Son Dakika
14 Kasım 2019 Perşembe
”

Hüzünlü EYLÜL’ün hoyrat insanları

Mesela cevizdir Eylül.. Fındık, Antep fıstığı, bademdir.. Eylül organik gübredir.. Doğayı bereketlendirir.. Toprağı kendisinden sonra gelecek Ekim’e hazırlar..

31 Ağustos 2016 Çarşamba, 18:01

sedatkayaeylul_haberhurriyeti

İşte geldi yine Eylül..
Geldi işte yine hüzün..
Yaza veda ediyoruz..
Mevsim artık güz..
Bugünler, ayrılık günleridir.
Mesela yapraklar ve dallar..
Mevsimlik sevgilidir.
Eylül onların ayrılma dönemidir.
Yapraklar sararmaya, dallar kurumaya başladıysa ayrılık kaçınılmazdır…
Çok yakında koparlar birbirlerinden..
Düşmek yaprağın kaderidir.
Ama her düşen yaprak toprağı zenginleştirir.
Ve her düşen yaprak, yerini yeni bir tomurcuğa bırakır..
Bu doğanın döngüsüdür..
Çünkü doğa, her yaprağında en derin yazılar olan en değerli kitaptır..

*. *. *

Eylül hazandır ayrıca..
Bu dönem hazan yelleri serin eser..
Böylece toprak serinler..
Ve hazan mevsiminde etrafı alaca karanlıklar sarar..
Geceler uzar, gündüzler daha kısa..
Güneşe hasret günler artık kapıda..
Göçmen kuşların da ayrılık vakti geldi..
Bizi bırakıp güneye, sıcaklara uçacaklar..
Onların yerine gökyüzünü bulutlar kaplayacak..
Kara bulutlar..
..Ve sonra yağmur..
Yağmur Eylül’ün ağlayışıdır.
Toprağın suya kavuşmasıdır..
Hüznün gözyaşlarıdır, yağmur..

*. *. *

Ama Eylül sadece hüzün de değildir..
Eylül, bir yılanın deri değiştirmesi gibi, doğanın kendisini yenileyişidir..
Mesela “üzüm”dür Eylül..
Adı zaten üzüm demektir.
Süryanice “Aylül”den gelir..
O yüzden bugünler üzüm günleri..
Bağbozumu günleridir, bugünler..
Bugünlerde toplanır üzümler..
Şaraplıklar ayrılır..
Bekletmeden fermante edilir..
Kalanların bir kısmı yaş meyve olarak satılır..
Diğerleri kurutulur..
Mesela Mürdüm eriğidir Eylül..
Kavun, karpuz, şeftalidir..
Ya da incir, hünnap, kızılcık..
Mesela semizotudur Eylül..
Mantar, bamya, biberiyedir..
Ya da börülce, kabak, havuç..
Mesela fesleğendir Eylül..
Nane, tere, maydanozdur..
Ya da dereotu, soğan, reyhan..
Mesela cevizdir Eylül..
Fındık, Antep fıstığı, bademdir..
Eylül organik gübredir..
Doğayı bereketlendirir..
Toprağı kendisinden sonra gelecek Ekim’e hazırlar..
İnsanlar eksin, biçsin diye..
Çünkü Ekim, adı gibi çiftcinin ekim ayıdır.

eylül

*. *. *

Eylül, Ekim, Kasım, Aralık..
Ve diğerleri..
12 ay hiç durmadan veriyor doğa..
Üstelik almadan veriyor, tüm cömertliğiyle..
Ve sürekli üretiyor..
En çok da sevgi üretiyor..
Peki biz ne yapıyoruz?..
Hoyratça davranıyoruz ona..
İranlı yazar Seyyid Hüseyin Nasr şöyle anlatır bunu.
“Çağdaş insan, doğaya kendisinden yararlandığı ama kendisine karşı ayrıca sorumluluğu da olduğu bir eş gibi değil, bir fahişe gibi davranıyor.”
John Bennet de şöyle tamamlar.
“Doğaya hoyratça davranan toplumlarda insanlar arasındaki ilişkiler hoyratça olur.”
Doğru analiz budur.
Hoyratça davranıyoruz doğaya..
Onun gibi sevgi üretemiyoruz..
Hayvanı, çiceği, böceği sevmeyen insanı sevebilir mi?.
O yüzden hoyratız ona, buna..
Yakıyoruz, yıkıyoruz, kırıyoruz, kesiyoruz..
Bir Navaho atasözüdür.
“İnsan doğadan uzaklaştıkça kalbi katılaşır.”
Karl Marks da aynı saptamayı yapar.
“İnsan doğaya ne kadar yabancılaşırsa o kadar toplumsallaşır, ne kadar toplumsallaşırsa da o kadar kendine yabancılaşır.”
Doğadan uzaklaştıkça kendimize yabancılaşıyoruz.
Katılaşıyoruz..
Ve katı kalplilerin dünyasında yaşıyoruz..
Ondandır bu acılar, bu zulüm, bu kan gölü..
Bakın dağlara, ormanlara, bozkırlara..
Doğada insandan başka soykırım yapan bir canlı var mı?..
Karnı doymasına ragmen sürekli tıkınıp, obez olan bir hayvan?.
Ya da bir hayvanın, başka bir hayvan karşısında diz çöktüğünü gördünüz mü?..
Biz hayvanlara vahşi diyoruz, kendimize ise uygar..
Acaba?..
Bugün sözde en uygarımız Norveç, Danimarka gibi ülkelerde hayvan genelevleri var..
İnsan denen mahlukatın sapık dürtülerine peşpeş çekilen hayvanlar var..
O halde düşünmemiz gerekmiyor mu?..
Kim vahşi, kim uygar?..

*. *. *

İnsanoğlu avcı ve toplayıcı toplumken doğa ile barışıktı..
Ne zaman tarım toplumuna geçti, mülkiyeti ve sömürüyü öğrendi..
Mülkiyet ve sömürü benmerkezciliği getirdi.
Benmerkezci insan yüz yıllarca bitkilerin ve hayvanların kendisine hizmet etmek için varolduğunu sandı..
Onların üzerinde sınırsız bir egemenliğe sahip olduğu önyargısına kapıldı..
Sanayi toplumuna geçince de doğaya tamamen yabancılaştı..
Kapitalizmin bize yaptığı en büyük kötülük işte budur..
Benmerkezcilik..
Oysa bizler doğanın hakimi değil, sadece bir parçasıyız..
Bizler de bitkiler ve hayvanlar gibi bir türüz..
Biz olmasak doğada yaşam sürer..
Ama doğa olmazsa biz yaşayamayız..
Bu gerçeği ne zaman göreceğiz ?..
Duwarmish kızılderililerinin şefi Seattle, ABD Başkanına yazdığı mektupta şöyle demişti.
“Doğa anamızdır.. Dünyaya ne kötülük olursa, oğullarına da aynı kötülük olur. Eğer insanlar yere tükürürlerse, kendi yüzlerine tükürürler.. Dünya insanlara ait değildir. İnsanlar dünyaya aittir. Bütün her şey, aileyi bağlayan kan bağı gibi, birbirine bağlıdır.”
Evet doğa anamız..
Ama biz anasına hoyrat davranan evlatlarız..
Önümüzde sadece iki seçenek var..
Ya hem doğayla, hem birbirimizle kardeşçe birarada yaşamayı öğreneceğiz..
Ya da aptallar gibi yok olup gideceğiz..
Başka seçeneğimiz yok..
1 Eylül Dünya Barış Günü..
Ve bizler barış günü etkinliklerinin yasaklandığı bir ülkede yaşıyoruz..
Artık Mevlana’ya kulak verme zamanı gelmedi mi?
“Gelin bağa yeşiller kuşanan doğayı görün..
Her köşede bir çiçek dükkanı açan doğayı görün..
Güller gülerek sesleniyor bülbüllere:
Susun, susarak doğayı görün.”

www.haberhurriyeti.com / SEDAT KAYA

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz