ediyor.

Benim derdim “Ayağına tabancayı sıkan sensin, şikayetin ne ola?” tablosu içinde yer alan medyanın bugünlere nasıl geldiği ve besleme basının bundaki rolü üzerinde durmak istiyorum.

Dilim döndüğünce tabii.

Buradaki medya-basın-gazetecilik dünyasını izledikten sonra, neden Türk medyası, anaforun pençesinde ve neden dibe vurmuş daha iyi anlaşılıyor.

Bu yazı dizimi kaleme almama neden olan Ertuğrul Özkök’e teşekkür borcum var, onu da dip not olarak dikkatlerinize sunarım.

1980 sonrası Türkiye’yi hatırlatayım.

Askerler iktidarda.

Yeni bir anayasa hazırlanıyor, faşizan 1982 anayasası.

Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı’yı bulmuş askerler “Gel, bize öyle bir anayasa yap ki, bizden sonra iktidara gelen siviller bunu değiştiremesinler, hem de demokrasiye uzak dursunlar” dediler ve Kurucu Meclis üyelerini kendi kafataslarına göre seçtiler, Meclis’e yolladılar.

O zamanlar ben Hürriyet çatısı altındaki Hürriyet Haber Ajansı’nın Ankara’da başındayım, yani Ankara Bölge temsilcisiyim.

Huzurum iyi. İşim iyi. Maaşım iyi.

Ne de olsa gazetemin patronu Erol Simavi…

Allah herkese Erol Simavi gibi bir patron versin.

Keyfimiz gıcır…

Hürriyet “Amiral Gemisi” olarak derin sularda yol alıyor ve  rahmetli Çetin Emeç Genel Yayın Müdürlüğü koltuğuna oturur oturmaz, “Askerlerden nasıl kurtuluruz ve demokrasiye nasıl erken döneriz” amacıyla “muhalefet” stratejisini belirlemeye çalışıyor.

Hürriyet’in Ankara Bürosu biraz karışık. Verimi düşük deniyor. Büro Şefi’nin değiştirileceği haberleri yayılıyor etrafta.

Özetle, Başyazar Oktay Ekşi’nin hatırlatması ve Çetin Emeç’in daveti ile İstanbul’a çağrılıyorum…

Tabii Erol Simavi’nin haberi olmalı.

Rahmetli Çetin bey bana “Bak Sezai,  bizim hedefimiz demokrasiye süratle dönmek. Bunun için Hürriyet olarak elimizi taşın altına koymak görevimiz. Bu gazetenin görevi, askeri yönetimin açığını, yanlışlarını, insanlık dışı uygulamalarını araştırıp, bulup yayınlamak. Demokrasiye aykırı, ters ve insan hakları ihlallerine yönelik her şeyi yazabilirsin. Biz burada gerekeni yaparız. Başına bir şey gelir diye korkma, arkanda Simavi ailesi ve ben varım. Senin görevin TBMM’deki Anayasa görüşmelerinde bize yanlış olanları bütün çıplaklığı ile aktarman” diyor.

Tabii bu teklife hemen “Evet” dedim ve Ankara’ya döndüm.

Anayasa görüşmelerinin sonuna kadar TBMM bürosunun başında görev yaparken, her zaman olduğu gibi o zamanlar Hürriyet’in orta sayfasında yer alan Bir Günün Hikayesi Köşesi’ne de Ankara ve Anadolu’dan gelen haberleri, duyumları, okuyuculardan gelen ihbarlar, araştırılıp doğrulattıktan sonra fıkralar halinde İstanbul Haber Merkezi’ne geçiyorum.

Burada parantez açmam gerek:

(devam edecek)

SEZAİ BAYAR

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz