Sosyal Medya'da Kamuoyu Oluşturmanın Yargıya olan Etkisi

İzmir Barosu eski Başkanı Avukat Mustafa Çetin'in Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3'üncü sınıfta okuyan kızı M.Nilsu Çetin, sosyal medyanın ya...

İzmir Barosu eski Başkanı Avukat Mustafa Çetin'in Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3'üncü sınıfta okuyan kızı M.Nilsu Çetin, sosyal medyanın yargı ve toplum üzerinde oluşturduğu olumsuzlukları değerlendirdi.

Her geçen gün dijitalleşen ve internetin tüm dünya düzenine hükmettiği günümüzde, internetin kullanım alanının ve kullanıcı sayısının oldukça artmasına karşın hukuki olarak bu konunun ele alınması ve tüm boyutlarıyla tartışılması da zorunlu hale gelmiştir. Öyle ki yaşadığımız çağa ‘Bilişim Çağı’ adı verilmiştir.

İnternet, insanların dünyasına nüfuz etmekle kalmamış yarattığı yeni kavramlarla kendi dünyasını da zamanla kurmuştur. Günümüzün en büyük bilgi paylaşma alanı olan internet aynı zamanda kişilerin fikir beyan etmek için de oldukça etkin bir şekilde kullandığı bir alandır.

Özellikle sosyal medya platformlarının çeşitlenmesi ve popülerleşmesiyle her türlü bilginin yayılması hızlanmış ancak bu bilgilerin doğruluğu ve güvenirliği risk altında olmaya başlamıştır.

Sosyal medya platformları her türlü yazı, resim, video gibi içeriğin kolay ve oldukça hızlı yayılması, paylaşılması, ulaştırılması prensibiyle geliştirilmiştir.

Ancak bu içerik internet ortamında yayılırken içeriğin doğruluğu veya kaynağın güvenirliği çoğu zaman eşzamanlı olarak denetlenmemekte, denetlenme mekanizması içerik belirli bir kitleye ulaştıktan sonra çalıştırılmaktadır.

Sosyal medya; gerçeği değiştirmenin, yerine yenisini kurgulamanın ve bu kurguyu herkese ulaştırmanın zahmetsizce yapıldığı bir ortamdır. Dolayısıyla bir konu hakkında kamuoyu oluşturmak da günümüzde çok kolaydır. Sosyal medya ortamında paylaşılan içerik yayıldıkça ve daha çok kişiye ulaştıkça insanların içeriğin doğruluğunu sorgulama ihtimali düşmektedir. Başka bir ifadeyle taraf olmanın, taraftar bulmanın kolaylaştığı bir platformdur sosyal medya. Günümüzde sosyal medya sadece resim, video paylaşmak, beğeni-takipçi kazanmak için kullanılan bir platform olmanın dışında kitlelere ulaşmak, haberdar etmek, yardım istemek, örgütlü hareket etmek gibi amaçlara da hizmet etmektedir.

Yaşanan bir olayın globalleşen dünya düzeninde yaşandığı yerde kalması mümkün değildir, sokaklar, şehirler, ülkeler aşarak hedeflenenden çok daha büyük bir kitleye yayılması doğru sosyal medya kullanımıyla olasıdır.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında çok rahat ifade edebilirim ki sosyal medya insanın beş duyu organı ile algılayıp gerçek dediğinin ötesinde bambaşka bir gerçeklik yaratmıştır. Öyle ki birebir görmediği, duymadığı, tanık olmadığı bir olayın nasıl gerçekleştiği ile ilgili kilometrelerce öteden bilgi sahibi olan insanlar her yerdedir. Bu hızlı ve kolay paylaşım doğru olduğunda iyi amaçlara hizmet edebilecekken içeriği doğru olmayan bir bilginin yayılmasıyla istenmeyen sonuçlara da vesile olabilmektedir.

Bunun yanı sıra sosyal medya tarafsız kişiler üzerinde büyük baskı oluşturma amacıyla da sıklıkla kullanılmaktadır. Takipçi sayısı çok fazla olan kişiler tarafından sistematik olarak yapılan bazı paylaşımlarla konu ile ilgili daha önceden bilgi sahibi olmayan kişilere araştırma fırsatı vermeden onları baskı altına almak suretiyle taraftar kazanmak da sosyal medyanın gücüyle yapılabilecekler arasındadır.

Son yıllarda ise ülkemizde sosyal medyanın bir numaralı kullanım amacı kamuoyu oluşturmak olmuştur. Gerek siyasiler, gerek spor müsabakaları, gerek yargıya intikal etmiş konular ile ilgili her gün yeni başlıklar açılmakta, yeni gündemler oluşturulmakta ve kitleler bu başlıklarla yönlendirilmektedir.

Özellikle hukuk mekanizmasının adalete ve hakkaniyete uygun bir şekilde işletileceğine duyulan güvenin bariz bir şekilde azalmasıyla sosyal medya platformları adeta mahkeme salonuna dönüşmüştür. Herkesin sanık, mağdur, avukat, savcı, hakim olabildiği bu platformlarda çoğu zaman gerçeklikten uzak, içerikten yoksun paylaşımlar sloganlaşarak kamuoyu yaratma çabasıyla kullanıcı kitlenin önüne servis edilmektedir. İlgili konuda gerekli hukuki bilgiye sahip olmayan sosyal medya kullanıcısı ise genellikle taraf olma bilinciyle hareket ederek kendisine ulaşan içeriği başkalarıyla paylaşmakta ve kendi yanına taraf olacak yeni kişileri aramaktadır.

Böylelikle neredeyse alışkanlık haline gelerek her gün yeni bir başlık sosyal medyaya yansıtılmakta ve geniş kitleler hep birlikte mağdur için adalet isterken kimin ne şekilde cezalandırılması gerektiğine de karar vererek fikir beyan etmektedir.

Oysa hukuk düzeni bu şekilde işlemez ve işlememelidir.

Sosyal medya tahmin edilenden çok daha büyük bir güce sahiptir. Hukuk düzeninde suçlunun cezalandırılmasının bir sebebi de toplum vicdanını rahatlatmaktır. Ancak yargıya taşınmış olaylar bu platformlara da yansıtıldığı ve sosyal medya platformları günümüzde geniş kitlelerce kullanıldığı için toplum, vicdanının rahatlayıp rahatlamadığını bu mecralar üzerinden verdiği reaksiyonlarla belli etmeye başlamıştır. Bu reaksiyonlar bazen olumlu sonuçlar doğursa da yargı erkleri üzerinde büyük baskılar kurmaya yöneliktir. Kurulacak olan bu baskının ciddiyeti ise sosyal medyada oluşturulacak olan kamuoyunun sayıca fazlalığı ve nitelik olarak etkinliği ile sağlanmaktadır.

Bu yüzdendir ki bir olay vuku bulduğunda mağdurun ve failin yakınları olayı kendi gerçekliklerine göre sosyal medyaya yansıtmakta ve kendilerine en etkili kamuoyunu oluşturmaya çalışmaktadırlar ki yargılama aşamasında ilgili merciler baskı altına alınabilsin. Teorikte çok yanlış olan bu düşünce ve çaba maalesef pratikte genellikle sonuç vermektedir. Hatta öyle ki sosyal medyada oluşan kamuoyu baskısı bazı durumlarda daha adaletli ve hakkaniyetli kararlar çıkmasına yol açmaktadır. Bu sonuç da aslında yargı sistemimizdeki bozulmalara ve kırılmalara işaret etmektedir. İlgili karar mercileri oluşan kamuoyunun baskısıyla daha detaylı incelemeler yapıp toplumun vicdanını yaralamayacak kararlara hükmetme eğilimindedir.Ancak kanaatimce bu şekilde istikrardan uzaklaşılmaktadır.

Kamuoyu tarafından bilinmeyen, ilgi duyulmayan olaylar için hukuk düzeninin olması gerektiği gibi işletilmeyeceği düşüncesi her geçen gün toplumda kök salmaktadır.

Her gün hepimizin sosyal medya hesaplarında önüne düşen haberler kadın cinayetleri, çocuk istismarları, hayvanlara eziyet başlıklarıyla dolup taşıyor. Vicdan sahibi olan, içinde merhamet barındıran herkes gibi bizler de faillerin alabilecekleri en yüksek cezayı alması için paylaşımlar yapıyor, kampanyalar imzalıyoruz. Bunu bir çıkarımız olduğu için değil cezalar caydırıcı olsun ki başkalarının canı da aynı şekilde yanmasın düşüncesiyle yapıyoruz. Hemen sosyal medya üzerinden mahkememizi kuruyor ve konuşmaya başlıyoruz. İstiyoruz ki fail her ne yaptıysa bunun sonucunu çok ağır bir şekilde ödesin, kimse onun yanında durmasın, kimse onu savunmasın.

Hatta çoğu zaman failin bir avukatının olmasını bile garipsiyoruz çünkü böyle vahşice davranan; bir kadına, bir çocuğa, bir hayvana eziyet eden birinin savunulmaya değer olmadığını düşünüyoruz.

İnsan psikolojisi ve duygularıyla hareket edildiğinde bu düşünceler oldukça tutarlı. Ancak modern hukuk düzeni bu yüzden belirli bir dengeyi tutturmak için oluşturulmuştur.

Savunulma hakkı da her insana gerçekleştirdiği eylemden bağımsız olarak yalnızca insan olduğu için tanınmıştır. Bu yüzden hukuk gerçekliği ve sosyal medya gerçekliği birbirinden oldukça farklıdır. Birinde reaksiyon ve duygular ön plandayken diğerini istikrar ve kanunlar oluşturur. Hukuk düzeni dışarıdan müdahaleye açık olmayan bir yapıdadır. İstikrar ve tutarlılık bu şekilde sağlanır. Toplumun vicdanını rahatlatmak ve cezaların caydırıcı olması önemli unsurlardır ancak sadece bunlara göre hareket edilmez. Her olay kendine özgüdür, her olay ayrı bir inceleme konusudur dolayısıyla verilen cezalar da aynı olmaz. Cezaların belirli bir alt ve üst sınırının olması da bu yüzdendir.

Günümüzde yargı üzerinde oluşturulmaya çalışılan baskı da tam olarak bu sınırlamalara ve ceza indirimlerine yöneliktir.
Sosyal medyanın bu amaçla kullanılmasıyla birlikte kanaatimce cezalarda istikrar ve tutarlılık da zamanla yok olmaya başlamıştır. Başka bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde ise zaten hiçbir zaman yakalanmamış olan bu tutarlılığın sosyal medya sayesinde gözler önüne serildiğini de söylemek mümkün olabilir. Sosyal medyada kendine kamuoyu oluşturmuş olaylarla bu mecralarda gündeme gelmeyen olaylar arasında yargılamanın seyri belirli bir tutarlılıkta değildir.

Zaten özellikle son yıllarda sosyal medyada kamuoyu oluşturma çabası da bu yüzdendir çünkü gündeme gelmek ve milyonların takipçisi olduğu bir davada karar verici olarak görev almak büyük bir baskı altında olmak demektir. Hukuk düzeni öyle bir haldedir ki toplum ilgili mercilerin baskı altına alınmadan adalete ve hakkaniyete uygun karar veremeyeceğini düşünmektedir.

Son yıllarda sosyal medya reaksiyonu takip edilerek birçok hukuki düzenlemenin yapıldığı da görülmektedir. Özellikle hayvan haklarına yönelik birçok düzenleme sosyal medyada meydana gelen tepkiler üzerine ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra kadın cinayetlerinde sanıklara uygulanan indirimler sosyal medyada oldukça tartışılmış ve hala daha tartışılmaktadır. Kravat taktığı, saygılı davrandığı için iyi hal indirimi uygulananlar ya da cinayeti haksız tahrik altında işlediğini öne sürerek cezasında indirime gidilenler günlerce konuşulmaktadır. Öyle ki birçok emsal olayda kadının üzerine giydiği kıyafet, yürüdüğü yol, dışarıda olduğu saat, yalnız olup olmaması bile cezayı hafifletebilecek nedenlermişçesine ileri sürülmüş ve sanık tarafından cezasına indirim uygulanması istenmişti.

Maalesef tüm bu değerlendirmeler öne sürüyor ki hukuk sistemimiz bir kadını yaşarken korumak için yeterli olmadığı gibi kadın öldüğünde maneviyatına sahip çıkmaya da yeterli değil. Tam da bu noktada sosyal medya kamuoyu devreye girmektedir, bazen ise devreye girmek zorunda bırakılmaktadır. Daha önce de değindiğim gibi olması gerektiği gibi işleyen bir hukuk mekanizması dışarıdan her türlü müdahaleye kapalı haldedir. Ancak bu mekanizma aksıyor ve ihtiyaçlara cevap veremiyorsa o zaman herkese bir şekilde söz hakkı doğmaktadır.

Örnek olarak her yeni gün açılan ‘hashtagler’ ile kadın cinayetlerinde iyi hal ve haksız tahrik indirimi uygulanmaması gerektiğini düşünenler büyük protestolarda bulunuyorlar.

Bu reaksiyonların kimi sonuç verirken kimisi ise başarılı olamıyor. Ancak toplum bu şekilde sosyal medya üzerinden örgütlenmenin yargı erklerini etkileyebileceğini görmüş oluyor. Bu şekilde çoğu zaman aslında dosyanın esası hakkında bilgi sahibi olunmadan cezaların üst sınırdan uygulanması ya da suçsuz olduğu düşünülen bir kişi için beraat veya en azından alt sınırdan ceza uygulanması sosyal medya kamuoyu tarafından talep ediliyor. Aynı şekilde çocuk istismarı suçu işlendiğinde kapalı kapılar arkasında görülen duruşmalar günümüzde sosyal medya kullanımı sayesinde milyonlarca kişi tarafından sonuçlanıncaya kadar takip ediliyor. Vicdanları rahatlatmayan kararlara karşı günlerce yorumlar yapılıyor, tepkiler gösteriliyor. Hatta mağdur avukatları genelde yaptıkları açıklamalarda ‘verilen bu karar toplum vicdanını rahatlatmaktan ve caydırıcılıktan oldukça uzaktır’ şeklinde açıklamalar yapıyor.

Tam da bu noktada sosyal medya kamuoyunun etkinliği ve gücü somut bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Toparlayacak olursam sosyal medya son yıllarda yargı erkleri ve yargılama süreci üzerinde özellikle cezaların belirlenmesi ve uygulanan indirimler hususunda büyük baskı kurmaktadır. Hukuk mekanizması kendi içerisinde işletilmesi gerekirken bu sürece hiç kimse tarafından müdahale edilmemesi yargının bağımsız kalması için oldukça önemli bir husustur.

Ancak günümüzde toplumun ahlaken ileri derecede çürümeye başlamasıyla ve sosyal medyanın kitleler tarafından kullanılmasıyla yaşanılan olaylar milyonların gözü önünde seyretmektedir.

Kadın cinayetleri, çocuk istismarları, hayvan eziyetleri gibi insan vicdanıyla bağdaşmayan olaylar vuku bulduğunda bundan tüm toplum etkilenmekte; adalet ve hakkaniyet herkes tarafından talep edilmektedir.

Olması gerektiği gibi işleyen hukuk sistemlerinde adalet ve hakkaniyetin örgütlenerek talep edilmesine gerek yoktur çünkü vatandaş hukuk mekanizmasının devreye gireceğinden ve suçluların gereken cezayı alacağından emindir.

Ancak maalesef ülkemizde yargıya olan güvenin oldukça düşmesi, üst üste kamuoyuna yansıyan olaylarda toplum vicdanını tatmin etmekten ve caydırıcılıktan uzak kararlar verilmesi, sanıkların büyük çoğunlukla iyi hal ve haksız tahrikten cezalarının üst sınırlardan uzaklaşması gibi durumlar nedeniyle adalet sosyal medyalarda açılan ‘hashtaglerle’ aranır bir şeye dönüşmüştür.

Bu yüzdendir ki sosyal medyada kamuoyu oluşturmak ve yargı erkleri üzerinde baskı kurmak suretiyle belirlenecek olan ceza miktarını duruma göre üst sınıra veya alt sınıra yaklaştırmak veyahut ceza indirimi uygulanmasına engel olmaya çalışmak günümüzde artık herkes tarafından kanıksanmıştır.

18 Ara 2021 - 12:27 - Gündem



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi


Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?