Son Dakika
06 Aralık 2018 Perşembe

17 Mayıs 2013 Cuma, 09:18
Nur Saylan
Nur Saylan [email protected] Tüm Yazılar

İzmir gibiyim ve hâlâ gencim…

“Ah Gençlik ah…
Sen bir hayat dersi gibiydin. Aklımı aldın gittin. Yıllarca cildimi buruşturmaya çalışırken ruhumla da pek uğraştın ama duygularıma, hislerime, heyecanlarıma çentik atıp buruşturmayı başaramadın.
Kendime güvendiğim kadar, diri yüreğim ve umut ettiğim kadar taze, ümitlerim hâlâ. Kuşkusuz 17 yaş cahilliğim kadar da cesaretliyim galiba.
Ancak yine de farkına varmasak, inkâr etsek de ümitsizliğimiz ve bezginliğimiz kadar yaşlıyız aslında.
Hiç birimiz çok yaşadık diye çok yaşlanmadık ki. Bizleri yaşlandıran, gelecekten beklentilerimizin bitmesi değil miydi? Kalbimiz attığı müddetçe, karşılık beklemeden sevebildikçe fütursuzca insanları, unuttukça geçmişteki yaraları ve bağlamadıkça karaları; ‘ Ömrümün yarısı, kalbimin aynasıydı ‘ deyip geçmez miyiz o zalim yılları.
Ben hep onu bilir onu söylerim; …
‘ Yaşlanmayı kabul ettiğim gün gençliğim de bitmiştir.’derim her zaman.

Ben bunca yaşanmışlıkların ardından yaşlanmamanın sırrını çözdüm sanırım. Öncelikle evlatlarıma anne olmayı öğretti doğa bana, sonra onlarla arkadaş olmayı…
Vaktiyle ‘ Bir evlat… On çocuk ‘ demekti benim için. Onlara da anne gibi idim bir zamanlar ve takip eden sonraki yıllarda o minikler de büyüdüler genç oldular. Evim gençlerle doldu taştı.
Bana gençlik aşısı gibi oldular farkına varmadan. Onların heyecanlarına, umutlarına, beklentilerine ve hayallerine ortak olmak her yaş dönemimde bana da gençlik kattı. Onlarla arkadaş olurken ve onlar büyürken yanımda yamacımda sahiplendim hepsini tek tek… Ben de yeniden yaşadım çocukluğumu gençliğimi bilmeden.
Yıllar çok da bir şeyler götürmemişti ki sanki! Bizim gibi yarım asırlık, 60 modeller, tembihlerle büyüyen, keşkelerle olgunlaşan, ama gençlere ayak uyduran, uydurabilmeye gayret gösteren bir nesiliz. Hem ruhumuzu genç tutuyoruz, hem de 17’li yaşlarımızı yaşatıp sabitleyebiliyoruz onlarla.
Bedenimin yaşlanmasına çare yok, ama ruhumun yaşlanmasına izin vermemek benim elimde.
Zaten henüz ben büyümedim ki… Önce yüreğim büyümeliydi öyle kocaman olmalıydı ki yıllardır sıkıntılarımın, dertlerimin, kaygılarımın ve acılarımın sığdığı kadar, sevinçlerim, coşkularım, umutlarım ve heyecanlarım da sığabilmeliydi o olgunlaşmış kocaman yüreğime.
Her şeye rağmen yıllara, buruşukluklara, kırışıklara inat halâ dimdik ayaktayım.
Aynen geçenlerde rastladığım; şu yazarının kim olduğunu bilmediğim İzmir benzetmesi gibiyim.

“Sevdiklerine canını verecek kadar cefakâr, kalabalıklardaki yalnızlıklara alışık, belki biraz yorgun, yıkık, bitkin, sönük ama yine de gece parlayan ışıl ışıl saat kulesi gibi dimdik ayaktayım”
Kısacası ben İzmir gibi hala gencim ve hiç yaşlanmadım.
Evet…
” İzmir gibiyim artık;
gülmeyi Alsancak’da bıraktım,
coşkuyu Göztepe’de,
aşkı Bornova’da.
Asansör kadar yorgun,
Agora kadar yıkık,
Eşrefpaşa kadar belalı, …
Basmane kadar vedalara alışık,
Kemeraltı kadar kalabalık,
Yalı kadar cefakâr,
Karşıyaka kadar gösterişli ama bitkin…
İzmir gibiyim yani…
Uzaktan ışıl ışıl,
ama aslında yorgun
ve her şeye rağmen
Saat Kulesi gibi dimdik ayakta… ”

Yazıma eşlik eden bu güzel benzetme düştü bugün de heybemden gün yüzünüze.
Güzellikleri ile ışıldasın bugün, yarın ve daima…
Varın kalın sağlıcakla.

www.haberhurriyeti.com / NUR SAYLAN

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO