Son Dakika
18 Ekim 2018 Perşembe

Kara kabak

25 Temmuz 2013 Perşembe, 16:06

Geçenlerde bir arkadaş, çalışanlar hakkında neden yazmadığımı sordu.  Yazdıklarımın köylüyü, esnafı, işçiyi yeterince ilgilendirmediğini, üst düzey konularla ilgilendiğimi söyledi. Ona dediğim gibi, burada da söylemeliyim ki, kendimi bildim bileli hep çalışma hayatı içindeyim. İlk adımımı, terzi çıraklığına attığımda ilkokul dördüncü sınıfı bitirmiştim. Ertesi yıl yaz tatilinde bu kez rahmetli babam ayakkabıcı çıraklığına vererek, esnaflığa yavaş da olsa alıştırıyordu.
Evin en küçüğü, başka deyişle tekne kazıntısıydım. Ağabeylerim esnaflığa çoktan adımlarını atmışlardı. Bense ilkokulda başarılı bir öğrenci olduğumdan mıdır yoksa babamın diğer kardeşlerimin okumasına engel olduğundan mıdır annem okumam gerektiğinde ısrarcı oldu. Onun çabasıyla ortaokul, öğretmen okulu, eğitim enstitüsü derken 20 yaşında hayata ortaokul sosyal bilgiler öğretmeni olarak atıldım. İlk görev yerim Muş’a annemle birlikte gitmiştim. Işıklar içinde yatsın.
Öğretmenliğe başladıktan üç yıl sonra da evlendim. Evlilikle birlikte başlayan hayat kavgasında bir evimiz olsun diyerek, bir yandan okul, bir yandan ek gelir sağlayacak türlü işler denemeye başladım. İlk yaptığım da Ödemiş’te bir arkadaşın aracılığıyla BağKur evlerinin inşaatında çivi doğrultma işi oldu. O yaz tatilinde 30 yıl sonra kendime kırmızı ikinci el bir bisiklet almış, onunla inşaata gelip gidiyordum. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, işveren çalışmamı beğenmiş olacak ki, beni soğuk demirciliğe terfi ettirdi. Böylece o cav cav sıcakla ısınan demirleri çimento kâğıtlarını eldiven niyetine kullanarak kesip biçmeye ve temele taşımaya başladım.
Okulun açık olduğu zamanlarda boş günlerimi ek gelir getirecek işler yaparak değerlendirmeye başladım. Bunlar arasında ciltçilik, gazete kâğıdından kese kâğıdı imalatçılığı gibi ilginç işleri sayabilirim. Bir kış mevsimi bacanakla birlikte manavlık yaptık. Uzun soluklu yaptığım işlerden biri de Ödemiş’te yeni açılan Trafik tescil Bürosu’nun yarattığı yeni bir işkoluna yani halk deyimiyle trafik takipçiliği işine soyundum. Bu işkolunda hayli ilginç işler kotardığımı söylemeliyim. Birkaç yıl yaz mevsiminde Tekke köyünde patates üreticiliğine giriştik hanımla birlikte.
Yaz tatili nedir bilmezdim, ta ki, Almanya’ya öğretmen olarak gidinceye değin. Sürekli çalıştım. Şimdi de çalışmayı sürdürüyorum.
Bu denli farklı işlerde çalışmanın yaşamıma büyük bir renk kattığına inanıyorum. Yaptığım onca ek işlerden ötürü evime az da olsa katkı sağladım. Ama hayatı da bu çabalarla daha iyi tanıdığımı söylemeliyim. Diyeceksiniz, bu çalışmalar sırasında hiç unutamadığın bir anın yok mu? Var elbet. Yalnız birini anlatayım, sıkılmamanız için.
Manavlık yaptığımız bir gün, Ödemişlinin Goca Pazar dediği Cumartesi pazarıydı. O gün erkenden sebze haline gittim. Mevsim ilkbahar, kara kabağın turfanda çıktığı hafta. Çiçeği üstünde gıcır gıcır parlayan kara kabaklar müşteri bekliyor. Yanaştım. Dörtbuçuk kasa yerli üretici getirmiş. Komisyoncu işi ihaleye soktu. İki kişi ihaleye girdik. Ben artırıyorum, karşımdaki artırıyor. Sonunda 36,5 Liraya ihale bende kaldı. Tamam, alıyorum ama ancak ikibuçuk kasasını alabilirim dedim, kabul etti komisyoncu. Sergiye alıp getirdim. Yanımda Tireli bir manav var, onun tezgâhında da kara kabak var. O daha sabahtan başlamaz mı, “Kabak 40 Lira!” diye bağırmaya… Ne yapacağımı bilemedim. O gün kara kabak kazığını nasıl yediğimi sonradan öğrendim. Meğer benimle ihaleye giren adam komisyoncunun adamıymış!
Nerden bilebilirdim öylesi üçkâğıtçılığı! Doğruluğu, dürüstlüğü, erdemli olmayı öğretmekle yükümlü bir öğretmen olarak üç kuruş fazla kazanma uğruna yaşadıklarım, benzerini şimdi de yaşamakta olan meslektaşlarımın kulağına küpe olur mu dersiniz?

www.haberhurriyeti.com / ÖMER AKŞAHAN

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO