Son Dakika
16 Ekim 2018 Salı

İyi ahlak derneği

14 Ağustos 2013 Çarşamba, 11:13

Yaşar Nuri Öztürk, Yurt gazetesindeki köşesinde “Dürüst Olmamak” başlıklı yazısında, günümüz siyaset yapılanmasını ele alırken şu anekdotu paylaşır: “Siyasetimizin duayenlerinden birine yıllar önce, ‘Efendim, falancanın ahlaksal tarafı bozuk çıktı, onu yanımızdan uzaklaştırsak!’ dediklerinde cevabı şu olmuştu: ‘Ben, iyi ahlak derneği kurmadım, parti kurdum; siyaset yapıyorum.”

Partiler elbet dernek değil ama onların da tüzükleri, amaçları var dernekler gibi; burada yasalarla belirlenen bir yapılanma söz konusu. Her partinin tüzüğünün amaçlar bölümünde dernek tüzüğünde olduğu gibi hep iyi şeylerden söz edilir. Sıra o amaçlar doğrultusunda nasıl hareket edileceğine gelindiğinde karşımıza bizim bilmediğimiz bir takım kuralla çıkar. O bizlerin bilmediği kuralları koyanlar da partileri delege oyunlarıyla ele geçirenlerdir. Dürüst adamın o işlerden anlamaz. Dürüst, özü sözü bir olanların parti kapılarını aşındırmadıkları bilinir. Neden? Çünkü onlar kişisel çıkar peşinde olamaz, eğer varsa bir ereği ancak toplum adına olabilir. Bu durumda ömrünü savaş ve siyasetle tüketen İsmet İnönü’ye ait şu ünlü sözü akla geliyor hemen: “Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur.”

Yeri gelmişken bir anekdot da ben düşeyim. Altan Öymen’in genel başkan olduğu dönemde CHP yönetimi tüzük yenilemeye kalkıştı. Bu bağlamda hazırlanan tüzük taslağı il ve ilçelere gönderildi. Dileyen üyeler taslağı alarak okudu, benim gibi. Taslak üzerinde üyelerin görüş bildirmesi amacıyla alt ve üst komisyonlar kuruldu. Alt komisyonlardan birine ben de katıldım. Bir gün önce tüzüğü okudum ve dikkat edilmesi gereken maddelerin altını çizdim, önerilerimi yanına düştüm. Komisyonda 10 kadar kişiydik. Maddeler tek tek okundu. İşaretlediğim maddeler geldiğinde kolumu kaldırarak görüşümü bildirdim. O gece benim dışımda pek az kişi tüzük hakkında görüş belirtti. Toplantı sonunda bir üst komisyona iki üye seçimi yapıldı. O gecenin çalışkan öğrencisi olarak ben üst komisyona seçilemedim! O günden sonra da partiye adımımı atmadım. Benim durumumda olan birçok insanın var olduğu bir ülkede faaliyet gösteren partileri ne tür insanların işgal ettiği herkesin malumu. Malumu ilan etmenin yerine, amaca ulaşmak için her türlü araca başvurmanın uygun olduğunu öğütleyen İtalyan düşünür, şair ve yazar Machiavelli’in (1469-1527) şu sözünün günümüzü ne denli güzel anlattığını söylemeliyim: “Eğer bir millet iktidarda bulunan kişilerin şereften, onurdan, ahlaktan yoksun davranışlarını, hırsızlığını yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, o millet erdemini yitirmiştir. Erdemini yitiren milletler bir gün vatanlarını yitirirler.”

Siyaset denince ilk aklıma gelen şey, tuzun koktuğudur. Dürüstlük, erdemlilik, iyi ahlak sahibi olmak gibi özellikler parti kapılarından içeri giremiyor. Oysa önümüzde hayati önemde bir yerel seçim var. Milyarlarca Liralık bütçeleri olan belediyelerin yöneticileri seçilirken en basit bir şirketin eleman alım politikasını uygulama yerine, ‘o bizden, öteki bizden’ değil anlayışıyla on koyunu gütmekten aciz insanları o koltuklara aday göstermenin neresi akılcı, neresi yurtseverlik, neresi hakseverlik? Bir dönem partiyi kendi tekeline almış Baykal, genel başkanlık koltuğunda otururken ağzına almadığı lafı bugün demokratlık adına diyor ki, “Adaylar önseçimle belirlensin!”  Hani meşhur galat, “Dün dündür, bugün bugündür” ya, o hesap Baykal’ınki.
Siyaset biraz da değil tamamen bir samimiyet işi olmalı. Dün yüzüne bakılmayan, ardından küfredilen hatta sandalye fırlatılan birinin yeri geldiğinde baş tacı edileceği alan olmamalıdır. Siyasetin bu kokuşmuşluğunu yok edecek tek panzehir, İnönü’nün söylediği gibi namusluların da namussuzlar kadar cesur olmasıdır. Ama gelin görün ki, örneğin belediye meclis üyeliğine aday adayı olabilmek için dahi partiye 2000 TL+partiye ek bağış parası isteniyor. Bu işin mantığını çözemedim. Bildiğim kadarıyla belediye meclis üyeliği maaşlı bir iş değil. bu durumda bu kurulda görev alacak olanlar gönüllülük adına iş görecekler. Ancak gene benim gibi safdillerin bilmediği bazı gerçekler olmalı ki, parayı bastıran meclis üyesi olabiliyor.

Bir seçim döneminde bir partinin belediye meclis üyeliği sıralamasında birinci sıraya yerleşen bir müteahhit (yüklenici),belediyeden bir yetkiliye şunu sorar: “Ben seçilirsem belediye ihalelerine katılamıyor muşum. Doğru mu?” “Evet,” yanıtını alınca “Keşke adaylığımı koymasaymışım!” der.
SON SÖZ: Ne zaman bu ülke esenliğe çıkar? Partiler ne zaman iyi ahlak derneği konumuna gelirse…

www.haberhurriyeti.com / ÖMER AKŞAHAN

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO