Son Dakika
19 Ağustos 2018 Pazar

JALE ABLA

Karaburun! Yaz aylarında cennet, kışın cehennem olurdu. Jale Abla sadece yaz tatillerinde gelirdi buraya ve içimde güller açardı!

10 Mayıs 2018 Perşembe, 22:33
JALE ABLA

Babamın iş arkadaşı Memduh Bey, uzun boylu sarışın bir adamdı. Annem:
“ Bunlar Arnavut!” derdi. “ Ataları ta oralardan buralara gelmişler!”
Memduh Bey’in karısı Müşerref Hanım çok güzel ama böbürlenmesini seven bir kadındı.
“ Söylediklerinin yarısını kopar denize at!” diyordu komşumuz Bahriye Hanım.
Jale Abla, Memduh Bey ile Müşerref Hanım’ın biricik kızlarıydı. Üç erkek evlattan sonra dünyaya gelmiş, Müşerref Hanım on beş gün loğusa yatağından çıkmamıştı.
“ Burnu yere düşse eğilip almayan!” Memduh Bey ile “ Attığında mangalda kül bırakmayan!” Müşerref Hanım’ın İzmir Kız Lisesi’nde okuyan güzel kızları Jale, sanki o anne ile babanın çocukları değilmişçesine başka bir insandı.
“ Anasının güzelliğini, babasının boyunu postunu almış ama bu kız bir melayke!” derdi Bahriye Hanım!
Kurban Bayramı’nda çocukları birer akide şekeriyle savmayı adet edinmiş olan Müşerref Hanım:
“ Kız sende hiç akıl yok mu?” diye çıkışıyordu Jale Abla’ya. “ Gümrükçünün oğluna kaç para verdin?”
“ Anne!” diyerek karşı çıkıyordu genç kız. “ Sen hiç mi çocuk olmadın? Yılda iki kez üç çocuğa birkaç kuruş versen neyin eksilir?”
Müşerref Hanım küplere biniyor:
“ Yiyen değil, doğrayan bilir!” diye bağırıyordu. “ Ananın babanın parasını dağıtıyorsun. Kendin kazanmaya başladığında bu kadar cömert olmayacaksın!”
Karaburun! Yaz aylarında cennet, kışın cehennem olurdu. Jale Abla sadece yaz tatillerinde gelirdi buraya ve içimde güller açardı! İskele’den denize atlar, Büyükada’ya kadar yüzerdi. Müşerref Hanım kızının yüzmedeki başarısını anlata anlata bitiremezdi. Hatta bir seferinde İzmir’de bir yüzme yarışmasına katılıp birinci olmuştu. İskele’de arkadaşlık yaptığı kızlar sorduğunda, Jale Abla’nın yanıtı gülümseme oluyordu.
“ Ah anne ah!” diye düşünüyordu. “ Ne zaman beni bir övünme aracı olmaktan çıkaracaksın?”
“ Doktor Jale Sert! Mimar Jale Sert! Avukat Jale Sert! Veya Halkla İlişkiler Uzmanı Jale Sert!”
“ Anne!” diyordu Jale Abla. “ Bana sıfat yakıştırmayı bırak da, dua et, bu yıl liseyi bitireyim!”
Müşerref Hanım’ın dualarına gerek kalmadı, Jale Abla iyi dereceyle liseden mezun oldu.
Geldi çattı mı üniversite seçimleri? Jale Abla sporla ilgili bir dal seçmek istiyordu. Okulun voleybol takımının as oyuncularından birisiydi. İleride çok iyi bir beden eğitimi öğretmeni olabilirdi.
“ Yok artık!” diyordu annesi. “ Git de cambaz ol bari. Bana sorduklarında; ‘ Benim kızım yargıç!’ demek isterim. ‘ Benim kızım avukat!’ Ya da ‘ Benim kızım Gümrükler Baş Müdürü!’ Kötü mü kız? Ayni zamanda babanın da amiri olursun. Baban ola ola bir Gümrük Muhafaza Memuru olabildi!”

Oysa Jale Abla, hiç istemediği halde İstanbul’da mı, Ankara’da mı, büyük bir şehirde işte Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırmak zorunda kalmıştı. O yıllarda İzmir’de Hukuk Fakültesi yok muydu acaba? Öğrenci yurdunda yatıp kalkıyordu ama Müşerref Hanım’a sorarsanız Hukuk Fakültesi’ne yakın bir yerde, küçük bir apartman dairesi kiralamışlardı kızlarına. Jale’ nin ağabeylerinden biri Paris’te, öteki Berlin’de, en küçükleri ise Roma’da okuyorlardı.
“ Ne mi okuyorlardı? Söylesem sanki anlayacaksınız!” diyerek soranların ağızlarını kapatıyordu Müşerref Hanım. Bahriye Hanım:
“ At bakalım Müşerref Hanım!” diyordu içinden. “ Karaburun’un poyrazı senin yalanlarını da savurur!”
Ah, evet! Karaburun kuzey rüzgarlarına adeta bağrını açmış bir doğal kahramandı ama Karaburun Yarımadası’nda yaşayanlar her zaman ona ayak uyduramazlardı. Bu nedenle olacak, Karaburun’un köyleri güneye bakan kuytu yerlere kurulmuştu. Denize varmak için bir iki tepe aşmak gerekirdi.
O yaz, dünya kavruldu!
“ Ben!” diyordu Bahriye Hanım, “ bunca yaşın kadınıyım, bu kadar sıcak görmedim!”
Giyiyordu deniz entarisini sırtına, doğru Karayaraltı’na. Bıyıkları henüz terlemiş oğlanlar kumlara uzanmış sözde uyuklarlarken, Bahriye Hanım bedenine yapışmış entarisiyle sudan çıkıp çocuklara bağırıyordu:
“ Ulen utanmazlar! Ben sizin ananız yaşında kadınım. Bakacak başka insan bulamadınız mı? Döndürün kafalarınızı arkaya bakayım!”
Çocuklar korkup ayağa fırlıyorlar, beş on metre ötede yeniden sıcak kumlara atıyorlardı kendilerini. Gavur Ali:
“ Bakıp da ne göreceğim sanki?”diyordu. “ Onda olanlar, anamda da var!”
Yazın tam ortasında, Temmuz ayının ilk haftası olmalıydı, Karaburun Hükümet Konağı’nın bahçesinde toplandı ne kadar memur varsa, ne kadar resmi dairelerde çalışan adam ve bazı Karaburunlular! Dün akşamüzeri Uşak Gemisi’yle gelmişti yeni Kaymakam. Geceyi Zabıt Katibi İsmet Bey’in evinde geçirmiş, bu sabah görevini teslim almak için Hükümet Konağı’na geliyordu.
“ Ana! Kız Kaymakam bu mu? Bu daha bir delikanlı!”
Delikanlı konuşmaya başladığında toplanan kalabalıktan tıs çıkmaz olmuştu. İnce, uzun boylu, hatta çok yakışıklı adamın, oldukça kalın ve tok bir ses tonu vardı. Sözcüklerin üzerine öyle bir basıyordu ki, dinleyenlerin tüyleri diken diken oluyordu. Konuşmasının sonunda:
“ Aziz Karaburunlular!” dedi. “ Hiç kuşkunuz olmasın, İzmir’den buraya kadar uzanacak kara yolunun yapılmasını, en kısa zamanda gerçekleştireceğim!”
Bir alkış, bir alkış!
“ Yaşa, var ol!” haykırışları.
Müşerref Hanım ağzı bir karış açık Kaymakam Bey’i dinliyor, sözlerinin bitmemesini diliyordu. Adam sanki konuşmuyor da çok dokunaklı bir şiir okuyordu. Eve vardığında kendini bir sedire attı, gözleri tavanda yarım saat hareketsiz yattı. Jale birkaç kez gelip annesinin tepesinde dikilmiş, sesini çıkarmamıştı. Sonunda dayanamadı:
“ Anne!” dedi, “ hasta mısın?”
“ Çarpıldım!” dedi Müşerref Hanım.
“ Kim çarptı seni!”
“ Yeni Kaymakam! İnsan değil, olağanüstü bir yaratık sanki. Çok etkilendim. Böyle bir oğlum olmasını isterdim!”

“ Üç tane oğlun var ya!”
“ Bir tanesi bu adamın pençesi olamaz. Üçü de birer hayta. El alemin ellerinde karı parası yiyerek yaşıyorlar!”
Rastlantıya bakın! Kaymakam Evren Bey İskele’de Müşerref Hanım’ın evinin yanında bir ev kiralamıştı. O yıllarda sahil kenarlarında Kaymakamlık Lojmanları yoktu. Ev işlerine Bozköylü Nimet Hanım bakıyor, yemeğini pişirip, çamaşırlarını yıkıyordu.
Yine rastlantıya bakın ki, Evren Bey de iyi bir yüzücüydü. Denize atladılar mı, Jale ile birlikte Ada’ya kadar gidip geliyorlardı. İskele’de denizden ilk çıkan hep Jale oluyordu. Bir gün yine Ada’ya gittiler ama hemen dönmediler.
Evren Bey genç kıza tutulmuş, Jale ise:
“ Okulumu bitirmeden evlenmem!” diye tutturmuştu. Müşerref Hanım hop oturup hop kalkıyor, genç kızı divanelikle suçluyordu.
“ Delirdin mi kız? Böyle kısmet tepilir mi? Bugün Karaburun Kaymakamı ama yarın belki İzmir Valisi! Belli mi olur? Öteki gün Dahiliye Vekili!”
Kaymakam Bey, Jale’nin üniversite eğitimini sürdürme isteğine karşı çıkmadı, hatta destekledi. Sadece bir koşulu vardı:
“ Eylül ayının sonunda nikah kıyalım!”
Karaburun Karaburun olalı böyle bir tören görmedi. İstanbul’dan gelen erkek tarafını uygun otel veya pansiyon olmadığı için evlere konuk ettiler. Bizim eve damat beyin dayısı ile yengesi geldiler. İstanbul olanak ve terbiyesi ile büyümüş olan Yenge Hanım beni severken:
“ Kızıl saçlılar akıllı olur!” diyordu. “ Leyla Hanım, çok şirin çocuklarınız var!”
Bu arada sevinçten olacak Müşerref Hanım’ın iki dudağı bir araya gelmiyor, sürekli gülüyordu. Memduh Bey Kaymakam kayınpederi olduğundan beri Kıdemli Gümrük Memuru olan babama eskisi kadar saygı göstermek gereği duymuyordu.
Nikah töreninden sonra davetliler İskele’de bir bahçeye çağrıldılar. Ben de gittim. Güllerin, yaseminlerin arasında kırmızı masalar kurulmuştu. Düğün yemeğinin ortasında Jale Abla ile Evren Bey masaları dolaşarak davete katılanlara teşekkür ettiler. Bizim oturduğumuz masaya geldiklerinde, Jale Abla kulağıma eğildi:
“ Niye üzülüyorsun?” diye sordu. “ Sen her zaman benim ilk sevgilim olarak kalacaksın. Nerede olursam olayım yine geleceğim buraya, yine seninle Karayarüstü’nden denize taşlar atacağız. Sakın unutma; nergis zamanı Feride Hanım’ın bahçesine girip kimseye görünmeden nergis koparacağız!”
“ Karadut, karadut toplamayacak mıyız?”
“ Elbette!” dedi Jale Abla. “Karadut da toplayacağız. Senin dudaklarını boyayacağım. Görenler ruj sürmüşsün sanacaklar. Bahriye Hanım: ‘ Git, yıka ülen ağzını!’ diye bağıracak. ‘ Sen bir erkek çocuksun, kadınlığa mı özeniyorsun?”
Evren Bey Jale Abla’nın kolundan tutup çekti. Jale Abla arkasına baka baka benden uzaklaştı. Ben yine gülmez oldum. Annem ikide bir:
“ Neden yemeğini yemiyorsun?” diye soruyordu.
Yaşamdaki ilk aldanışımın acısını önüme sürülen keşkekler, kalburabastılar giderebilirler miydi

CAVİT KÜRNEK / 10 Mayıs 2018 / ÇEŞME-

 

eskisehir escort ankara escort escort samsun escort bayan bursa

Yorum

  1. Balıkçı

    11 Mayıs 2018 at 11:41

    Teşekkür ederim, eski Karaburun’dan anılar, çok hoş

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir