06 Temmuz 2018 Cuma, 15:20

Nesnelerin, kavramların (kelimelerin) simgesel gücü veya imgesel duruluğu hakkıyla yerini bulur doğada.O donanımlarla çıkartılır huzuruna. Eğer öyle çıkarılmışsa an’lık etkisi de güçlü olur. O donanımlarla çıkartılır okurun huzuruna. Eğer öyle çıkarılmışsa an’lık etkisi de güçlü olur;

“… Eski uygarlıkların doğduğu yerde / Binlerce yıl sonra varız bizde / İzler duruyor hala belleklerde / Bir fotoğraf karesinde / Yüzyıllar geçti / Kendi kaderimizce biz de / Taş koyduk / Miras aldıklarımızın üstüne / Emek için özgürlük eşitlik için / Hak ve medeniyet için Ekmek ve şarap için / Yani yaşamak için…” (sy.29)-(*).

 İnsanca bir tepki hali (refleks) sayılan ‘korku’yaşantıya verilen bilinçaltı komutunun su yüzüne çıkmasıdır. Yani, iç’ in zuhuru… Avunma, arınma gayreti eğilse bile, bir kendine gelme denemesidir:

“… Uyumaz ki ölüler / Her gece başucumuzda / Nöbet tutar beklerler // Onlar gökyüzünde / Koruyucu melekler // Her gece başucumuzda / Bize dua ederler // Uyumaz ki ölüler / Kıymasın diye canlara hırsızlar katiller / Allah’a bizim için / Şahitlik ederler …” (sy.31)-(**).

 Evet, ‘korku’ gereklidir. Şiirin omurgası, yolun varlığı, “söz cevherinin” cazibesi… Kendinde, vücudunda ‘kaybolmuşluğun’ merakla kurcalanması “ve hiçbir şey gerekmez bir şiirin yazılması için” kararına değin, içsel fokurtunun sonucudur. “Kış Ayini” ya da “Kar Zamanı” soğukluğunun serinkanlılığında dindirilen fokurtu; dirimin duyumsanma hali; ‘korku’, hepimizi var eden bir dirim belirtisidir: “… İzler duruyor hala belleklerde / Bir fotoğraf karesinde…” (*).

İzmir Seninle Güzel’ şiir kitabının şairi, ‘Özcan Özay’ hayatın bir anlamda membaı çelişkidir. Ve bu düşüncelerinin doğrultusunda…  Kavram, realitenin alt katmanlarına gizlenmiş duyu-düşün enerjisinin göstergesidir. Daha daha çatışmadır, çarpışmadır kişioğlu için. Duyuş-düşünüş sürecindeki amansız bir soru üretme döngüsü… (Yeter ki kısırdöngüye düşmesin kişi).  Her an, o an, rüya an, karşısına dikilen doğru’nun esriğiyle boğuşma zorunluluğu ki sonrayı belirlemektedir sanki:  “… Hak ve medeniyet içinekmek ve şarap için…” (*), dediği ve devamındaki dizelerle,anlamın dehlizlerine yolculuğunun tanıklığını sağlıyor okuyana. Burada, iki kavramın vurgulanması gerekiyor; labirentin alt katmanındaki ‘dehliz’i söz yordamıyla tarif edebilmek için: büyük harfle yazılmış “EMEK” ve “ÖZGÜRLÜK” sözcüklerini… Şairin, sorgulayanın onlara yüklediği değer, varolmanın, yaratmanın dayanılmaz ve de kaçınılmaz gerekçesi gibi tanımlanıyor. ‘Emek’ ve ‘Özgürlük’ den görülebilir, görülebilirse. Karanlığın içerisinden, alacakaranlık olan uzam aydınlık olana değin. Zamanı, “… Yani yaşamak için…” (*) sahnesinden kâğıda kavuşturuyor şair. Durumu kıvamında yakalayıp söze, gümüşe indirmek mi ereği? Yürürlüğe sokulmuş söyleme biçimi, uzun soluklu anlatı, acının-hüznün seyrini belirlemiş. Arayışın zorluğu orda; acıdaki, hüsrandaki yanıtların yansımasındadır.

Denmiştir: Anlam katıdır, amansızdır… Dehşet duygusunu barındırır özünde. Belki o nedenle hayata, reel olana katması, katlanılması güçtür. Anlamaya/anlamlılığa mim koyma eylemi, bir tür katlanma biçimidir de, diye algılanabilir ilk erimde: “… Uyumaz ki ölüler / Her gece başucumuzda / Nöbet tutar beklerler…” (**), dizelerini okuyunca, böyle düşünmek doğallaşıyor okur için.

Şair kişimiz ‘Özay’ın söylemi, tereddütsüz bir çağrıştırma-yansıtma hızı yaratıyor okurda. Algı yetisini de ona göre hızlı ve kıvrak olmaya programlatıyor. Çünkü belirsizlik, bulanıklık, izleğin besin kaynağı gibi duruyor: Şiir sözcüklerin işlenmiş halidir ne de olsa, bilinen… İşlenmiş olansa, kuşkusuz dönüşmüş ve anlam-anlamsızlık katmanları çatılmış yapıdır.

“… Uyumaz ki ölüler / Kıymasın diye canlara hırsızlar katiller / Allah’a bizim için / Şahitlik ederler…” (**). Tam da burada sorulabilir; şairin kurma/kurgulama hızına okurun yetişmesi mümkün müdür diye? Elbette yöntemi yadsımak değil asıl yapmak istediğim.  Ancak, ‘İzmir Seninle Güzel’bağlamında kurulan doğal iletişim, dar ve yokuş labirent yollarında kıvraklığı ve hızı cazip kılıyor okur için. Bu, bir tür, yazanla okuyanın “birlikte varolma biçimidir” dense yanlış sayılmaz. Şairin yarattığı kişilikle, okurun bulduğu kimlik ve koşullar, girift ve çok katmanlı yol alıyor metnin bütününde. O itibarla, kelimeler, tümceler fütursuzca savruluyor gibi görünse de, şairin meram prizmasından, üç boyutlu (yatay-dikey-çapraz) okunmaya tasarlanmış sözcükler. Süzülenler, sarkanlar, damlayanlar, sıçrayanlar…

Artık, buraya dek düşündüklerimin ışığında toparlayabilirim ‘İzmir Seninle Güzel’den bana kalanları. Böylesine oylumlu “Şiirsel Metin”, dirimde, hayatın içinde görülen kanın baş döndürücü etkisini aşılar bünyeye. Gören, duyan, sezen ve yoğuran kişilik, kendine, kendindeki ötekine hükmetmede zaafa düşmez mi? Düşer. Modern zamanın, çağdaş diye nitelenen insanı, entelektüel, sorumlu ya da sorunlu, nasıl denirse densin, hayatın bir yerine sıkışmıştır. Sıkışmışlığı, kırılıp ‘toz’, ‘zerre’ haline gelmişliği benimsemek de bir sorumluluğun gereğidir. Sorasım geliyor; ‘kesintisiz, sonsuz varoluş’ kaygısı mı gizli doğanın özünde, bireyin özleminde? Dönüp bakınca, hayattan geriye, kimlikten, yaşanmışlıktan kalan somut değerlere bulanıyor her şey. Ardından gelen demin, önünde olan gelecek ve hamağında sallandığı şimdi, hepsi birbirine girmiş sanki.

Bu sayfaya alıntıladığım ‘Özay’ın, ‘İzmir Seninle Güzel’ şiir kitabından; ‘Lebedos’ta Bir Gün’ ve ‘Ölüler’ ki, söyleyeni, dinleyeni düşündürüyor. Derin endişenin buzul loşluğuna çekiyor anlamı. Gerçekte içinden çıkılmayan, çıkılamayacak olan acımasız serüvene…

Şair kişimiz ‘Özcan Özay’ın yazmayı “kesintisiz” bir eylem olarak benimsemesinin, benimsemişlerinin yepyeni meyvesi, ‘İzmir Seninle Güzel’, metinleri. Yazmanın olduğu kadar okumanın da söz konusu serüven girdabını göze almayı gerektirdiğine inandırdı beni. Bir kez daha ‘Özay’ca bakış, yaşayış tavrını tanıdım… Tanıdım mı peki? Hâlâ bilmiyorum. Bilmemenin şaşkınlığına gizlenerek avunuyorum. Bilmemek, kuşku duymak ne büyük zenginlikmiş meğer. Birbirinden, dünyevi oluşta ayrılmış, ‘Lebedos’ta Bir Gün’ ve ‘Ölüler’ metaforları gibi. Dirimin ilk hali oluş… Ben’dedir. Yokluksa ölüm hali. Son hal. Sonsuz hal, aranan ölümsüzlük zamanındadır. Ki o bile şiire değer, yaşamın kesintisiz halinde ‘İzmir Seninle Güzel’ düşünceleriyle… Çünkü görülmeden, duyulmadan geçilemez.

İnsanlığı inciten, yaşamı daha derin düşündüren ve sonra (yarın) kaygısına bağlayan. İçinden geçtiğimiz/içimizden geçen, modern zamanın bıraktığı hasarların kanıdır, değerli şair kişimiz ‘Özcan Özay’ın, damıttığı ve şiire karışan…

Meraklısına; Şairimiz, 1959 yılında Samsun’da dünyaya gelmiş ve babasının tayini sebebiyle İzmir’e göç ettiklerinden, yaşamının geri kalan kısmını burada geçirmektedir. Çeşitli kuruluşlarda görev yaptıktan sonra emekli olan şairimiz, ilk şiir kitabıyla okurlarına merhaba demiştir.

 (*)    ; Lebedos’ta Bir Gün

(**) ; Ölüler

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO